Nasıl Duyarız?

Râhman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

“Nöromotor Gelişim” yazımıza küçük bir ara verecek ve bu ay yeni bir konuyu işleyeceğiz, inşallah.

“De ki: ‘Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Şayet Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alıp kalplerinizi mühürleyecek olsa, Allah’ın dışında onu size (geri) getirecek ilah kimdir?’ Bak, ayetleri nasıl da farklı şekillerde açıklıyoruz. Sonra onlar yine de (ayetlerimizden) yüz çeviriyorlar.”[1]

Bütün kulakların, gözlerin ve kalplerin sahibi olan Allah’a (cc) hamdolsun ki hakkı duyup da yüz çevirenlerden/amel etmeyenlerden olmamak için çabalıyoruz. Duyuyoruz ve duyduklarımızla amel etmeye çalışıyoruz…

Rabbimizden bir nimet olarak duyuyor ve duyduklarımızı anlayabiliyoruz:

“De ki: ‘Sizi yoktan var eden, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!’ ”[2]

Rabbimiz (cc), -imtihan ettikleri müstesna- her kuluna göz, kulak ve kalp vermiştir. Aynı zamanda bize verdiklerinin tamamının da Melîk’idir (sahibidir). Evet, -imtihan ettikleri müstesna- hepimizin yaratılışında bu organlar mevcuttur. Peki, biz bu organların kıymetini biliyor ve şükrünü eda edebiliyor muyuz?

Kulak nasıl şükredebilir ki?

Kulağın şükrü, hakkı duyması ve duyduğu hakkı insanlar arasında yaymasıdır. Rabbine yönelmesidir. Rabbinden geleni duyup O’nu yüceltmesidir. Rabbinin emirlerini dinlemesi ve onlara uymasıdır. Rabbinin nehyettiklerini duyup bunlardan kaçınmasıdır. O’nun öğütlerine kulak vermesidir. Yarattığı nimetleri duyup tefekkür edebilmesidir. Ve daha fazlası…

O hâlde, “Şükrünü eda edemeyen kulaklar da var!” diyebiliriz.

Duyandan duyana da fark var elbette. Örneğin, kulaklarında ağırlık olanların[3] duyması var. Hakka sağır olup[4] her türlü fıska açık olanların duyması var. Bir de Rabbinin emrini, yasağını, öğüdünü, nimetini idrak etmeye can atanların duyması var… Hiç duyan ile duyamayan bir olur mu?

“Allah katında canlıların en şerli olanı (hakka karşı) sağır ve dilsiz olan, akletmeyen kimselerdir.”[5]

Kulağı olup da duymayanların varacağı yer, cehennem ateşidir:

“Andolsun ki cehennemi, kalpleri olupta onunla (hakikati) anlamayan, gözleri olupta onunla (hakikati) görmeyen; kulakları olupta onunla (hakikati) duymayanlar için yarattık/hazırladık. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta (hayvanlardan) daha sapkınlardır. Bunlar gafillerin ta kendileridir.”[6]

İnsanı hayvandan ayıran birçok özellik vardır. Bunlardan biri de fizyolojik özelliklerdir. Fizyolojik özelliklerden en önemlisi ise beyin fonksiyonlarıdır. Birçok hayvanda kulak vardır; hatta bazı hayvanlar, insan kulağının duyamayacağı desibeldeki sesleri bile duyabilmektedir; kulakları insanlardan daha keskindir. Ne garip! İnsandan daha iyi duyuyor, fakat duyduğunu anlayamıyor. Duyduklarını analiz edip iyi kötü, hak batıl, hayır şer… gibi ayrımları yapamıyor. İnsan ise kulağıyla duyduğunu beyniyle anlayabilen; beyniyle anladığını da organlarıyla amele dökebilen bir canlıdır. İnsanoğlu bu yeteneklerini hayra kullanırsa ne âlâ; lakin Allah’ın (cc) razı olmadığı yolda harcarsa ayette geçtiği üzere hayvandan daha sapkın bir hâlde gireceği cehennem onu beklemektedir.

Peki, insan nasıl duyar?

Kulak kepçesi âdeta geniş çaplı bir anten gibi tüm ses dalgalarını toplar ve dış kulak yoluna iletir. Dış kulak yolunun kıvrımları içinde ses dalgaları toplanır ve nihai hedefe yönlendirilmiş şekilde ilerler. Bir hedefe yönelen ses dalgaları, kulak zarına çarpar. Gergin hâlde duran kulak zarına çarpan ses dalgaları, zarı titreştirir. Titreşimler, kulak zarına yapışık hâlde bulunan çekiç, örs ve üzengi kemiklerini titreştirmeye başlar. Bu kemiklerin görevi; aldığı ses dalgalarının titreşim frekansını arttırmaktır. Oluşan titreşimleri yüzlerce kat arttırırlar ve içi su dolu, zarlı bir kanala iletirler. Zar yapı titreştiğinde, kanaldaki sıvı hareket etmeye başlar, içindeki sıvı etkisiyle basınç dalgaları oluşturur. Sıvı hareketi, kanalın sonundaki bazı tüy hücrelerini mekanik olarak eğer. Eğilen tüy hücreleri ses frekansından elektriksel uyarı oluşturur ve sesi ileten sinir hücresine, nörotransmitter denilen kimyasallarla bilgi aktarır. Sinir hücresi aldığı elektriksel ses bilgisini beyne iletir. Ses bilgisi şifrelenmiş hâlde beyne ulaştığında; beyin bu bilgi şifresini çözer ve elektriksel dili ayrıştırarak konuşma sesine, kuş ötüşüne veya araba kornasına… dönüştürür. Böylece beyin, sesi duymuş olur.

Bütün sesler aynı yolu takip ediyor, ama biz her sesi farklı duyuyoruz. Öyle ki duyduğumuz en ufak ses değişimlerini fark edebiliyor, hatta hiç görmediğimiz seslerin neye ait olduğunu biliyoruz. Bu nasıl oluyor? Bu durum, her ses frekansının eğip büktüğü tüylerin farklı olmasından ileri gelmektedir. Tüy hücrelerinin her biri, farklı ton ve frekanslara karşı farklı derecelerde hassastır/duyarlıdır. Düşük frekanslı[7] sesler, daha iç taraftaki tüy hücrelerini uyarır. Yüksek frekanslı[8] sesler, dış tarafa yakın tüy hücrelerini uyarır. Birbiri içine geçmiş binlerce tüy hücresinin her seferinde birbirinden farklı olarak uyarılmasıyla, beyne çok çeşitli elektriksel sinyaller gider ve beyin, ses değişikliğini algılar, böylece sesleri birbirinden ayırt ederiz.[9]

İnsanın işitiyor oluşu, Allah’ın Es-Semi’ isminin bir tecellisidir. Her şeyi işiten Allah (cc), yeryüzündeki her sesi, her ân işitir. İnsan kulağının duyamayacağı desibeldeki sesleri, hatta içimizden geçirdiklerimizi, yerde ve gökte gizli olanı dahi işitir. Lakin insanoğlu belli frekanstaki sesleri işitebilir. Bizim sesleri birbirinden ayırt etmemiz ve duymamız çok aciz ve kısıtlıdır. Birkaç ses üst üste geldiğinde birini duysak diğerini hakkıyla duyamayız. Yüce Allah’ın bize verdiği işitme nimetini sınırlandırması da başka bir nimettir. Allah’ın bizi, her şeyi duyamıyor hâlde yaratması Er-Rahmân’ın merhametinin bir tecellisidir.

Şimdi herkes gözünü kapatsın ve sessizliği bir dinlesin. Sessizliği dinleyebiliyor oluşumuz, aciz duyuşumuzun bir nimetidir.

 

Görsel: İnsan kulağının anatomik yapısı

Bir düşünün, her çocuk ağlamasını duyuyorsunuz. Bir ân yok ki ağlamayan bir bebek olsun.

Düşünün, her acı feryadı duyuyorsunuz, ama ulaşamayacağınız kadar uzak bir mesafe var. Ne yardım edebiliyorsunuz ne de feryat diniyor…

Ölüm çığlıklarını duyuyorsunuz, hastalık isabet etmiş ve acıdan inleyen insanları duyuyorsunuz…

Her yalvarışı ve her göz yaşını duyuyorsunuz…

Tüm acıların feryadını duyabilen bir insanın psikolojisini bir düşünün. Aklını yitirmemesi elde değil. Bunlara dayanabilecek kalbe sahip bir insan var mı?..

Bütün duyduklarına rağmen yaşamını normal bir şekilde devam edebilecek biri var mı?..

Üstelik bunlar bu dünya hayatının dehşetli sesleri.

Kabir hayatıyla ilgili uzunca bir hadisin sonunda, “…Onun kafasına öyle bir darbeyle darbe vurur ki, eğer o darbeyi dağa vurmuş olsa dağı toz duman eder. Ve o kabirdeki adamdan çıkan sesi insan ve cinler hariç yer ve gök ehli hepsi beraber işitir.”[10] buyuruyor Peygamber Efendimiz (sav).[11]

Dünyada bugüne kadar ölmüş insanların sayısını veya çevrenizdeki mezarlıkları bir düşünün. Her 1000 kişiden 999’unun cehennemlik olduğu kabirlerden çıkan, bu hadiste bahsedilen sesleri bir düşünün… Bu sesi duymaya güç yetirebilecek bir kulak, duyduğuna dayanabilecek bir kalp var mı?

Ses, yeri geliyor helak vesilesi oluyor; Allah (cc) kavimleri çığlıkla yakalıyor. Nimet olarak verdiği kulak ve duyabilmek, Allah’ın hükmüyle bir kavmi helak edebilecek, beyni patlatan bir çığlığa dönüşebiliyor:

“(Helaka dair) emrimiz gelince, Şuayb’ı ve beraberindeki müminleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. O zalimleri ise (kulakları sağır eden, beyinleri patlatan) bir çığlık yakalayıverdi. Öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.”[12]

Düşünün her sırrınızı, her hâlinizi bütün insanlar duyuyor. Her özelinizi diğer insanlar da işitiyor. İnsanın mahremi, gizlisi kalır mı?.. Aklımıza şimdi bile insanlar tarafından duyulmasını istemediğimiz söylediklerimiz ve yaptıklarımız geliyor da utanıyoruz, ama bizi her ân en saf hâliyle, hakkıyla duyan Es-Semi’ olan Allah’tan hiç utanıyor muyuz yahut O’nun (cc) karşısına çıkacağımız için yüzümüz hiç kızarıyor mu?..

Bunlar zahiren duyulanlar. Peki insanın içinden geçirdikleri… İçimizden geçenleri başka bir insan duysa yüzüne bakamayız belki de… Nefsimizi bir hesaba çekelim, biz, hakkında o kadar kötü şeyler düşündüğümüz insanların yüzüne nasıl bakabiliyoruz? İçimizden geçenleri duymadığı ve bilmediği için olabilir mi?.. Peki her şeyi duyan, kalplerde olanı işiten ve bilen, yerdeki ve gökteki hiçbir zerrenin kendisine gizli kalmadığı Es-Semi’, El-Alîm olan Allah’a vereceğimiz hesap…

Üstelik bizim beynimiz her duyduğunu her ân işleyebilecek kadar donanımlı değil. Beyin aynı ânda birden fazla işlemi sandığınız kadar iyi yapamaz. Örneğin, çoklu işlemleri aynı ânda yapamayız. Biyolojik olarak dikkat gerektiren girdileri aynı ânda işleme yetimiz yoktur.

Bizim beynimiz hem her sesi duyup anlamlandırıp hem de yapacaklarını rutin bir şekilde yapmaya devam edebilecek kadar donanımlı değildir. Bazı sesleri perdeleriz, özellikle anlamlandıramadıklarımızı. Örneğin, sokaktaki her gürültüyü aynı ânda duyup beyinde anlamlandıramayız. Aynı ânda konuşan birkaç kişiyi dinleyemeyiz, dinlediğimizi sansak bile anlayamayız. Hem uyuyup hem de bütün sesleri mevcut şiddetiyle duyamayız.

Fakat biz öyle bir Allah’a iman ediyoruz ki O (cc), her sesi duyuyor, her duyduğuna icabet ediyor, her duyduğunun gereğini yapıyor ve aynı ânda tüm âlemi yönetiyor, idare ediyor ve Yüce Allah, tüm bunları yaparken hiçbir düzen aksamıyor… Subhanallah!

Bazı duyma sorunları da vardır:

Çekiç örs ve üzengi kemikleri vücudun en küçük kemikleridir. Öyle ki bir insanın parmak ucuna sığarlar. Allah (cc) bu kemikleri duymaya vesile kılmıştır. Bu üç tane küçük kemik olmasaydı ve sesin titreşimi arttırılmasaydı insan duyamazdı. Veya kulak zarında delik olan bir birey duymada ciddi sıkıntı çekerdi, çünkü ses dalgaları ilk titreştirmesi gereken kulak zarını yeterince titreştiremezdi ve ses, kaliteli bir şekilde iletilemezdi.

Aynı şekilde yetişkinlerde en çok işitme kaybına sebep olan durum; kulak kiridir, yani buşon. Kulak kiri, yoğun bir şekilde birikip dış kulak yolunu tıkadığı zaman sesin iletilmesine engel olur. Ses dalgaları, titreştireceği kulak zarına ulaşamaz, zira büyük bir kısmı yoldaki kulak kiri engeline takılır. Böylelikle kişide, işitme kaybı/az duyma meydana gelir. İnsan öyle aciz bir duymaya sahip ki bir buşon dahi kişiyi duymaktan mahrum edebiliyor. Aynı zamanda Rabbimiz (cc) insanı o kadar mükemmel yaratmış ki bu kadar zayıf olmasına rağmen insan okumaya öğrenmeye doyamıyor…

Kulağımızın temel görevi işitmek olsa da iç kulaktaki yarım daire kanalları ve kanalların içindeki sıvıyla birlikte herkesin kulak kristalleri olarak bildiği otolit taşları dengeden de sorumlu olan bir merkezdir. Bu kanalların içindeki sıvı akımı etkisiyle yerinden oynayan otolit taşları kişide, pozisyonla değişen baş dönmelerine sebep olur. Birçok kişinin hayatında yaşadığı, özellikle namazda rükûya giderken veya secdeden kalkarken bu taşların yerinden oynamasıyla hissettiği baş dönmeleri olmuştur.

Kulağımız, hem sesleri toplayıp doğru şekilde taşıyarak anlamlandırması için beyne ileten hem de dengemizi sağlayan önemli yapılardan biridir.

Kulak ve işitme, insanın dil gelişimi için olmazsa olmazıdır. Duyamayan bir insan konuşamaz. Konuştuğumuz dil duyularak öğrenilir. Bir insan konuşmayı öğrendikten sonra işitmesi zarar görse ve duyamaz hâle gelse; dil gelişimi ve konuşması bozulmaz. Ama bebeklerde, yani konuşmayı öğrenmemiş insanlarda duymamak, konuşamamak demektir. Bu sebeple bebek doğduğunda işitme taraması yapılır. Bir bebeğin duyup duymadığını anlamak kolay bir şey değildir. Seslere tepki vermeye başlaması gelişimin sonraki aylarında gerçekleştiği için doğduğunda duyup duymadığı etrafındaki yetişkinler tarafından anlaşılamaz. Üstelik “Her sesi duyabiliyor mu, kısmi bir işitme kaybı var mı?” bunun da anne baba tarafından anlaşılması olanaklı değildir. Bu sebeple her yeni doğan bebeğe işitme tarama testi yaptırılmasında çok büyük faydalar vardır.

Rabbim bizleri, hakkı duyan, duyduğuyla hayır yönde amel edenlerden eylesin. Ömrümüz yeterse bir sonraki sayıda “Duymak Neden Önemlidir?” konusuyla görüşmek üzere, Allah’a emanet olun.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun…

 

[1]. 6/En’âm, 46

[2]. 67/Mülk, 23

[3]. “Anlamasınlar diye kalplerine de perde germişizdir, kulakları üzerinde de ağırlık vardır. Sen, Kur’ân’da Rabbini tek (ilah) olarak andığında, arkalarını dönüp nefretle kaçıp giderler.” (17/İsrâ, 46)

[4]. “De ki: ‘Ben, ancak sizleri vahiyle uyarırım. Sağır olanlarsa uyarıldıkları çağrıyı duymazlar.’ ” (21/Enbiyâ, 45)

[5]. 8/Enfâl, 22

[6]. 7/A’râf, 179

[7]. Kalın ses tonları

[8]. İnce ses tonları

[9]. Nasıl işittiğimizin animasyon videosunu izlemek için bk. https://youtu.be/8UtuQ5EyeIE (E.T.: 22.01.2022)

[10]. Ahmed, 11000

[11]. Kabir hayatı ve hadisin devamı için bk. Ramazan Dersleri/Kabir hayatı ve azabından sakınma yolları/Ebu Hanzala-Halis Hoca https://www.youtube.com/watch?v=4KXUMWaHnLQ&list=PLfDJtMRQUT-zKgW_JSYvSoAy67hx354ty&index=7 (E.T.: 22.01.2022)

[12]. 11/Hûd, 94

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver