Antibiyotikler

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

İnsanoğlu dünyayı beş duyusuyla algılar. Gözüyle görür, kulağıyla duyar, eliyle dokunur; varsa tadını alır ve koklar. Beş duyusuyla algıladığı meseleleri daha iyi kavrar, daha emin kararlar alabilir ve kendisini daha rahat hisseder. Beş duyusuyla anlayamadığı meseleleri kavramak, çıkarım yapmak, karar vermek ve sonuca ulaşmak daha zordur. Mikrobiyoloji ilmini anlarken insanın zorlanmasının nedenlerinden biri de bu canlıların beş duyuyla algılanamamasıdır. Çünkü bu canlılar gözle görülemeyecek kadar küçüktür, kulakla duyulmaz, cildin üzerinde yaşasalar bile dokunulmaz, tadı alınmaz, koklanmaz…

Mikrobiyoloji ilmine doğru bakış açısı kazandığımızda bu ilmin tedavi çeşitlerini de daha yerinde değerlendirebilir, şüpheli noktaları daha net tespit edebilir, tedbir alırken veya çözüm üretirken daha doğru adımlar atabiliriz Allah’ın izniyle.

Gözümüzle göremeyeceğimiz kadar küçük bu canlıların dünyasına sadece “hastalıklar” açısından bakarsak böyle muhteşem bir kevnî ayete haksızlık edebiliriz. Mikroorganizmalar olarak isimlendirdiğimiz bu canlılar doğada çok yaygın bulunur ve pek çok yaşam döngüsünde önemli görevleri vardır. Örneğin ölen beden toprağa gömüldüğünde onun çürümesini ve toprağa karışmasını sağlayan bakterilerdir. Ekmeğin kabarmasında, hamurun mayalanmasında rol alan mantarlardır. Karbon döngüsünde rol alıp karbondioksitten oksijen üretilmesine vesile olan mikroorganizmalar vardır. Azotun doğada tekrar tekrar kullanılmasını sağlayan, demir gibi ağır metalleri bitkilerin ve diğer canlıların kullanımı için toprakta işleyen mikroorganizmalar vardır. İnsan vücudunda deride, bağırsaklarda yaşayarak insanlara fayda sağlayan bakteriler vardır. Tüm bu canlılar yeryüzündeki yaşamın devamında büyük öneme sahiptir.

Mikroorganizmaların içerisinde hastalıklara sebep olan, insanları ve hayvanları öldürebilecek kadar tehlikeli olanlar da vardır. Bu âlemdeki her bir canlı Rabbimiz tarafından farklı fıtratlarda yaratılmıştır ve Allah’ın (cc) onlara çizdiği sınırlar içerisinde yaşayıp gitmektedir. Bu kevnî ayetlerin tamamı Allah’ın yüceliğine ve kudretine delildir.

Mikroorganizmaların yaşam döngüleri üzerindeki hayati etkilerine bakıldığında El-Azîz olan Rabbimizin kevnî düzeni karşısında her akıl hayrete düşer… İnsan, mantığıyla değerlendirdiğinde yeryüzündeki tüm yaşamın devamlılığında bu kadar hayati öneme sahip canlıların daha güçlü olmasını bekleyebilir. Oysa fil ordusuna küçücük ebabil kuşlarını gönderen, üç yıllık boykot dönemini bir kurtçuğun sahifeyi yemesiyle sonlandıran Rabbimizin kudreti tüm sınırların ötesindedir. Tek bir hücreden meydana gelen, gözle görülemeyecek kadar küçük, diğer kompleks yapılardaki canlıların aksine basit yapılı bu mikroorganizmalarla düzenin sağlanması ve korunması; “Bu düzeni yaratan bu muhteşem yaratıcı kim? Bu basit canlılarla doğadaki düzeni koruyan akıllara hayret veren gücün sahibi kim?” dedirtmektedir. Kevnî ayetlere bakan her selim fıtrat, “Muhakkak ki tek bir yaratan var. O çok büyüktür ve O’nun gücü her şeye yeter!” diyebilir.

Fakat insanların çoğu…

“Yeryüzüne hiç bakmadılar mı? Biz orada her güzel bitkiden çift çift yaratmışızdır. Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın kudret ve azametine delalet eden) bir ayet vardır. (Ancak) onların çoğu mümin değildir (ve bu ayetleri görmezler/anlamazlar). Şüphesiz ki senin Rabbin, (evet,) O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir.”[1]

“Bugün bedenini kurtaracağız ki sonradan gelenlere ibret olasın. Şüphesiz ki, insanların büyük çoğunluğu ayetlerimizden gafildir.”[2]

“Onlara: ‘Gökten su indirip ölümünden sonra yeryüzüne hayat veren kimdir?’ diye soracak olsan kesinlikle: ‘Allah!’ diyecekler. De ki: ‘Allah’a hamd olsun.’ Bilakis, onların çoğu akletmezler.”[3]

İnsanoğlu tarih boyunca çeşitli vesilelerle sık sık imtihan oldu. Bazen baş edemediği, zarar gördüğü canlıları yok etmeye çalıştı. Fakat hikmetlerini bilmediği ve ilminin detaylarına vakıf olmadığı düzene direkt müdahale ettiği için hep daha zararlı çıktı. Ne yazık ki Allah’ın (cc) insan için yarattığı yeryüzünden faydalanmak ile düzeni bozup dengeye müdahale etmenin sınırlarını ayırt edemeyenler oldu. Rabbimizi, isim ve sıfatlarını, yarattığı kevnî düzeni hakkıyla tefekkür edip gerekli öğüdü alamayan insan, Allah’ın yarattığı kevnî düzeni bozmadan onun parçası olmayı ve faydasına kullanması gerektiğini tam anlamıyla öğrenemedi:

“Sizin için yeryüzünü zelil (üzerinde yaşamaya elverişli) kılan O’dur. O’nun yollarında yürüyün ve rızkından yiyin. Diriliş O’nadır.”[4]

“Kendisinden (bir lütuf olarak) göklerde ve yerde olanların tamamını hizmetinize sundu. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır.”[5]

Düzenin dengesini bozan her müdahale daha ağır imtihanlara kapı araladı. Örneğin tarım yapılan bir bölgede tarladaki yılanlardan zarar gören insanoğlu, yılanların kökünü kurutmayı denedi. Tüm yılanları öldürdü. Fakat yılan kevnî düzenin ayetlerinden biriydi ve yaratılmasının muhakkak bir hikmeti olduğunu akıl edemediği için ertesi sene tarlaları fareler bastı. Yılanlar fareleri yiyor, canlıların dengesinde önemli bir rol alıyordu. Farelerle baş edemeyen insanoğlu tarlalarına kasa kasa yılan getirtmek durumunda kaldı. Aynı zamanda yılanla beslenen yırtıcı kuşların da düzenini bozduğunu, o kuşların da başka düzenleri etkilediğini çok geç fark edebildi.

Bakterilerin sebep olduğu hastalıkların şifası, Rabbimizin yarattığı kevnî bir ayetin (küf mantarının) içerisinde binlerce yıldır gözlerimizin önündeydi. Allah’ın (cc) yarattığı muhteşem doğa düzeninde yaşayıp gitmekteydi…

Antibiyotikler Nasıl Keşfedildi?

Doğada canlılar birbirlerini yiyerek hayatta kalır. Fare bitkisel ürünleri yer, yılan fareyi yer, yırtıcı kuşlar yılanı yer, diğer yırtıcılar kuşları yer… Böylece bir denge ve düzen oluşur. Bazı canlılar aynı besinle beslendiğinde besin için birbirleriyle yarışırlar. Mikroorganizmalar âleminden mantar ve bakteriler de aynı yiyecek için birbirleriyle yarışan iki canlı grubudur. Örneğin bir peynirin üzerinde hayatta kalabilmek için ikisinin de peynire ihtiyacı vardır. Her canlı peyniri yemek isteyen diğer canlıyla ölümüne mücadele eder. Mikroskobun icadıyla bu canlıları inceleme fırsatı bulan insanoğlu, peyniri incelediğinde üzerinde mantarların, bakterilerin ve diğer mikroorganizmaların yaşadığını, fakat peynir küfünü incelediğinde küf mantarlarının peynire tamamen hâkim olduğunu ve bakterilerin ortamda bulunmadığını fark etti. Peynirle beslenen bakterinin de orada olması gerekiyordu, ama yoktu. Bu iki canlı arasındaki ilişki incelendiğinde küf mantarının bir madde salgıladığı ve bu maddeyle bakterileri öldürdüğü keşfedildi. İncelemeler devam ettikçe bu maddenin bakteriyi öldüren antibiyotik olduğu anlaşıldı. Teknoloji ve genetik ilminin de ilerlemesiyle küf mantarının, antibiyotik üretmeyi genetik olarak bildiği yani fıtratına kodlanmış olduğu bulundu. Her şeye gücü yeten Allah (cc), âlemleri yarattığı gibi onlara bir düzen vermiş ve bu düzeni DNA vesilesiyle fıtratlarına yerleştirmişti.

Küf mantarının peynire hâkim olmak için bakterileri öldüren bir antibiyotik salgıladığı anlaşılınca antibiyotik türevi ilaçlar hayatımıza girdi.

İnsan derisi incelendiğinde üzerinde bazı bakterilerin yaşadığı keşfedildi. El yıkamada aşırı gidildiğinde ve cildin üzerinde hiçbir canlı olmayacak seviyede -steril- temizlik yapıldığında ciltte mantar enfeksiyonlarının arttığı gözlemlendi. Elimizin üzerinde bulunan bakteriler cilt artıklarımızdan beslenirken aynı zamanda cildimize fayda sağlıyor, mantarın yaşamasını engelleyen maddeler üretiyordu. Böylece mantarlar o bölgeye yerleşemiyor ve hastalık oluşturamıyordu.

İnsan vücudu içerisinde bazı faydalı mikroorganizmalar bulunur, fakat beden, hastalık yapan canlılarla birlikte yaratılmamıştır. Hastalık yapan bu canlılar vücuda girdiğinde hastalık oluşturmaya başlar. Oluşan enfeksiyonu bağışıklık sistemi temizlemeye çalışır. Bağışıklık sisteminin gücünü aşan durumlarda ölümcül süreçlerin yaşanmaması için bazı ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçların keşfedilmesinde mantarlar ve bakteriler arasındaki ilişkiden faydalanılmıştır.

İki âlem arasındaki ilişki detaylı incelendiğinde keşfedildi ki mantarlar bakterileri, bakteriler de mantarları öldürecek yeteneklere sahipler ve bu yeteneklerinin tamamı genetiklerinde fıtri olarak mevcuttur.

“Bu canlıların ürettiği maddeler insan hastalıklarının tedavisinde kullanabilir mi? Kullanılırsa nasıl kullanılabilir?” sorularının araştırılmasıyla tedavide antibiyotiklerin nasıl kullanılacağı şekillenmeye başladı. Zamanla antibiyotiklerin de seviye seviye olduğu, her antibiyotiğin her canlıyı öldürmediği ve çeşitleri olduğu keşfedildi. Bugün enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde yüzden fazla çeşit antibiyotiği farklı dozlarda kullanabiliyoruz, elhamdulillah.

Rabbimizin yeryüzüne indirdiği ilim sayesinde mikroorganizmalar âlemi keşfedildi ve insanoğlu büyük bir nimete kavuştu. Keşifler yaşanırken nimetleri verene hamdetmek, şükrünü eda etmek ve yeryüzünü hayırla imar etmek gerekliydi. Fakat bazı müstekbirler mikrobiyoloji ilminden öğrendikleriyle bu ilmi ve canlıları biyolojik silah olarak kullandı; bazı toplumları öldürmeye çalıştı, bazılarını da tedavilerden mahrum bıraktı.

Ne ki mustazaf toplumun bir kesimi de bu nimeti suistimal etti. Pek çok insan antibiyotikleri kullanmasına gerek olmadığı yerlerde kullandılar ve bakterilerin ilaçlara direnç geliştirmesine sebep oldular. Ve eğer bilinçsiz antibiyotik kullanımı devam ederse bu hastalıkları tedavi edecek antibiyotikleri bulamayacağımız bir geleceğe doğru hızla ilerliyor olabiliriz…

Küf mantarları Allah’ın (cc) yarattığı fıtrat doğrultusunda antibiyotik üretir. En doğal, en fıtri ilaç gruplarından biri antibiyotiklerdir. Fakat biz bu ilaçları küf mantarının ürettiği şekilde kullanmıyoruz ve kullanamayız. Bir enfeksiyon hastalığı geçirirken küflü peynir yediğimizde tedavi almış olmuyoruz. Bir ürünün ilaç olup hastalıkların tedavisinde kullanılabilmesi için üretim ve uygulama süreçleri gereklidir. Bu süreçte insan bedenindeki etkisi keşfedilir, doz ayarı yapılır ve oluşacak yan etkiler incelenir.

Üretim ve uygulama aşamalarının Allah’ın (cc) şer’i yasalarına uygun olup olmadığından tam emin olamadığımızda haklı olarak endişelenebiliyoruz. Bilginin elde edilmesinde, ilmin uygulanmasında ve ürünlerin üretilmesinde Allah’a (cc) hesap vereceği bilinci olmayan insanlar yer aldığında bazı şeylerden şüphe duyabiliyoruz…

Rabbimiz hikmetle beraber demiri indirmiştir:

“Andolsun ki, resûllerimizi apaçık (delillerle) gönderdik. İnsanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla beraber Kitab’ı ve mizanı (adalet ölçüsünü) indirdik. (Ayrıca) kendisinde çetin bir güç ve insanlar için faydalar bulunan demiri indirdik. Ta ki Allah, kimlerin gaybda (onu görmedikleri hâlde) Allah’a ve resûllerine yardım edeceğini açığa çıkarıp ayırsın. Şüphesiz ki Allah, (güç ve kuvvet sahibi olan) Kaviy, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz’dir.”[6]

Bir meselenin doğru olması tek başına yeterli değildir. Doğrunun yaşanmasında ve uygulanmasında Allah’ın sınırlarının gözetilebilmesi için demir (güç) gereklidir. Bu güç Medine Dönemi’nde olduğu gibi bir İslam devleti de olabilir, Mekke Dönemi’nde olduğu gibi Ömer (ra), Hamza (ra) gibi güçlü sahabilerin iman etmesi de olabilir. Rabbimiz bizlere ilaç fabrikalarını kuracak ilim, teknik imkân, maddi ve manevi gücü verene kadar mevcut bilimin içerisindeki hayrı alıp şerri ayıklamaya çalışacağız, Allah’ın izniyle.

İnsanlar dünyevi meselelerde karar alabilir, bir şeyi kullanmak isteyebilir veya kullanmayı tercih etmeyebilir. Bunların hepsi kişisel görüşlerdir ve tercihe dayalıdır. Fakat bir şeyin tercih edilmesinde veya tercih edilmemesinde İslami gerekçeler sunarken dikkatli olmakta fayda vardır. Çünkü çıkış noktası ve kaynağı bilinmediğinde Allah’ın (cc) şer’i yasaları gerekçe gösterilerek Allah’ın kevnî ayetleri, küf mantarının antibiyotiği fıtri olarak üretmesi gibi, eleştiriliyor olabilir. Rabbimizin ayetlerinin tamamı birbirini tasdik eder ve iman edenlerin imanını artırır. Antibiyotikler konusunda insanların hassasiyetlerinin hedefi, antibiyotiğin özü ve kaynağı değil; üretimi, uygulanması ve ilmin kullanıldığı yerler olursa bu, Allah’ın izniyle daha isabetli olacaktır. Allah (cc) en doğrusunu bilir.

Allah (cc) izin verirse bir sonraki yazıda görüşmek duasıyla…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.


[1]. 26/Şuarâ, 7-9

[2]. 10/Yûnus, 92

[3]. 29/Ankebût, 63

[4]. 67/Mülk, 15

[5]. 45/Câsiye, 13

[6]. 57/Hadîd, 25

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver