Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah,
Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
Geçtiğimiz yazımızda, teknolojinin ahlaktan ve hikmetten koptuğunda nasıl “zalim bir zekâya” dönüştüğünden bahsetmiş; kapitalist düzenin verilerimizi kullanarak kulelerini nasıl inşa ettiğine değinmiştik. Şimdiyse bu sömürü çarkının bir adım ötesine, yani insanın ihtiyaç algısının algoritmalar eliyle nasıl işgal edildiğine bakacağız. Zira modern kapitalizm, artık sadece cüzdanlarımıza talip değil; doğrudan kalbimize, arzularımıza ve zihnimizin en ücra köşelerine talip bir sistem kurmuş durumdadır.
Modernizm, son iki asırdır insanoğluna yeryüzü cennetini vadetmeye çalışıyor. Medya, mahremiyet ve moda kanalıyla toplumları yoğurdular. “Dinler insanı kısıtlar, bilim ve mutlak özgürlük ise yüceltir.” safsatasıyla da nesilleri zehirlediler/zehirliyorlar. Medya eliyle hız, mahremiyet delgeciyle sınırsızlık/hayasızlık, moda makyajıyla hazzı; tüm halkların yüreğinde yeni putlar haline getirdiler. Sonuç itibarıyla insanın nefsini ilahlaştırmasını, özgürlüğün zirvesi olarak pazarladılar. Zira kapitalist zihniyet, her şeye mal ve pazarlanacak ürün gözüyle bakmaktadır.
Dünyada sözüm ona cenneti vadeden sistemin çıktıları tam bir hüsran oldu! Kulağa hoş gelen bu vaadler, insanlığı dönüşü olmayan manevi bir buhrana sürükledi. Fıtratından koparılan insan, asırlardır aradığı mutluluğu bulmak bir yana dursun; yaşamaya tahammülü kalmayan, psikolojik yıkımların pençesinde kıvranan bir dijital köleye dönüştü. Bugün bu köleliğin en keskin aracı ise sosyal medyanın arka planında işleyen kapitalist yapay zekâ algoritmalarıdır. Önceki yazımızda bu konuya uzun uzadıya değinmiştik. Bu yazımızda ise Allah’tan (cc) yardım dileyerek sosyal medya okuryazarlığı başlığı altında birkaç algoritmik tuzağı ifşa etmeye çalışacak ve naçizane çözüm yollarını sunacağız.
Kapitalist Kodlar
Başlangıçta yapay zekânın tavsiye sistemleri bize masumane bir hizmet sunuyordu: “Bunu beğendiysen belki şunu da seversin.” Fakat menfaat eksenli sistem, bu yeteneği hızla bir silaha dönüştürdü. Günümüzün kapitalist zekâsı, ne istediğimizi tahmin etmeye çalışmaktan öte artık ne isteyeceğimize karar verebilecek kadar irademizi kıran fikirler üretebiliyor.
Bir uygulamada geçirdiğimiz fazladan birkaç dakika, bir görsele bakarken parmağımızın ekranda duraklaması, gece yarısı yaptığımız masum bir arama… Tüm bunlar saniyeler içinde devasa vektör veri tabanlarında eşleştiriliyor. Algoritma; sizin o ânki ruh hâlinizi, hüznünüzü veya anlık bir boşluğunuzu tespit ettiğinde karşınıza anında “Eksik olan işte bu, eğer bunu alırsan mutlu olursun.” illüzyonunu sunuyor.
Hedef insanın fıtri boşluğunu eşyayla, tüketimle ve ânlık hazlarla doldurmaktır. Hiçbir zaman tatmin olmayan, sürekli yeni sürüme geçmek isteyen, hep bir üst modelin hayalini kuran bireyi oluşturmak adına… Çünkü sistemin çarkları bizim şikâyet ve eksiklik hissimizle yağlanmaktadır.
1. Tıklama Odaklı Zekâ
Kapitalist zihniyetin yönettiği yapay zekâ modellerinin (sosyal medya algoritmaları) memnun etmek zorunda olduğu tek bir ilahı vardır: Kullanıcıyı Ekranda Tutma Süresi (Retention Rate).
Bu alanla ilgilenen mühendisler olarak şu teknik gerçeği ifşa etmek zorundayız: Sosyal medya algoritmaları, neyin “ahlaki” ya da “doğru” olduğuna bakmaz/bakamaz; neyin daha çok tıklandığına ve etkileşim aldığına bakar. Yalan haberler, skandallar, fıtrata aykırı içerikler ve müstehcenlik; insan nefsinin en zayıf noktalarına hitap ettiği için tüketimi daha yoğundur. Sistem, bunu fark ettiği ân haram bir içeriği “daha değerli veri” olarak kodlar ve sürekli önümüze servis eder.
Rabbimiz (cc), ticaretin ahlakını bozan bu menfaatperest zihniyeti şu ayetle ne güzel tasvir eder:
“Gerçeği bildiğiniz hâlde hakkı batılla karıştırıp (bu suretle) hakkı gizlemeyin.”1
“Eksik ölçüp tartanların vay hâline! Onlar insanlardan ölçüp aldıklarında tamamen/eksiksiz alırlar. Onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltir (zarara uğratırlar.) Bunlar, diriltileceklerini düşünmüyorlar mı?”2
Bugünün dijital kapitalizmi de vaktimizi, dikkatimizi ve zaaflarımızı milimi milimine ölçüp bizden çalarken; bize sunduğu içeriklerde hakikati ve ahlakı hep eksik tartmaktadır.
Öyleyse mümin olarak ekranda kalma süremizi keskin bir vakit muhasebesiyle sınırlamalıyız. Platformların geri bildirim sistemleri tamamen kapatılmalı, “keşfet” sekmelerindeki manipülatif içeriklerle etkileşime girilmemelidir. Özellikle algoritmaların besleme zinciri bilinçli bir ilgisizlik duvarıyla kesilmelidir.
2. Etik Maskeleme Yöntemi
Yapay zekâya etik değerler yüklemeyi vadedenlerin maskesini düşürmek için bu laboratuvarları kimlerin fonladığına bakmak yeterlidir. Dünyanın en prestijli teknoloji merkezlerinden MIT Media Lab’in ve yapay zekâ öncülerinin, pedofili ve insan kaçakçılığı ağının merkezindeki Jeffrey Epstein gibi isimlerden yıllarca fon kabul ettiği belgelenmiştir.3 Raporun ilk cümlesi, çalışmaların hangi mayayla yoğurulduğunu açıkça göstermektedir:
“Kamuoyu, 2019 yazında basına yansıyan haberlerle, MIT’nin (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü), çocuklara yönelik seri suçlardan hüküm giyen Jeffrey Epstein’dan bağış kabul ettiğini öğrendi…”
Kendi hayatlarında hiçbir ahlaki, insani ve hatta hayvani sınırı tanımayan sözde “seçkin” insanların; makinelere ahlak öğretmesi beklenebilir mi? Elbette hayır! Onların finanse ettiği projelerden çıkan algoritmalar da aileyi, mahremiyeti ve fıtratı tertemiz olan çocukları harap etmek üzerine olacaktır. Testi, içindekini sızdırırmış.
Yine yapay zekânın gözlüğü mesabesinde olan bu etiketleniş veri setlerinde, fıtratı muhafaza eden İslami değerler “gericilik”; haz odaklı her türlü sapkınlık ise “özgürlük” olarak etiketlenir. Zira İslam’ın “dur” dediği hudutlar, onların kirli ticaretine vurulacak olan en büyük darbedir! Nerede Allah’ın (cc) o yiğit erleri ki hidayet ve nusretle yeryüzünü tekrar ıslah etsinler?
Çözüm olarak verilerimizi ve zihnimizi batılı sömürgeci tekellere sermaye yapmayı reddetmeliyiz. Çocuklarımızı liberal ve cinsiyetsiz ön yargılardan korumak için veri setleri ilmî titizlikle seçilmiş, Ehl-i Sünnet çizgisine sadık, İslamî, adil ve açık kaynaklı dil modellerinin geliştirilmesine meyil ve destek vermeliyiz. Bu konuda ilmî donanımı olan herkesin, Allah’ın (cc) dinine Ensâr olması çağın kaçınılmaz bir gereksinimidir.
Dünün er meydanındaki sıcak savaşlarını, bugün bit’ler ve byte’ların aktığı dijital ekranların ışığı altında veriyoruz. Bize bahşedilen yetenekler birer emanettir. Emanet, hesap verebilirlik bilinciyle ıslah edilebilir. Daha da önemlisi klavyemizin başındaki her vuruşun, yazdığımız her kod satırının ve derlediğimiz her veri yapısının siber cephede birer ok hükmünde olduğunu bilmektir. Yapay sinir ağlarının soğuk ve mekanik koridorlarında ümmetin akidesinin eritilmesine, evlatlarımızın temiz fıtratının Silikon Vadisi’nin sunucularında hammadde olarak işlenmesine göz yumamayız. Batıl ehlinin hazırladığı ve önceden eğitilmiş (pretrained) modeller, dimağlarımıza sadece yapay zekâ çözümleri değil aynı zamanda sinsi bir seküler/kapitalist dünya görüşü de enjekte etmektedir.
Vicdan sahibi mühendisler, veri bilimciler ve fıkıh ehli olarak entelektüel ve teknik sermayemize sahip çıkmalıyız. Bu sermayeyi küresel kapitalizmin otonom ajanlarından bağımsız olarak değerlendirmek, hem bir emanet hem de sonraki jenerasyon için büyük bir fırsattır.
3. Kapitalist Tecessüs
Eskiden sömürgeciler toprakları işgal edip yer altı kaynaklarını yağmalarken, günümüzün dijital sömürgecileri görünmez ordularıyla evlerimizin içine kadar giriyor. Artık işgal ettikleri şey, bedenlerimizin fiziksel toprakları değil; zihinlerimizin, hislerimizin ve mahremiyetimizin derinlikleri. Akıllı saatlerimizden nabzımızı, sesli asistanlardan ev içi sohbetlerimizi, arama motorlarından en gizli korkularımızı ve arzularımızı kaydedip devasa veri depolarında topluyorlar. Böylece her birimiz, farkına bile varmadan modern çağın kazılan ve sömürülen madenleri hâline geliyoruz.
Teknik literatürde bu sürece “Gözetim Kapitalizmi” (Surveillance Capitalism) adı verilir. Kapitalist yapay zekâ ekosisteminde mahremiyet, saygı duyulması gereken bir hak olmaktan çıkmış; acımasızca sömürülmesi gereken bir veri kaynağına dönüşmüştür. Dijital profillerimiz, kaçışı olmayan biyometrik profillere dönüştürülmek için sürekli kayıt altına alınıyor. Her adımımız, her alışkanlığımız, her duygusal tepkimiz bir algoritmanın satır aralarına işleniyor…
Oysa İslam fıkhında insan onuru dokunulmazdır. Bu dokunulmazlığın özünü hatırlatan şu hadis-i şerif, gözetim kapitalizminin yüzüne çarpılan İlahi bir tokat niteliğindedir:
“Her kim bir Müslüman’ın ayıbını/kusurunu örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter. Her kim de Müslüman kardeşinin ayıbını/kusurunu açığa vurursa (araştırırsa) Allah da onun ayıbını açığa vurur, hatta evinin içinde bile olsa onu rezil eder.”4
Bugünün algoritmaları ise tam tersine işliyor: İnsanların gizli hâllerini araştırmak (tecessüs), zaaflarını profillemek ve bu açıklardan faydalanarak onları tüketime ve manipülasyona yönlendirmek için tasarlanmış durumdalar. Nihayetindeyse dijital çağın görünmez ipleri, insan haysiyetini ve mahremiyetini tehdit eden yeni bir sömürge düzeni var ediyor. Eğer bu gidişata karşı etik bir direniş inşa edilmezse yarının dünyası, insanların kendi rızalarıyla teslim olduğu bir mahremiyet mezarlığına dönüşebilir. Doğal olarak kodların arkasında işleyen seküler ajandayı da ferasetle okumakla mükellefiz.
Sözün özü bizler teknolojiye topyekün düşman değiliz, teknolojinin insanı köleleştiren kapitalist bir sömürü aracına dönüşmesine düşmanız. Unutulmamalıdır ki verinin de bir helali ve haramı vardır. İzinsiz veri toplamak tam manasıyla bir hırsızlık zihinleri ifsat eden kodlar yazmak ise yeryüzünde bozgunculuk/ifsat çıkarmaktır.
Bizler de bugün sermayenin kölesi olmuş bu müfsit algoritmalar gibi kâr hırsıyla yaklaşmamalıyız. Bilakis Allah’ın (cc) rızasını uman ve yeryüzünün ıslahı gayesiyle çalışan “Adil ve Âlim Zekâ” inşa etmek en öncelikli gayelerimizden olmalıdır. Vahiyle beslenmiş bir ekosisteme ve tevhidî bir bilince her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır.
Çaba bizden, başarı Rabbimizdendir (cc).
1 . 2/Bakara, 42
2 . 83/Mutaffifîn, 1-4
3 . https://factfindingjan2020.mit.edu/files/MIT-report.pdf?200117
4 . İbni Mâce, 2546



