İslam’ın Sosyal Medyada Temsili

Sosyal medya mecralarında tevhid inancına ve İslami değerlere yönelik saldırılara karşı, İslam’ın sosyal medyadaki temsili meselesinde, tevhid davetini maksat ve meslek edinmiş kimi istisnalar hariç oldukça cılız kalınmaktadır. Bu mecralarda tartışma platformu adıyla yoğun ve etkin İslam karşıtı hesap ve siteleri takip edenlerin önemli bir bölümünün ortaöğretim ve üniversite çağındaki çocuklar ve gençler olduğu gerçeği, bu durumun ne denli tehlikeli boyutlara ulaştığını göstermektedir.

Bu okullarda, son birkaç yıldır iddia edildiği ve büyük ölçüde doğrulandığı gibi deist veya ateist bir neslin yetişiyor olmasından daha vahim başka bir sorundan söz edilemez kuşkusuz. Bu sorunun hangi boyutlarda olduğunu net olarak ölçümlemek pek mümkün değildir. Fakat şu bir gerçektir ki ülke sathında birçok aile, kendi yuvasında yeni nesil genç gavur evlatlarıyla hoşça vakit geçirmeye devam etmektedir.

On altı ila yirmi beş yaş aralığındaki lise ve üniversiteli gençlerin hiç de azımsanmayacak bir kısmı deist veya ateist olmakla beraber süreç içerisinde İslamofobik/İslam düşmanı bir inanç, düşünüş ve yaşam tarzı istikametine yöneldikleri, daha doğrusu yöneltildikleri apaçık ortadadır. İslamofobik/İslam düşmanı söylem ve eylemlere, başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesindeki uygulamalardan aşina olduğumuz gibi halkın tepkisi genellikle, “Eh, elin gavuru kendisine yakışanı yapıyor.” şeklinde oluyor. Elin gavuruna yakıştırılan cürmün, kendi evlerinde yaşayan evlatlarında sadır olduğundan dahi bihaber olacak kadar sorumsuz ebeveynler de ayrı bir problem.

İslam’a hakaret etmek, İslami değerleri aşağılamak, alay konusu yapmak ve küfretmek amacıyla kurulmuş olan binlerce sosyal medya mecrasından ve bunların abonesi ya da takipçisi olan yüz binlerce, hatta milyonlarca gençten söz ediyoruz. Bu gençlerin çoğu ya dindar bir tüccarın ya beş vakit cemaatle namaz kılan bir esnafın ya bir imamın ya muhafazakâr bir siyasetçinin veyahut dinle herhangi bir sorunu olmayan sıradan bir ailenin ya da mütedeyyin bir memurun çocuğudur. Yani toplumun her kesiminden insanları birinci derecede ilgilendiren ciddi bir problemle karşı karşıya herkes.

Gençler, ya hayatta bir anlam bulamadığında içine kapanıp dış dünyayla ilişkisini büyük ölçüde keser ya da yaşamakta olduğu âna kadar kalbinde ve zihninde birikmiş tortuyu temizlemek yerine keskin bir sapmayla makas değiştirip ilhada sapar. Yani ilhad ve materyalist propagandalarının etkisinde kalarak, fikren önce akla ve hevaya hitap eden söylemlerle tavlanır. Süreç, adım adım deizm ve ateizm gibi itikadi sapkınlıklara kadar gider.

Sanal Âlemde Haçsız Teknoşirk Seferleri

Toplumsal yapıda yerleşik olan geleneksel dindarlığın/Müslümanlığın dahi izlerini tamamen silmeyi amaçlayan bu siber haçsız saldırı mecraları çok sayıda takipçi sayısına ulaşabilmektedir. Bu türden sitelerin veya kanalların yüksek izlenirlik oranına ulaşıyor olmaları kesinlikle sahih bilgiye dayalı, ilmî, teknik veya görsel açıdan iyi ve kaliteli bir iş çıkardıklarından değildir.

Açıkça söylemek gerekirse İblis’in sanal âlemdeki yandaş ve yoldaşları, hâkim olduklarını düşündükleri “Siber Dünya”da; aynı şartlarda mukavemette bulunup hezeyanlarını bütünüyle etkisiz kılacak siber akınlar yapabilme kapasitesinde yeterli sayıda siber muvahhid “komutan”lar ve izzet ordusunu bulmamış olmaktan, hedef kitlenin -özellikle de gençlerin- ilmî açıdan eksi değerlerde sürünmesinden ve bilgili, birikimli doğru dürüst muhataplarla karşılaşma ihtimalini düşük görmekten de cesaret almaktadır. Zafiyet görüntüsü yahut suskunluk hâli, inkârcı materyalistlere ve modernistlere alan kazandırmaktadır.

Lise ve üniversitelerde İslamofobik/İslam düşmanı eğilimlere yahut deist ve ateist yönelimlere şahit olan mütedeyyin gençler de okul ortamındaki çevre baskısına ya da akran zorbalığına maruz kalmaktan çekindiğinden ve dahası herhangi bir savunma argümanını ileri sürdüğünde kendisiyle, “Akıl ve bilim düşmanı!” ya da “Müslüman!” diye dalga geçilmesinden ve dışlanmaktan korktuğu için genellikle hiçbir tepki vermemektedir. Bu pasif tavır, dindar veya dinle sorunu olmayan genç için pek farkında olmasa da aslında içinde bulunduğu vakıanın doğal bir ara sonucudur. Fıtrat ve itikad bozukluğu, ahlak ve mürüvvetin de bozulmasına sebep olur. Bu durumdaki bir genç eğer elini çabuk tutup tevhid ve sünnete doğru yönelme iradesi göstermezse kendisinin de bir deist, ateist ve hatta ileriki aşamalarda İslamofobik/İslam düşmanı mecralara makas değiştirme tehlikesiyle yüz yüze kalması kaçınılmaz olacaktır.

Sosyal medya mecralarındaki İslamofobik/İslam düşmanı kanal ve sitelerin hemen hemen hepsinin aynı kaynaklardan beslenmeleri ve ateist, siyonist ve sapkın yazarları referans alarak benzer argümanları kullanmaları da ayrıca dikkat çekicidir. Göze çarpan bir başka husus da bu ifsad kanalları ve sitelerin sayı çokluğundan kaynaklı olarak seslerinin de çok yüksek çıkmasıdır. Seslerinin yüksek çıktığı, abone ve takipçi sayılarından anlaşılmaktadır. Bu mecralarda kısa süreli bir gözlem yapan kimse görecektir ki hiçbir ilmî ve ahlaki kural gözetmeden ateist, deist ve İslamofobik/İslam düşmanı yayın yapan bazı sitelerin takipçi sayısı bir milyonun üzerindedir.

Fıtratı ve itikadı sistematik olarak ifsad edilmiş ve hâlen ifsada devam edilen bir toplumda İslamofobik/İslam düşmanı her bir ses ve hareket büyük reyting almaktadır. Bu yayınlara maruz kalan kitlelerin en önemli kesimi olan gençler arasında yapılan paylaşımlar da bu sayıları katlayarak arttırmaktadır. Meselenin ne denli vahim olduğu şu misalle daha iyi anlaşılacaktır: Türkiye’de kendilerini İslam’a nispet eden dernek, vakıf, cemiyet, platform, inisiyatif ve farklı isimlerdeki tüm sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerinin sayısından kat kat daha fazla “sanal” bir ifsad ordusundan söz ediyoruz.

Bu durum doğal olarak başka din düşmanı küfürbaz güruhların da iştahını kabartıyor. Böylece birbirlerine destek vererek yeni kanal ve siteler açmakla, gençler arasında ciddi yankı bulan bir “Eko şirk Sistemi”ni yaygınlaştırmaktalar.

Tevhide Karşı Klasik Dezenformatif Propaganda

Toplumların etki altına alınıp yönlendirilmesindeki en önemli faaliyetlerden biri de propagandadır. Sosyal medyadaki fesat mecraların yaptığı da etkin ve yaygın bir propaganda faaliyetidir. Doğru bilgiyi çarpıtmaya yönelik/dezenformatif propaganda alanında oldukça profesyonel bir şekilde çalışan sosyal medyadaki siber haçsız inanç haydutları, yakaladıkları zayıf noktalardan, gençler başta olmak üzere kitleleri sorular ve şüpheler güzergâhından, şirk ve küfür istikametine kanalize etmektelerdir.

“Müslümanım” diyen insanların büyük çoğunluğu ilimden, bilgiden, okumaktan, tevhidden… uzak oldukları için itikad eşkıyalarının dezenformatif saldırılarında hedef hâline gelmektedir. Zira okumayan, aydınlanmayan ve dolayısıyla aktif olmayan tembel beyinler, menfi propagandayı çok daha kolay sindirir. Ateizm, deizm ve İslamofobik/İslam düşmanı propagandistlerin yöntemi tarih boyunca benzerlik göstermektedir.

Velid ibni Muğire, Umeyye ibni Halef ve Ebu Cehil’in, Resûlullah’ın (sav) tevhid davetine karşı sürdürdükleri alay, iftira ve yalan temelli dezenformatif propagandaların, günümüzde çok daha yoğun, yaygın ve çeşitlendirilmiş modern versiyonlarıyla karşı karşıyayız:

اُو۬لٰٓئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه۪ۚ وَيُبَيِّنُ اٰيَاتِه۪ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ…

“…Bunlar (müşrik erkek ve kadınlar), ateşe davet ediyorlar. Allah ise kendi izniyle cennete ve bağışlanmaya davet ediyor. İnsanlar öğüt alsınlar diye (Allah) ayetlerini açıklıyor.”[1]

Şirk ve küfürde Ebu Cehil ve ortaklarının propaganda yöntemlerini modern usullerle etkin biçimde kullanan çağımızın inanç haydutlarının, tembel beyinlere boca ettikleri yalanlar, muhataplarda karşılık buluyor ne yazık ki. Çünkü propaganda esnasında yalan söylemek onların şiarlarındandır. Zira yalan söylüyor olsalar dahi kendilerine inananların olacağını biliyorlar. İlk denemede başarılı olamadılarsa bu yalanlar silsilesine devam etmeleri gerektiğinin de farkındalar. Yalan da olsa bir şeyi tekrar ettikçe insanların bu yalana inanma oranının git gide artacağını da tecrübeyle biliyorlar.

Tevhid akidesiyle ilgili şüphe tohumları, tembel beyinlerde kısa zamanda zehirli meyvelerini vermeye başlar. Sonra sıra, modernizm fikriyatını zihinlerde ve hayatın tüm alanlarında hâkim kılmaya gelir. Günümüzde İslam dışında, tıpkı daha önce diğer tüm beşerî ideolojilerin temel dayanaklarını kökten kuruttuğu gibi moderniteyi de etkisiz kılabilecek bir başka din veya düşünce yoktur.

Modernizm şunu iddia etmektedir: “Bugün insanlık tarihinde, olunabilecek en yüksek medeniyet, ilim, ahlak, teknoloji ve her türlü gelişimin en iyi noktasındayız. Bunun ötesinde bize yol göstericilik yapabilecek başka bir güç, otorite ve nizamı kabul etmiyoruz. Bugün yaşadığımız hayat, insanlık için en iyi fikirdir. Biz bugün zirvede bir hayat yaşıyoruz. Oysa İslam böyle bir hayatı tasvip etmiyor. İslam da dâhil, modernizm dışında kalan ve modern hayatın akışına ters olan bütün inançlar ve yaşam tarzları hatalıdır.”

Modernizm, kendisinden başka hiçbir fikre hayat hakkı tanımaz. Bunun vahiy kaynaklı tevhid akidesi veya beşer ürünü bir ideoloji olması arasında hiçbir fark gözetmez.

İslam coğrafyasındaki işgal ve sömürünün temel motivasyonundan biri haçlı-siyonist düşmanlığı ise bir diğeri de modernizm ideolojisidir. Modernizm ideolojisi ve bu ideolojiyi üreten modernite aslında deizme ve ateizme doğru giden yolun başladığı kalkış noktasıdır. Aynı zamanda bugün sosyal medyada yoğunlukla karşılaştığımız İslam’a saldırıların, fikrî plandaki en önemli çıkış noktalarındandır.

İslam’ın Temsili Yanılgısı ve Ürettiği İticilik

Gençlerin modernizme, oradan da deizme, ateizme ve İslamofobik/İslam düşmanı mecralara savrulmalarında, kendilerini o istikamete iten sebeplerin varlığı ve etkisi muhakkaktır.

Örneğin, toplumda âlim, hoca, şeyh, seyda ve kanaat önderi olarak bilinen kişiliklerin büyük çoğunluğu her seçim döneminde, kendilerine tabi olan kitlelere, muhafazakâr milliyetçi hükümete oy verilmesi yönünde çağrıda bulunmaktadır. Seçim sonrasında ise hükümetin uyguladığı yanlış politikalara dahi herhangi bir itirazda bulunmadan, açıktan desteğe devam etmektedir.

Bu durum, kendileri açısından anlaşılabilir bir şey. Fakat destek verdikleri muhafazakâr milliyetçi hükûmet, yasama çalışmalarında Allah’ın (cc) haramlarından bir haramı helalleştirdiğinde veya bunun tam tersini yaptığında, aynı hoca seyda takımından itirazî hiçbir ses çıkmıyor. Desteği açıktan veriyorlar ama eğer varsa dahi eleştirilecek bir şey, bunu da gizliden yapıyorlar. Hâl böyle olunca insanlarda şöyle bir algı oluşuyor: “İslamcı meşreplerin büyük çoğunluğu sırf kendilerinden gördükleri için hükûmetin İslam dışı uygulamalarına bile destek veriyor.” Bu durum İslam’a mesafeli olan veya dinle herhangi bir problemi olmayan gençleri daha çok rahatsız ediyor ve kısmen de olsa kutsallık atfettiği din ve dinsel olan her şeye karşı kendisini karşıtlık pozisyonunda konumlandırmayı kolaylaştırıyor.

Bir başka itici husus da her yılın 29 Ekim’inde, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları adı altında apaçık bir şekilde modern de değil, bildiğimiz ilkel paganist ritüellerin rutin hâle gelmesidir/getirilmesidir. Beş ila on yaş aralığındaki çocuklar, karşılarında tutulan ölmüş bir tağutun posterine yöneltilerek secdelere yatırılmakta. Bu çocukların ileriki yaşlarda etkin konumlarda ve “kaliteli” İslamofobik/İslam düşmanı yeni nesil ateist Prof. Celal Şengör karikatürü olarak karşımıza çıkmaları kuvvetle muhtemeldir.

Bu manzaralara tanıklık eden diğer gençler, muhafazakârlık/dindarlık iddiasındaki bir iktidar bile bu tür ayinlerin yapılmasına itiraz etmiyorsa bizim de deist veya ateist olmamızda herhangi bir mahzur yoktur o hâlde, diye düşünüyorlardır. Bu şirk ritüellerine zımnen de olsa onay verip göz yuman iktidar, âdeta çocukları ve gençleri her türlü şirk ameline teşvik eder tarzda bir tutum sergilemektedir.

Deist ve ateist mecralara yönelten itici unsurlar arasında şunu da sayabiliriz: Kemalist olsun, diğerleri olsun; laiklerin hemen hemen hepsi, hoca sıfatı taşıyanların siyasetle ilgili hiçbir şey konuşmamaları gerektiğini on yıllardır ikaz edip dururlar. Öyle anlaşılıyor ki söz konusu hocalar da bu ikaza itaatle karşılık vermektedir. Türkiye’de sınırlı sayıdaki tevhid davetçilerinin dışında onca kelli ferli hocaefendilerden, şeyhlerden, seydalardan, ilahiyat profesörlerinden ve sair ulema etiketli zevatlardan, hükûmetin eğitim veya ekonomi politikalarını ciddi anlamda eleştiren kimseyi duyan ya da gören olmadı şu âna dek. Hemen hemen herkesin yaptığı eleştiriyi, bunlar da sahip olduklarını iddia ettikleri bilgi ve donanımla yapmaları hâlinde mürtekib-i kebire olmaktan mı korkuyorlar acaba? Bu zevatlar esasen “din adamı veya cami imamı” kimliğiyle yetinerek laiklerin onları sabitlemeye çalıştığı dar bir çerçeveye sıkıştırmak suretiyle kendi kendilerine seküler bir rol biçmiş olmakla bizzat kendi öz nefislerine zulmetmektelerdir.

Gençlerin malul oldukları ilimsizliği profesyonelce istismar eden itikad eşkıyaları, onların zihnine boca ettikleri sorular ve şüphelerle zaten can çekişir hâlde olan inançlarını kaybettirecek ölümcül darbeler vurmaktadır. Sorular ve şüpheler, ateist forumlardan kalplere ve zihinlere sağanak sağanak yağarken, cevapları gür bir sedayla aynı mecrada duyamadıkları ve göremedikleri için gençler de aynı mihrakların kendilerine, hem de İslam adına konuşarak anlattıklarını doğru kabul etmekten başka alternatif olmadığını düşünüyorlar. Bunun bir sebebi de İslam’ın sosyal medyadaki temsilinde, görünürlüğün olması gereken düzeyden oldukça uzak bir yerde olmasındandır.

İlhad ve inkârcı mecralara âdeta itici etkisi olan meselelerden biri de şudur: Son birkaç on yılda, bulundukları ülkelerde etkin olan -1990’lı yıllarda Cezayir’deki GIA (Silahlı İslami Grup)’dan günümüzde Irak’taki Rafızi Haşdu Şabi’ye kadar geniş yelpazedeki- kimi silahlı terör örgütlerinin toplum nezdinde İslam’ın temsilcileri gibi lanse edilmeleri ve bu gibi örgütlerin İslam tarafından asla tasvip edilmeyen katliam ve akıl almaz terör faaliyetleri gerçekleştirmeleri de gençleri deist, ateist ve İslamofobik/İslam düşmanı zihniyete iten olgulardır.

Gençlerin çoğunun itikaden korumasız ve edilgen pozisyondayken maruz bırakıldıkları sorular ve şüphelerin çoğu uzun yılardır, başta müsteşrikler olmak üzere yerli müşriklerin de üzerinde çalıştıkları konulardır: İslam’da kadın haklarının olmadığı ve kadınların ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü hezeyanı, kölelikle ilgili iftiralar, mürtedlerin öldürülmesi meselesi, İslam’ı ve insanların manevi duygularını istismar eden tasavvufi tarikatlar, İslam’ın tevhid inancına tamamen ters olmasına rağmen İslamcı (!) meşreplerin -demokrasi gibi- Batı kökenli sistem ve değerler karşısında gösterilen acziyet ile Ahzâb Suresi’nin 33. ayetine[2] dair sorular ve şüpheler…

Gündemi, mesleği ve maksadı tevhid davetinden ibaret olan ve bunun dışında ümmet için faydasız şeylerle meşgul olmayan sınırlı sayıdaki sosyal medya hesapları ve siteleri, konulara vâkıf ilim ehliyle bu şüphe oklarını etkisiz kılmak için tüm güçleriyle gayret etmektedir. Ancak eşi benzeri az görülen siber haçsız teknoşirk saldırıları karşısında umulan ve amaçlanan sonuçları elde etmek için her mümin sahip olduğu tüm imkânlarla, izah etmeye çalıştığımız manzaranın daha da kötüye gitmemesi için sanal âlemde varlık göstermelidir.

Kalemin, kameranın ve klavyenin; kılıçtan, namludan ve füzelerden daha etkili olduğu bir çağda yaşıyor olmak, mümin şahsiyetin söz konusu alanlarda gönülden ve tüm gücüyle gayret göstermesi için ayrıca davetiye beklememelidir. Sözün ve görselin, kılıçtan bile daha keskin olduğu bu devirde kalemini ve kelâmını Allah’ın (cc) dinine hizmetten esirgemek cimriliğin en kötüsüdür.

Nesilleri ifsad eden mülhid materyalist ve bilumum tevhid düşmanlarına da şöyle bir müjde vardır:

وَعَدَ اللّٰهُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ هِيَ حَسْبُهُمْۚ وَلَعَنَهُمُ اللّٰهُۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌۙ

“Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allah, onlara lanet etmiştir. Ve onlar için sürekli olan bir azap vardır.”[3]

 


[1]. 2/Bakara, 221

[2]. “Evlerinizde karar kılın. İlk cahiliye kadınlarının (kendilerini görünür kılmak için) süs ve güzelliklerini açtıkları gibi yapmayın…”

[3]. 9/Tevbe, 68

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver