بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ (٥)

5. (Hayır, öyle değil!) Bilakis onlar, hak kendilerine geldiğinde onu yalanladılar. Onlar karışık/çelişkili bir durumdalardır.

اَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ (٦)

6. Üstlerinde olan gökyüzüne bakmadılar mı hiç? Onu nasıl da bina edip süsledik. Onun hiçbir açığı da yoktur.

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ (٧)

7. Yeryüzünü de yayıp genişlettik, oraya (dağlardan) sarsılmaz kazıklar çaktık ve her göz alıcı bitkiden çift çift bitirdik.

تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ (٨(

8. (Allah’a) yönelen her kulun, (Allah’ın kudretini) görmesi ve (üzerinde tefekkür edip) öğüt alması için…

وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِه۪ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَص۪يدِۙ (٩)

9. Gökten bereketli bir su indirdik ve onunla bahçeler ve biçilen taneler bitirdik.

وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَض۪يدٌۙ (١٠)

10. Üst üste binmiş tomurcukları ile uzun hurma ağaçlarını da…

رِزْقًا لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ (١١)

11. Kullara rızık olması için… Biz, o (su ile) ölmüş bir beldeye hayat verdik. İşte, (kabirlerden) çıkış da böyledir.

Allah’ın adıyla.

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Kâf Suresi’ndeki tefsir yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

“Yeryüzünü de yayıp genişlettik, oraya (dağlardan) sarsılmaz kazıklar çaktık ve her göz alıcı bitkiden çift çift bitirdik. (Allah’a) yönelen her kulun, (Allah’ın kudretini) görmesi ve (üzerinde tefekkür edip) öğüt alması için…”[1]

İlgimizi ilk olarak gökyüzüne çeken Allah (cc), akabinde insanoğlunun ayağının altındaki toprak parçasına, yaşamını emin şekilde idame ettirdiği arza dikkat çekmiştir.

Allah (cc) yeryüzünü öyle muazzam yaratmıştır ki insanoğlu tefekkür nazarıyla baktığında çok büyük ibretler alır.

Allah (cc) insanoğlu için yeryüzünü bir döşek[2], bir beşik[3] yaptığını, onu yaydıkça yaydığını[4], döşediğini[5], yaşama elverişli hâle getirdiğini[6] ve topluca yaşanılacak bir alan kıldığını[7] belirtmektedir.

Yeryüzüne de muazzam bir denge kurmuştur Rabbimiz (cc). İnsanoğlu kendi evini/çadırını/barınağını yaparken sağlam temeller/kazıklar üzerine bina eder. Rabbimiz de insana bu örneği vererek yeryüzündeki dengeyi, dağlarla sağladığından bahseder:

“Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da kazık (kılmadık mı)?”[8]

“(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) yeryüzünü yerleşke/yaşama alanı kılan, onun arasında ırmaklar yaratan, o (sarsılmasın diye dağlardan) kazıklar çakan, iki denizin arasına (birbirlerine karışmasınlar diye) engel koyan (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı?! (Hayır, Allah’tan başka ilah yok!) İşin aslı onların çoğu bilmiyorlar.”[9]

“Yer onları sarsmasın diye (dağlardan) kazıklar çaktık. Yollarını şaşırmamaları için de, (o dağlar arasında) geniş yollar kıldık.”[10]

Kur’ân’ın dikkat çektiği bu hakikati on dört asır sonra bilim adamları keşfetmişlerdir. Bu kimseler evvelce zannedilen, dağların sadece birer yükseltiden ibaret olduğu düşüncesinin aksine, yalnızca yüzeysel yükselti olmadığını belirtmişlerdir. Bunların köklerinin olduğunu, kimi zaman dış yükseltilerinin on, on beş katı kadar yere doğru uzantısının olduğunu ifade etmişlerdir. Dünyanın en yüksek dağı olarak kabul edilen Everest Dağı’nın 9 km’lik yüksekliğinin yanında 125 km’lik kökünün olduğunu tespit etmişlerdir.

Dağların oluşumu da yeryüzü kabuğu tabakalarının hareketleri ve çarpışmalarının sonucunda gerçekleşir. İki tabaka çarpıştığında, daha kuvvetli olanı diğerinin altına doğru uzanır ve üstteki tabaka kıvrılarak yükselti oluşturur. Alttaki güçlü tabaka ise derin bir uzantı oluşturur.

Günümüz bilim adamları Kur’ân’ın dikkat çektiği ve bazı ayetlerde “revasi/köklü dağlar” dediği bu hakikate “izostatik denge” adını vermişlerdir. Bu da dağların yer kabuğunun genel dengesini sağlamadaki etkisidir.

Bunların yanına insanın gönlünü açan, ruh dünyasını ferahlatan “her göz alıcı bitkiden çift çift” yaratmıştır Rabbimiz (cc).

Sebep?

Münib/yönelen kullara öğüt olsun diye… Tefekkür olsun diye… Allah’ı tevhid ederken gönüllerine su serpilsin diye…

Nasıl gönüle su serpilmez… Şu koca dağlar tüm sarsılmalara rağmen nasıl da denge tutuyor…

Müslim’in Allah’a (cc) olan inancı da böyle köklü ve ağırlıklı olmalı değil mi? Değil mi ki yeryüzünün üzerinde isyan içinde debelenen insanoğlu, kalplerimizi bu isyanlarıyla sarsıyor? Evet, kalplerimizdeki inancı söküp atmak için bütün insî ve cinnî şeytanlar saldırıya geçmiş vaziyetteler. Fakat inanç/iman köklü bir dağ gibi olursa onların ne şüpheleri ne şehvetleri ne de tasallutları zarar verebilir.

Yeryüzündeki bunca güzellikler, Allah’a (cc) yönelişin bir “zikrâ”sı olmalıdır. Baktıkça iman dolu bir yüreğin gözlerini, basiretini açmalıdır. Ayette de buyurduğu gibi önce gözlerini açmalı (tabsira), ardından öğüt (zikrâ) olmalıdır.

Hayatı -amiyane tabirle- boş beleş yaşayan, şehvetinin rotasında yelken açan kimseler için bu dünya, ancak foto karesi almaktır. Öğüt ise yalnızca Allah’a (cc) hakkıyla yönelen kullar için olur.

Kulluğunu dünya ve dünyanın sahte ilahlarına yönlendirenlere bunca ayetin faydası olmaz. Fayda, “zikrâ” ancak Allah’a yönelenlere olur.

Bakalım kendimize, acaba yöneldiğimiz Allah ve yanındakiler mi? Yoksa dünya ve içindekiler mi?

“Şüphesiz ki bu, bir hatırlatmadır/öğüttür. Artık dileyen, Rabbine bir yol tutar.”[11]

“Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun” duamız ile…

 

[1]. 50/Kâf, 7-8

[2]. “O (Rab ki) yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü de tavan kıldı. Gökten su indirdi ve onunla size rızık olarak (çeşitli) ürünler çıkardı. (Öyleyse bütün bu gerçekleri ikrar edip) bildiğiniz hâlde Allah’a eş/ortak/denk koşmayın.” (2/Bakara, 22)

[3]. 78/Nebe, 6; 20/Tâhâ, 53

[4]. “Yeryüzünü yaydık. Orada (denge sağlaması için dağlardan) kazıklar çaktık ve her şeyden ölçüsü belirlenmiş bitkiler bitirdik.” (15/Hicr, 19)

“Yeri uzatıp yayan, oraya (dağlardan) kazıklar ve nehirler yerleştiren, yeryüzünde her meyveden çiftler yaratan ve geceyi gündüze bürüyen O’dur. Şüphesiz ki bunda, tefekkür eden bir topluluk için ayetler vardır.” (13/Ra’d, 3)

[5]. “Yeri de serip döşedik. Ne güzel döşeyenleriz.” (51/Zâriyat, 48)

“Allah yeryüzünü sizin için bir yaygı kıldı.” (71/Nûh, 19)

[6]. “Allah ki; yeri sizin için (üzerinde yaşanacak) bir yerleşke, gökyüzünü de bir bina/tavan kılandır. Size şekil verdi, şekillerinizi en güzel hâle getirdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. İşte bu, sizin Rabbiniz olan Allah’tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne mübarek, ne yücedir.” (40/Mü’min (Ğafir), 64)

“(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) yeryüzünü yerleşke/yaşama alanı kılan, onun arasında ırmaklar yaratan, o (sarsılmasın diye dağlardan) kazıklar çakan, iki denizin arasına (birbirlerine karışmasınlar diye) engel koyan (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı?! (Hayır, Allah’tan başka ilah yok!) İşin aslı onların çoğu bilmiyorlar.” (27/Neml, 61)

[7]. “Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?” (77/Mürselât, 25)

[8]. 78/Nebe, 6-7

[9]. 27/Neml, 61

[10]. 21/Enbiyâ, 31

[11]. 73/Müzzemmil, 19