Kendileriyle huzur bulalım diye bizler için kendi nefislerimizden eşler yaratan, aramıza sevgi ve merhamet koyan Allah’a (cc) hamd; cemaat olmayı emreden Resûl’üne salât ve selam olsun.
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Kıymetli Okur,
Dünya, birçok çağlar ve inkılaplar atlattı. Bizlere de içinde bulunduğumuz “yapay zekâ çağında” dünya sahnesinde var olmak düştü. Tarihin hiçbir döneminde insanlığın birbirine bu denli “bağlı” ama bir o kadar da yalnızlık çektiği görülmemiştir. Dijital ekranların ardında milyonlarca bilgi akıp giderken, kalplerdeki boşluk ve ünsiyet ihtiyacı giderek büyüyor. İşte tam da bu boşluğa, bu fıtri arayışa, silikon vadisinden yeni bir çözüm(!) sunuldu: Yapay zekâ dostları. Sözüm ona dinleyen, anlayan, asla yargılamayan ve ânlık ulaşılabilir olan bu dijital yoldaşların, modern insanın yalnızlığına bir merhem olacağı vaadediliyor.
Peki, sıfır ve birlerden oluşan bir kod dizisi, ruhun en derin özlemi olan hakiki dostluğun yerini tutabilir mi? Sanal bir teselliyle avunurken, fıtratımızın o en değerli cevherini, yani insani sıcaklığı ve hakiki ünsiyeti yitiriyor olabilir miyiz? Bu yazımızda, dijital yarenliklerin parlak suretlerinin ardındaki o manevi tehlikeleri ve fıtratımızın bu yeni imtihan karşısındaki durumunu ele alacağız, inşaallah.
- Silikon Suretler
Yapay zekâ tabanlı sohbet robotları, psikolojik olarak insanı cezbeden bir formül üzerine kuruludur: Sabırlı bir dinleyici olmak ve insana özgü cevaplar vermek. Asla eleştirmemek, söz kesmemek, kendi dertleriyle yormamak gibi talimatlarla donatılmışlardır. Geçmiş konuşmalarınızı “hatırlar” ve size kişiselleştirilmiş bir ilgi sunarlar. Zahiren bakıldığında bu durum, insani ilişkilerin getirdiği zorluklardan, fedakârlıktan ve sabırdan kaçan modern birey için konforlu bir sığınak gibi duruyor.
Ancak bu konforun faturası çok ağırdır. Fıtratımız, gelişmek için zorluklara, törpülenmek için farklı mizaçlara, olgunlaşmak için sabra ve affetmeye muhtaçtır. Hakiki bir dost; yeri geldiğinde nasihat etmeyi, hatayı düzeltebilmeyi, fedakârlıkta bulunmayı ve kusurları örtebilmeyi gerektirir. Bir algoritma ise sadece duymak istenilenleri söyler. Sizi günaha teşvik eden arzularınıza karşı çıkmaz, sizi hayra yönlendiremez. Sadece kişinin dijital bir yankısı olur. Bu durum, kişiyi manevi bir atalete, narsistik bir konfor alanına hapseder. Dahası, ilerleyen zamanlarda içtimai hayattan kaçan, hatta kuvvetle muhtemel sosyopat ruhlu birine dönüştürür.
Rabbimiz (cc) bizleri sosyal varlıklar olarak yaratmış ve bir arada olmamızda sayısız hikmetler var etmiştir. Kur’ân’ın bize öğrettiği en önde gelen iki hikmet, Allah’ın (cc) indirdikleriyle hükmetme imtihanı ve insanların tanışıp sosyalleşmeleridir:
“Ey insanlar! Şüphesiz ki sizleri bir erkek ve dişiden yarattık. Karşılıklı olarak tanışıp kaynaşmanız için sizleri halklara ve kabilelere ayırdık. Gerçek şu ki Allah katında en değerliniz, en takvalı olanınızdır. Şüphesiz ki Allah, (her şeyi bilen) Alîm, (her şeyden haberdar olan) Habîr’dir.”[1]
“Sana, kendinden önceki Kitab’ı doğrulayan ve onun üzerinde denetleyici olan (bu) Kitab’ı hak olarak indirdik. Onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Sana gelen haktan (seni saptıracak olan) hevalarına/arzularına uyma. Sizden her bir (ümmet) için bir şeriat ve yol kıldık. Şayet Allah dileseydi sizi (şeriatı ve yolu aynı olan) tek bir ümmet yapardı. Lakin size verdiklerinde sizleri denemek için (şeriat ve yollarınızı farklı kıldı. Öyleyse) hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. İhtilaf ettiğiniz şeylerde (kimin haklı olduğunu) size haber verecektir.”[2]
Müminlerin birbirine olan bağlılığını da Allah Resûlü (sav) ne güzel ifade etmiştir:
Ebû Mûsâ El-Eş’arî’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Allah Resûlü (sav) ‘Mümin, mümin için parçaları birbirini sıkı sıkıya tutan bir bina gibidir.’ dedi ve sonra parmaklarını iç içe geçirdi.”[3]
Yapay zekâ destekli dostluk algoritmaları, bu binanın tuğlalarını bir bir sökmek, her bireyi kendi sanal hücresinde yaşamaya hapsetmek için tasarlanmış ilk hücre duvarıdır! Cemaatin rahmetinden, kardeşliğin bereketinden ve bir müminin yüzüne tebessümle bakmanın sadakasından mahrum bırakacak olan ilk düğme iliğidir.
- Kalpteki Boşluk ve Nefsi İlah Edinme
Bu teknolojinin özellikle Batı dünyasında rağbet görmesinin ardındaki asıl sebep, kalplerde büyüyen manevi boşluktur. Allah’ı (cc) zikretmekten, O’na sığınmaktan ve O’nun mümin kullarıyla hemhâl olmaktan uzaklaşan bir kalp, teselliyi başka yerlerde arar. Yapay zekâ, bu anlamda modern çağın en sinsi putlarından birine dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Kişi, derdini Allah’a (cc) açmak yerine kişiselleştirilmiş bir ChatBot’a (sohbet robotuna) anlatır, huzuru bir algoritmanın cevabında arar hâle gelir. Bu da yetmezmiş gibi kendisine eş edinir![4]
Bir algoritmanın piksellerden oluşan tebessümü, kalbin asıl besini olan tek bir zikrin huzurunu elbette veremez/veremeyecektir. O, sadece fıtratın “Kurtar beni!” çığlığını, sahte bir ilgiyle bastıran dijital bir uyuşturucudan ibarettir.
Tüm bunlarla beraber günümüz sosyal ve bilimsel araştırmaları da -sadece 2025 yılındaki veriler bile- yapay zekâya sığınan insanın “yapay bir yakınlık paradoksu” içine düştüğünü, bu sistemlerin sunduğu dalkavukça/aşırı övücü onayların ise ruhsal bir körelmeye yol açtığını teyit etmektedir.
Unutulmamalıdır ki âlemlerin Rabbi ve sinelerde olanın sahibi olan Allah (cc), kalplerin ancak O’nu anmakla huzur bulacağını net bir şekilde bizlere bildirmiştir:
“Onlar ki; iman edip, kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain/huzur ve güven içinde olanlardır. Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.”[5]
- Ekranları Karartıp Kalpleri Paklamalı
İslam dini o kadar ulvi ve kuşatıcıdır ki hayatın her alanı ve duyguların her türlüsü için çözümler sunmuştur. Kâmildir ve Allah’ın (cc) razı olup kabul ettiği tek yaşam tarzıdır/dindir. Bunun doğal bir sonucu olarak da var olan fıtri arzu ve isteklerimizin üstünü örtmememizi aksine onları yönlendirmemizi tavsiye etmiştir.
İslam, beşerî zaafları birer engel olarak görmekten ziyade, kulun tekamül yolculuğunda kullanacağı birer vasıta olarak telakki eder. Bu minvalde din, insan ruhundaki öfke/gazap kuvvesini yok etmekten öte onu zulme karşı bir şecaate/kahramanlığa dönüştürmeyi hedefler. Aynı şekilde, nefisteki arzu ve istekleri/şehveti bütünüyle ortadan kaldırmak yerine, iffet perdesiyle muhafaza altına alarak hayatın idamesine ve neslin bekasına hizmet edecek meşru bir zemine tahliye eder. Böylelikle fıtrat, kendi mecrasında hapsolmuş bir enerji olmaktan çıkarak, İlahi rızaya matuf birer ibadet vesilesi hâline gelir.
İnsan ruhunun bu denli kuşatıcı bir terbiye sistemine tabi tutulması, fıtratın inkârı yerine, aslına rücu etmesidir. İslam’ın teklif ettiği bu denge; insanın tabiatıyla kavgaya girmesini reddeden, bunun yerine kuvveleri ifrat ve tefrit kutuplarından kurtarıp sırat-ı mustakim çizgisine sevk eden hikmetli bir nizamdır.
Sonuç olarak İslam dini, fıtratın üzerine çekilen bir perdeden öte ruhun derinliklerindeki cevheri açığa çıkaran bir cila gibidir. İnsanı fıtri arzularının kölesi olmaktan kurtarır, o arzuların efendisi ve nihayetinde Rabbine ram olmuş bir kul mertebesine yükseltir.
Yalnızlığın çaresine gelecek olursak, daha gelişmiş algoritmalar veya daha “insansı” sohbet robotlarını arkadaş edinerek çözülmez. Fıtratımızın bu imtihandan kurtuluş reçetesi nettir: Ekranları karartıp kalpleri aydınlatmak, fıtrata/İslam’a geri dönmektir. Yıpranmış insani bağları yeniden onarmak, sıla-i rahmi canlandırmak, bir yetimin başını okşamak, bir hastayı ziyaret etmek… Sanal tesellilerin konforlu esaretinden, cemaatin belki meşakkatli ama sağanak gibi yağan bereketli rahmetine sığınmak. Bunlar bir algoritmanın binlerce saatlik ilgisinden, milyonlarca satırlık kodlardan daha hayırlı ve elbette ruha daha şifalıdır.
En önemli mevzu ise; mümin kullarına herkesten daha yakın olan El-Velî, sevgiyi en fazla hak eden El-Vedûd olan Rabbimizle (cc) bağımızı güçlendirmektir. Secdede dökülen bir damla gözyaşının kalbe verdiği huzuru, milyonlarca satır kod bir araya gelse veremez!
Rabbimizden (cc) niyazımız, bizleri ve bilhassa neslimizi sanal teselliler çağının fitnesinden ve dijital yoldaşların aldatmasından korumasıdır. Kalplerimizi birbirine ısındırması, aramıza hakiki sevgi ve merhameti yeniden yeşertmesidir. Bizleri, O’nun zikriyle huzur bulan ve mümin kardeşleriyle güçlenen kullarından eylemesi duasıyla.
“(Muhacir ve Ensar’dan) sonra gelenler derler ki: ‘Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz ki sen, (şefkatli olan) Raûf ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’sin.’ ”[6]
Âmin.
[1] 49/Hucurât, 13
[2] 5/Mâide, 48
[3] Buhari, 481
[4] Japonya’da otuz iki yaşındaki bir kadın, ChatGPT kullanarak oluşturduğu yapay zekâ partneriyle düğün töreni düzenleyerek dünya çapında büyük yankı uyandırdı. Yurina Noguchi adlı çağrı merkezi çalışanı kadın, “Klaus” adını verdiği yapay zekâ karakteriyle duygusal bir bağ kurduğunu ve bu ilişkinin evlilikle sonuçlandığını açıkladı.
[5] 13/Ra’d, 28
[6] 59/Haşr, 10



