TEVAZU GÜNCELLEMESİ

Kibriya sahibi olan Allah’a hamd; tevazu abidesi olan Resûl’üne salât ve selam olsun.

Yapay zekâ çağında insanın imtihanı bilgiden çok bilginin nefsine yüklediği “benlik” ile olmaktadır. Zira insan artık görünmediğinde var olmadığını sanan bir canavara dönüşmüş; sosyal medyada bir şeyi paylaşmadığında unutulacağını, beğenilmediğinde değersizleşeceğini zanneder hâle gelmiştir/getirilmiştir. Günümüz dünyasında da dijital bir surete bürünen riya virüsü maalesef kalplere sirayet etmiş ve bulaş riski yüksek bir hastalık misali günümüzde artık ekranlardan bulaşmaktadır.

Sosyal medya, insanı görünmeye mecbur bırakan bir panayır hâline gelmiştir artık. Üzülerek ifade etmek gerekir ki paylaşmadığı ân kendini eksik hisseden bir nesil doğmuştur.

Doğrudur; ihtiyaç sahipleriyle bir şeyleri paylaşmak, fıtratı bozulmamış insanı mutlu eden yüce bir haslettir. Paylaşmanın hem ruhi hem de maddi bereketi vardır. Hele ki bunu bir ibadet şuuru ile yapıp ecrini yalnız Allah’tan (cc) beklemek, insanı ulvi bir mertebeye taşır. Böyle bir paylaşım kalbe huzur, mala bereket, hayata ise görünmeyen bir koruma vesilesi olur. Tanımadığı bir kimsenin sıkıntısını gidermek, Allah rızası için bir faydayı çoğaltmak, kişiyi daha canlı, daha dirayetli ve özgüvenli kılar.

Ne var ki şeytanlar topluluğu, bu fıtri güzelliği, yani paylaşma amelini ifsat etmek için küffar ordusuyla el ele vermiştir. Böylece insanların kalplerine gösterişi, niyetlerine riyayı, hedeflerine ise karşılığı olmayacak seraplar yerleştirmişlerdir. Paylaşmak, artık Allah rızası için değil; nefsi tatmin için yapılan bir gösteriye dönüştürülmüştür. Salih amelin ruhu soyulmuş, ihlasın özü çalınmıştır. Zira şeytanlar ve taraftarları şunu çok iyi bilmektedir; ameller ve İslam’daki o toplumsal fayda önce şirkle, o da olmazsa riya ile boşa çıkarılabilir.

Rabbimiz ve O’nun âlemlere rahmet elçisi, gösterişin esasında amelleri ne kadar değersiz kıldığını bize şöyle bildirmektelerdir:

“Ey iman edenler! Sadakalarınızı minnet ile başa kakmak ve (insanlara) eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Malını insanlara gösteriş yapmak için infak edip, Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanmayan (kimse) gibi… Onun misali, üzerinde toprak bulunan, sağanak yağmurun değmesiyle (toprağın suyla aktığı) çıplak kayanın misali gibidir. Yaptıkları hiçbir şeyin (Allah katında bir karşılığı yoktur ve yaptıklarından) faydalanmazlar. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”[1]

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Her kim amelini işittirirse Allah (cc) onu işittirir. Her kim amelini gösterirse Allah (cc) onun gerçek halini gösterir.”[2]

İşte dijital çağdaki riyanın yeni sureti tam olarak böyledir: Amellerin içi boş, niyetlerin yönü kaymış, kalpler beğeni sayısına mahkûm edilmiştir. Her gönderi, “Bakın. Görün. Ben de varım!” çığlığına dönüşmüştür. Kalpler tevazu yerine onay arayışına, sadaka yerine sanal takdire yönelmiştir.

Açıkçasını söylemek gerekirse bu hâlin vardığı noktayı düşününce içim ürperiyor. Sanki görünürlük uğruna her şey mübah hâle gelebilirmiş gibi… Bazen “sanal dilenciler” çıkmasından bile endişe ettiğim oluyor:

“Allah rızası için bir ‘like’ atar mısınız? Çocuklarım/Eşim/Cemaatim artık beni hiç beğenmiyor…”

Artık “beğenilmek” bir ihtiyaç, “takdir edilmek” bir gıda, “görülmemek” ise neredeyse bir ölüm gibi algılanıyor. Ne acıdır ki insan, “Rabbim beni görüyor.” bilincinden “Acaba kimler durumumu gördü?” telaşına savrulunca tam bir sanal dilenci konumuna düşmüyor mu sizce de? Whatsapp durumlarına yazılmış şu ifadedeki sessiz çığlıklar, çağın ruh hâlini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor: “Kimsem olmasa da Rabbim bana yeter!”

Heyhat! Rabb, kavramını tekrar hatırlatmak gerekiyor zannımca… Zira insan farkında olmadan dijital bir “rabb” edinmiş olabilir.

Hakikatte Rabbimiz tüm kullarına kâfidir.[3] Madem gerçekten yetiyorsa, neden bu kadar görünme çabası içindeyiz?

Kur’ân-ı Kerîm bu ruh hâline şöyle cevap vermektedir:

“Onlar gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az anarlar.”[4]

Mahmûd ibni Lebîd’den (ra) Allah Resûlü’nün (sav) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“ ‘Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir.’

Dediler ki: ‘Küçük şirk nedir, ey Allah’ın Resûlü?’

‘Riyadır. Yüce ve Celîl olan Allah, Kıyamet Günü’nde inananlar amellerinin karşılığını aldığı vakit, başkalarına gösteriş yapanlara şöyle diyecektir: ‘Dünyada kendilerine gösteriş yaptıklarınıza gidin. Bakın bakalım onlarda sizin için, gösteriş yaptığınız amellerinize karşılık mükâfat var mıdır?’ ”[5]

Anlıyoruz ki riya, kalbin amellerine sızan çağlar arası manevi bir virüstür. Bilhassa dijital çağda bu virüs, “like” adıyla kılıf değiştirmiştir. “Beğenilme arzusu”, tevazuyu yiyip bitiren bir kemirgene dönüşmüştür.

Gözlerden Irak Ameller

Tevazu, insanın kalbini Rabbine yönlendirme hâlidir. Görülmeden, övülmeden yaşama hâlidir.

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Yedi sınıf insan var ki, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı (mahşer meydanında) kendi gölgesinde gölgelendirecektir: Adil imam/yönetici, Allah’a ibadetle yetişen genç, kalbi mescidlere bağlı olan kimse, birbirlerini Allah için seven ve onun rızası için bir araya gelip onun için ayrılan iki kişi, soylu ve güzel bir kadın kendisini zinaya davet ettiğinde ‘Ben Allah’tan korkarım.’ diyerek onu reddeden adam, sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayacak kadar gizlice sadaka veren kişi, bir de yalnız başına Allah’ı zikredip de gözleri yaşla dolan kimse.”[6]

Bu hadisin derin manası, gizlice yapılan iyiliğin insana kazandırdığı o yüce mertebedir. Çünkü riya bulaştırılmadan yapılan iyilik, insanı beğenilme köleliğinden kurtarır. Allah’a (cc) kulluğun lezzetine eriştirir. Oysa günümüzde, yapılan bir iyiliğin sessiz kalması neredeyse bir eksiklik sayılıyor. Oysa Allah (cc) için yapılan hiçbir amel zayi olmaz.

“Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür; kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.”[7]

Beğenilmese de görülmese de alkışlanmasa da… Müminin yüreğinde demlenen ihlaslı bir salih amel, Kiramen Katibîn melekleri tarafından yazılır, gecenin karanlığında dua olup yankılanır… Kimi zaman bir mazlumun derdine derman kimi zaman bir fukaranın ihtiyacına karşılık olur. İnsanlar unutsa da Rahmân’ın unutmadığını bilir.

Son söz yerine bir dua

İhlas, görünmeden yaşamanın asaleti; tevazu ise o görünmezliği sevmektir. Çünkü gizlilik, riyanın panzehiridir. Dijital ağlarla örülmüş bu çağın sahte ışıkları arasındaki en hakiki nur, kulun gizli hâlde yaptığı amellerdeki tevazusudur.

Öyle bir çağa geldik ki, günümüz insanı görünmekten ziyade belki de “görünmezlik” duası etmelidir/edecektir. Her vakit yol gösterici örneğimiz ve övülen peygamber Muhammed Mustafa (sav) iki kişinin birbirini övmesine bile dikkat çekmiş, bunu ümmeti için mübarek bir duaya dönüştürmüş. Zikir kitaplarımıza da “methedildiğini duyan kişinin yapacağı zikir” şeklinde kayda geçmiştir:

اللَّهُمَّ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا يَقُولُونَ، وَاغْفِرْ لِي مَا لَا يَعْلَمُونَ، وَاجْعَلْنِي خَيْرًا مِمَّا يَظُنُّونَ

“Allah’ım! Onların söylediklerinden dolayı beni sorumlu tutma, bilmedikleri (günahlarımı) bağışla ve beni onların zannettiklerinden daha hayırlı kıl.”[8]

İşte bu dua, dijital dünyanın giriş kapısına serlevha edilmesi gereken bir duadır. Övülmeyi değil, affedilmeyi dilemek; görünürlüğü değil, Allah (cc) katında makbul olmayı istemek…

Tevazu, çağın kalabalığında kaybolmaktan öte kalabalıklar arasında Allah’ı (cc) hatırlamaktır. Ve bilelim ki bir kalp, sadece Allah’ın (cc) görmesiyle yetinmeyi öğrendiğinde; işte o zaman hakikaten tam da olması gerektiği gibi görünür olmuş demektir…

Ebû Hureyre’den (ra) nakledildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Allah bir kulunu sevdiği zaman Cibrîl’e şöyle seslenir: ‘Allah, falan kişiyi seviyor sen de sev!’ Bunun üzerine Cibrîl, o kulu sever ve gök ehline, ‘Allah, falan kişiyi seviyor, siz de sevin!’ diye nida eder. Gökte bulunanlar da o kulu severler ve daha sonra yeryüzünde bu kula karşı sevgi duyulur ve bu kişi itibar sahibi olur.”[9]

Rabbim, kalbimizi görünme arzusundan, beğenilme kaygısından arındır. Bize, sadece senin görmenle mutmain olan bir gönül ver. Sözümüzü gösterişten, amelimizi riyadan uzak eyle. Değerimizi insanların gözünde değil, senin katında aramayı nasip eyle!

“Allah’ım, nefsime takvâsını ver; onu arındır. Onu en iyi arındıran sensin; onun velisi ve mevlâsı sensin.”[10]


[1] 2/Bakara, 264

[2] Buhari, 6499

[3] bk. 39/Zumer, 36

[4] 4/Nisâ, 142

[5] Ahmed, 23630

[6] Buhari, 660; Müslim, 1031

[7] 99/Zilzâl, 7-8

[8] El-Edebu’l Mufred, 761; Şuabu’l Îmân, 4534

[9] Buhari, 3209; Müslim, 2637

[10] Müslim, 2722

Önerilen makaleler