Bir Garip Dünya

Bismillah,

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

“Şüphesiz ki iman edip salih amel işleyenlere, eksilmeyen/kesintisiz bir mükâfat vardır. De ki: ‘Yoksa sizler, yeryüzünü iki günde yaratan (Allah’a) kâfirlik ediyor ve O’na denkler/ortaklar mı kılıyorsunuz? Bu, âlemlerin Rabbidir.’ (Yeryüzünün) üzerinde (dağlardan) sabit kazıklar çaktı, orayı bereketlendirdi ve orada rızıklarını arayanlara eşit olarak dört günde (rızıklarını) takdir etti. Sonra duman hâlinde olan semaya yöneldi. Ona ve yere: ‘İsteyerek veya isteksizce gelin.’ dedi. (O ikisi:) ‘İsteyerek geldik.’ dediler. Onları, iki gün içinde yedi gök olarak yarattı. Her bir gök (tabakasına) emrini vahyetti. Dünya semasını kandillerle süsledik ve (şeytanlara karşı) koruduk. Bu, (İzzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (her şeyi bilen) El-Alîm’in takdiridir.”[1]

Kendi katındaki bir gün, bizim saymakta olduklarımızdan bin sene gibi olan, çokça rızık veren, kuvvet sahibi ve hiçbir şeyin kendisini yıpratamayacağı, müminlere metanet veren Yüce Allah’a hamd,[2] âlemlere rahmet olarak gönderilen merhametli Resûl’üne salât ve selam olsun.

Allah’a (cc) şükürler olsun, Güneş Sistemi’ndeki yolculuğumuz, bize ev sahipliği yapan, üzerinde yaşadığımız ve bugüne kadar üzerinde yaşam olduğunu bildiğimiz tek gezegen olan Dünya ile devam ediyor.

Fiziksel olarak incelediğimizde Dünya’mız, Güneş’ten yaklaşık 150 milyon km ötede Güneş’in etrafında dolanan, üzerinde okyanuslar, denizler, göller, akarsular, ovalar, dağlar, buzullar bulunan çoğunlukla azot ve oksijenden müteşekkil bir atmosferle çevrili, üzerinde milyonlarca çeşit canlının -hayranlık verici bir düzen içinde- bir arada yaşadığı güzel bir gezegen…

Mana olarak baktığımızda ise, biz insanların ve cinlerin sınandığı, akıbetimizin belirlendiği, ebedî hayatımızın tarlası olan ve Rabbimizin (cc) süslü ve güzel bir şekilde[3] yarattığı bir imtihan alanı.

Apollo 17 Uzay Aracından yaklaşık 29.000 km mesafeden çekilen ve “Mavi Bilye” olarak adlandırılan Dünya’mızın fotoğrafı (7 Aralık 1972) – Fotoğrafta Atlas Okyanusu, Afrika kıtası, Madagaskar Adası, Arabistan Yarımadası, Hint Okyanusu ve buzlarla kaplı Antarktika kıtası ve yoğun bulut tabakaları çok güzel bir şekilde görülebilmektedir.[4]

Bize ev sahipliği yapan gezegenimiz Dünya, bildiğimiz kadarıyla üzerinde yaşam barındıran tek yerdir. Ve ayrıca Güneş Sistemi’nde, yüzeyinde sıvı hâlde su barındıran tek gezegendir. Güneş’e uzaklık olarak gezegenler arasında üçüncü sırada yer alan Dünya’mız; büyüklük açısından ise beşinci sırada yer alır.

Dünya’mızın Güneş etrafında, Güneş’ten ortalama 150 milyon km uzaklıktaki yörüngesi, “yaşanılabilir bölge” olarak isimlendirilen alanda yer alır. Eğer Dünya’mız bu bölgenin dışında bulunan –Güneş’e daha yakın veya daha uzak- bir yörüngede yer alıyor olsaydı yaşam için gerekli optimum koşullar oluşmayacağı için canlı hayatı da meydana gelmeyecekti. Örnek olarak, Güneş’e yaklaşık 108 milyon km mesafedeki yörüngesinde uzaklık yönünden ikinci sırada bulunan Zühre (Venüs) gezegeninin yüzeyinde, yaşam için olmazsa olmaz bir molekül olan H2O (su) bir zamanlar bulunuyor olsaydı bile, gündüzleri 480o C’ye varan yüzey sıcaklığı, suyun kaynayarak tamamen buharlaşıp atmosferden uzaya kaçmasına sebep olacaktı.

Güneş’ten yaklaşık 227 milyon km uzaklığıyla Güneş Sistemi’nde dördüncü sırada bulunan Merrih (Mars) gezegeninde ise -63o C’lik ortalama sıcaklık, suyun sadece gezegenin kutup bölgelerinde buz hâlinde bulunmasına sebep olur. Günümüzde bu iki gezegenin ve Güneş Sistemi’ndeki Dünya hariç diğer gezegenlerin yüzeyinde sıvı hâlde su bulunmadığı için herhangi bir canlı yaşamından bahsetmek de söz konusu değildir:

“O kâfirler, göklerin ve yerin bitişik olduğunu, bizim onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmediler mi? (Hâlâ) iman etmezler mi?”[5]

Bu ayetlerin indiği dönemde –yaklaşık 1400 yıl önce- canlıların sudan yaratıldığı, bedenlerinin büyük çoğunluğunun sudan oluştuğu bilinmiyordu. Genel olarak insanların ve pek çok hayvanın kan, idrar, ter, tükürük gibi vücut sıvıları olsa da herhangi bir canlının vücudunun büyük kısmının su ihtiva ettiği o dönemdeki gözlemsel verilerle bilinebilecek bir şey değildi. Günümüzde ise –Allah’a hamdolsun- biyoloji biliminin ve bu bilim dalında kullanılan mikroskop gibi teknik cihazların gelişmesi sayesinde insan da dâhil olmak üzere bütün biyolojik canlıların; hayvanların, bitkilerin, mantarların, protistlerin, bakterilerin, tek hücreli mikroorganizmaların vs. vücutlarının büyük bir bölümünün (%50-%95 arası) sudan oluştuğunu; su olmadan ya da su ihtiyaçlarını karşılayacakları gıdaları olmadan yaşamlarını idame ettiremediklerini biliyoruz. Bu yüzden Dünya dışı yaşam arayışında olan astronotlar, astronomlar ve bilim adamları inceledikleri gök cisimlerinde öncelikle sıvı hâlde su arıyorlar. Bugüne kadar Güneş Sistemi’nde incelediğimiz gök cisimlerinin yüzeyinde sıvı hâlde su bulamadık ve bu nedenle henüz herhangi bir canlı da bulabilmiş değiliz.

Kâinat ve canlılık hakkında geçmiştekilere oranla daha fazla bilgi sahibi olan günümüz insanına daha çok hitap eden bu ayette, Rabbimiz (cc) bugünün kâfirlerine (ateistlere, deistlere, agnostiklere, demokratlara, liberallere, sosyalistlere, komünistlere…) soruyor:

“Her canlıyı sudan yarattığımızı (hâlâ) görmediler mi? (Hâlâ) iman etmezler mi?”[6]

Günümüzde oksijen olmadan yaşayabilen anaerobik (oksijensiz solunum yapabilen) canlıların varlığı bilinse de bugüne kadar su olmadan ya da su ihtiyacını karşılayacağı bir besin maddesi tüketmeden yaşamını idame ettirebilen tek bir biyolojik canlı bulunamamıştır. Ve emin olun hiçbir zaman da bulunamayacaktır, çünkü bizim Rabbimiz (cc) asla yanılmaz:

“(Musa) demişti ki: ‘Onların bilgisi, Rabbimin katında bir Kitap’tadır. Benim Rabbim, yanılmaz da unutmaz da.’ (O Rab ki) yeryüzünü sizin için (üzerinde yaşayıp istikrar bulduğunuz) bir döşek yapan, sizin için orada yollar açan ve gökyüzünden su indirendir. O (su) sayesinde çeşitli bitkilerden çift çift çıkarmışızdır. Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın (diye)… Şüphesiz ki bunda, akıl sahipleri için (ibret alınacak/ders çıkaracak) ayetler vardır.”[7]

Ve O’nun (cc), Peygamberimize (sav) vahyettiği Kur’ân-ı Kerim’de hiçbir yanlış da tutarsız bilgi de yoktur:

“Bu Kitap; kendisinde hiçbir şüphe olmayan, takva sahiplerine yol gösteren bir Kitap’tır.”[8]

Ayetin ilk bölümünde Yüce Rabbimiz, göklerin (evrenin) ve yerin bir arada, bitişik olduğunu daha sonra onları (patlatarak) ayırdığını yaklaşık 1400 sene öncesinden bizlere haber veriyor. Bilim adamları tarafından 1930’larda ortaya atılan ve ilk olarak da 1960’larda ispatlanan, evrenin başlangıcının nasıl olduğunu açıklayan “Büyük Patlama/Big Bang” teorisi de aslında tam olarak aynı şeyi ifade ediyor. Ayetin bu bölümünü başka bir yazımızda tafsilatlı olarak açıklamaya çalışacağız, inşallah.

“Rabbinin kelimesi (Kur’ân), doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’ ve (her şeyi bilen) El-Alîm’dir.”[9]

Doğruluk ve adalet yönünden tamamlanmış olan, içinde hiçbir yanlış bilgi, şüphe, çelişki bulunmayan Kur’ân-ı Kerim’e uyarak, takvalı bir şekilde, kendisine karşı kâfirlik etmeden, kendisine denkler/ortaklar kılmadan, hanifler olarak kulluk eden kişilere Yüce Allah hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, akla hayale gelmeyen nimetlerin olduğu sonsuz cennetler vadediyor:

Peygamberimizin (sav) bildirdiği bir kudsi hadiste Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“ ‘Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayaline gelemeyecek nimetler hazırladım.’

Ebû Hureyre (ra) bu hadisi rivayet ettikten sonra, ‘İsterseniz şu ayeti okuyunuz.’ dedi:

‘Hiçbir nefis, yaptıklarının mükâfatı olarak, kendileri için hazırlanmış göz aydınlığı (nimetlerin) ne olduğunu bilemez.’[10][11]

Tam zıddı olarak da El-Vâhid ve El-Kahhâr olan Rabbimiz, Aziz Kitabı’ndan yüz çeviren, ayetlerine karşı kâfirlik eden, kendisine ortak/şirk koşan kâfirlere, müşriklere, zalimlere, günahkârlara ise içinde elem verici bir azabın bulunduğu cehennem olduğunu müjdeliyor:

“İnsanlardan öylesi vardır ki; bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve (O’nun ayetlerini) eğlence konusu edinmek için boş söz satın alır. İşte böylelerine alçaltıcı bir azap vardır. Ona ayetlerimiz okunduğunda işitmiyormuşçasına, âdeta kulaklarında ağırlık varmış gibi kibirle sırtını döner. Sen onu, can yakıcı bir azapla müjdele.”[12]

“Şüphesiz ki Allah’ın ayetlerini inkâr eden, haksız yere peygamberleri öldüren ve insanlar arasında adaleti emredenleri öldüren kimseler var ya! Onları can yakıcı bir azapla müjdele.”[13]

Yazının başında da değindiğimiz gibi bu dünya, sonunda iki çıkışın bulunduğu bir imtihan alanı ve sonsuzluğa açılan bu iki çıkıştan hangisine varacağımızı; Din (Hesap) Günü’nün sahibi olan Yüce Allah geçici olan bu dünya hayatında yaptıklarımıza göre belirleyecek. Bunun için akıbetini düşünen her insanın kendi hâline bakarak ömrünün geri kalanı için nefis muhasebesi/iç hesaplaşma yapması gerekir. Müminlerin emîri Ömer ibni’l Hattâb’ın (ra) belirttiği gibi;

“ ‘Siz hesaba çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz! Ve büyük arz (hesap vermek üzere Rabbinize arz olunacağınız büyük gün) için hazırlanınız! Kıyamet Günü’ndeki hesap, ancak dünyada kendi nefsini hesaba çekenler için kolay olur.’

Şeddâd ibni Evs’in (ra) bu konuyla alakalı rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

‘Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Aciz kişi ise nefsinin hevasının peşine takılıp Allah’tan temennilerle kendini avutandır.’ ”[14]

Bu konuda ayrıca birçok ayet-i kerime de mevcuttur. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onu (nefsini) arındıran, kesinlikle kurtuluşa ermiştir. Onu (küfür ve masiyetle) örtüp gizleyen de kesinlikle zarar etmiştir.”[15]

“Muhakkak ki arınan kurtuluşa ermiştir.”[16]

Madem bu dünya hayatının sonunda kurtuluşa ermek, felah bulmak ve ziyana uğramamak nefsi terbiye edip onu tezkiye etmeye bağlıdır, o hâlde elbette ki akıl sahibi olduğunu iddia eden kişi nefsini yaptığı ve yapmak istediği kötülüklerden hesaba çekecek, serkeşliklerini engellemeye çalışacak, onu serbest bırakmayacak ve yularını sımsıkı tutacaktır. Bunu yapmadığı takdirde felahı ve kurtuluşu istememiş; hüsrana, azaba ve ziyana razı olmuş demektir. Bu ise akıl kârı değildir.

Safiyurrahman Mubarek Furi, yukarıda zikredilen hadis-i şerifin şerhinde şunları söylemiştir:

“Yani akıllı olup işlerini basiretle yürüten ve akıbetleri düşünen kimse; itaat edinceye ve emirlere karşı uyumlu oluncaya kadar nefsiyle mücadele ederek onunla hesaplaşan, onu zelil kılan, onu köleleştiren, ona galip gelen ve ölüm gelmeden ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Tâ ki Rabbinden bir nur, bir aydınlık üzere olsun. Çünkü ölüm dünya işlerinin sonudur, akıllı olan, sonu görendir. İşlerinde kusur eden aciz kimse ise, nefsini heva ve isteklerine tabi kılıp onu şehvet, arzu ve isteklerinden engellemeyen, haramlarla beraber olmasından menetmeyen, Rabbinin itaatinde kusur ettiği ve şehvetlerinin peşinde koştuğu hâlde kusurlarını ve özürlerini görmeyen, bununla birlikte tevbe ve istiğfar etmeksizin Allah’ın onu affedeceğini umarak temennilerde bulunan kişidir.’

Tayyibî (rh) ise bu hadisle ilgili olarak der ki:

‘Âciz o kimsedir ki nefsi ona üstünlük sağlamış ve nefsinin emrettiği işleri işlemiştir. Böylece nefsine karşı âciz duruma düşmüş, nefsini hevasına tabi kılmış, nefsi neyi istemişse ona vermiştir. Dikkat edilirse hadiste ‘akıllı’, ‘âciz’ ile karşılaştırılmıştır. Oysa ‘akıllı’nın gerçek karşıtı ‘sefih’tir, ‘aciz’in karşıtı ise ‘kadir (kudret sahibi)’dir. Ancak böyle bir karşılaştırma yapıldı ki, akıllının kudret sahibi ve âcizin de sefih ve ahmak olduğu anlaşılsın.’[17][18]

Bir garip dünya işte; kimi cennetine çiçek kimisi cehennemine odun topluyor…

Bizler Rabbimizden (cc), nefislerimizi kötülüklerden arındırmasını, nefislerimize takvasını ilham etmesini; Hesap Günü gelmeden önce nefislerini doğru bir şekilde hesaba çeken, emir ve yasaklarına isteyerek (gönülden) riayet eden ve imtihan yeri olan bu dünyadan alnının akıyla çıkan muttaki ve akıllı kullarından olabilmeyi dileriz. Gazabını, azabını ve cezalandırmasını celbedecek amellerden ve ahlaklardan da yine O’na (cc) sığınırız.

Dünya’mızın yörüngesel ve fiziksel özelliklerini anlatmaya çalışacağımız bir sonraki yazımızda buluşma ümidiyle, koruyucuların en hayırlısı olan Allah’a (cc) emanet olun. Selam ve dua ile…


[1]. 41/Fussilet, 8-12

[2]. bk. 20/Hac, 47; 51/Zâriyât, 58

[3]. bk. 3/Âl-i İmrân, 14; 10/Yûnus, 24; 18/Kehf, 7; 57/Hadîd, 20; 67/Mulk, 2

[4]. NASA Fotoğraf Arşivi, Fotoğraf ID: AS17-148-22727

[5]. 21/Enbiyâ, 30

[6]. 21/Enbiyâ, 30

[7]. 20/Tâhâ, 52-54

[8]. 2/Bakara, 2

[9]. 6/En’âm, 115

[10]. 32/Secde, 17

[11]. Buhari, Bed’ul-Halk 8; Muslim, Cennet 2-5; İbni Mâce, Zühd 39

[12]. 31/Lokmân, 6-7

[13]. 3/Âl-i İmrân, 21

[14]. Tirmizi, İbni Mace, Ahmed, Hakim, Teberani, Beyhaki

[15]. 91/Şems, 9-10

[16]. 87/A’lâ, 14

[17]. Tuhfetu’l Ahvezî

[18]. Hadis ve şerhleriyle ilgili bu bölüm İnzar Dergisi’nde yayımlanan, “Akıllı Olan, Nefsini Hesaba Çekendir!” isimli makaleden alınmıştır.

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver