Gençlerde Aidiyet Duygusu

Es-Selamu Aleykum Kıymetli Müslimler,

Gençlerle Muamele köşemizde bu ayki konumuz “Gençlerde Aidiyet Duygusu”. Önce, gençlik döneminde gençlerin neden ait olmaya dair bir ihtiyaç içinde olduklarını ele alacak ardından bu ihtiyaca binaen ebeveynlerin neler yapabileceği üzerine konuşacağız.

İnsanoğlunun gelişimini bebeklikten yaşlılığa kadar incelediğimiz her dönemde öne çıkan baskın bir duygu ihtiyacı olduğunu gözlemleriz. Ergenlik döneminde öne çıkan duygu ihtiyacı; içinde bulunduğu topluluğa, aileye, arkadaş ortamına ait hissetmektir. Bu durum iki açıdan ele alınmalıdır:

1. Genç evladınızın içinde bulunduğu ortam onun davranışlarını şekillendirmektir.

2. Doğru planlanmamış bir çevre genç evladınızın ergenlik döneminde ciddi çatışmalar ve çelişkiler yaşamasına sebep olabilir.

Bu ne demektir? Ergenlik döneminde daha önce de bahsettiğimiz gibi birçok hormonal değişiklikler yaşanmaktadır. Bu dönemde gençlerin vücudunda dopamine hassasiyet artmaktadır. Dopamin nedir? Dopamin, bir davranış sonucunda beynimizin o davranıştan keyif ve haz almasını sağlayan bir nörokimyasaldır.[1] Çok sevdiğiniz bir şeyi yediğinizde veya sizi mutlu edecek bir haber duyduğunuzda içinizde hissettiğiniz o keyif, haz, yaşam sevinci dediğimiz duyguyu oluşturur. Buna pararel olarak beynin ödül merkezinin etkileşim ihtiyacı da artmaktadır. Yani gençlerin beyni bu dönemde takdir görme, onaylanma, ait hissetme ve benzeri sosyal davranışlar gördüğünde dopamini arttırmakta ve ödül merkezini aktive etmekte. Bu da gençlere ciddi bir keyif vermekte. Kısaca gençler onay, takdir ve aidiyete ihtiyaç duymaktadır. Ödül merkezinin aktive olması sonucu hissedilen duygulara beyin sanki bir bağımlı gibi davranmakta ve bu duyguları hissedebilmek için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Literatüre baktığımızda gençlerin yetişkinlere oranla üç kat daha bağımlı olma (bilgisayar, telefon, sigara, alkol, uyuşturucu…) risklerinin olduğunu görmekteyiz.[2] Hâliyle gençler bu dönemde ciddi bir şekilde takdir görmek ve onaylanmak için çabalarken sosyal ortamlarda kendilerini arkadaşlarını taklit ederken, onlara özenirken ve grupça kabul edilmek için onlara ayak uydururken bulmaktalardır. Örneğin genç erkek evladınızın arkadaş grubunda babasının arabasını gizlice almak onaylanan ve takdir görülen bir davranışsa sizin evladınız da bu ve benzeri davranışlara meyledebilir. Arkadaşları ona, “Ooo! Vay be!” dediği ânda beyni ona, “Onlar gibisin, kabul görüyorsun, takdir edildin, kendinle gururlan.” gibi cümleler söyleyecek, beyninin ödül merkezi aktive olacaktır. Zira bu şekilde davrandığında artık kendini o ortama ait hissetmektedir. Zaten bu dönemde en çok hissetmeye ihtiyaç duyduğu duygu da buydu. Veya genç kızınıza arkadaşlarıyla dışarı çıkmasına engel olduğunuz için size, “Onların annesi izin veriyor. Ben niye gidemiyorum?” dediğini duyarsınız. Aslında tek istediği onlarla o ân orada olmak ve onlarla bir aradayken o gruba ait hissetmek. Yani içinde bulunduğu ortam ve o ortamda bulunan kişilerin davranışları evladınızın davranışlarını etkilemektedir. İslam bu hakikate Müslimlerin dikkatini çekmek ve gençlere sağlıklı bir ortam oluşturmak için öncelikle salih/saliha bir eşle (çocuğu yetiştirenin etkisi bakımından) evlenmelerini emretmiştir, ardından güzel ve kötü arkadaşın misalini misk taşıyan ve körük çeken demirci örneği ile anlatmıştır. Yine “Kişi arkadaşının dini üzeredir; sizden biri kimi arkadaş tuttuğuna baksın.” sözüyle de Allah Rasûlü (sav) bu noktaya ışık tutmaktadır.[3]

Bizler ödül merkezine tekrar geri dönelim. Dopamine hassasiyetin artışı ile gençler kendilerine haz, keyif verecek şeylerin peşinden koşmaya başlar. Duyulan bu haz ve keyif insana var olduğunu hissettiren ve yaşama tutunduran kuvvetli bir etkidir. Bununla birlikte güçlü bir merak ve arayış genç evladınıza eşlik ediyor. Yani o, içinde bulunduğu ortamda hem her şeyi merak edecek, denemek isteyecek hem bu denedikleri arasında bir arayış içinde olacak ve tüm bunlar esnasında beyni keyif almanın peşinde olacak. Gençlerin birçok yeni yiyecekler denediğini, yeni şeyler dinlediğini ve farklı farklı kıyafetler giymek istediğini görürsünüz. Burada farklı ve yeni olana bir merak, geleneksel klasik olan ile yeni olan arasında bir arayış ve seçimi sonucunda çevresinden gelecek takdir, onay, ait hissetme ile keyif duyguları mekanizmada işlemektedir. Bu durum özellikle erkeklerde ciddi riskler almaları akabinde tehlikeli sonuçlar oluşturabilmektedir. Jay Giedd ve arkadaşları erkeklerde yirmili yaşların başlarına kadar beynin prefrontal korteksi dediğimiz, meseleleri dikkatle inceleyen, riskleri tartan ve bizleri tehlikeden alıkoyan sistemin olgunlaşmadığını söylemektedir ve bu da gençleri tehlikeli şeylerden alıkoyamamaktadır. Sonuç olarak ebeveynlerin kontrolü gereklidir.[4]

Bundan dolayı bir ailenin genç evladı için yapabileceği en iyi şey ergenlik dönemi gelmeden önce çevresini doğru bir şekilde planlamaktır. Eğer doğru planlanmamış bir ortamda bulunan genç bir evladınız varsa bir yandan sizden öğrendikleri, bir yandan da o ortamda kabul edilmek ve ait hissetmek için yapması gerekenler arasında kalır. Bu, zihinde ciddi bir çelişki, çatışma ve stres oluşturur. Örneğin şiddetten uzak büyüttüğünüz çocuğunuzun şiddete eğilimli bir arkadaş çevresinde önce şiddeti normal görmesi (kendi büyüdüğü değerler ve ortamın değerleri arasında çelişkide kalınca ses çıkarmaması veya normalleştirmesi) ve daha sonrasında kendisinin de başka akranlarına şiddet uygulaması (ortama ait hissetmek için ortamın kabulüne ayak uydurması) gibi. Burada kritik bir sınır bulunmaktadır. Aile her şeye sınır koyan, kurallar dayatan bir konumda ise gençler önce anlaşılmadığını hissetmekte, daha sonrasında arkadaş ortamı içinde aidiyet duygusunun güçlenmesiyle beraber artık aileyi yok saymaya başlamaktalar. Ve anne babaya duydukları saygıyı da yavaş yavaş yitirmekteler. Bu noktada ailelerin her şeye sınır koyan, karışan bir pozisyondan genç evladını meşru sınırlar içinde özgür bırakan bir konuma geçmeleri gerekmektedir. Örneğin genç evladınızın saçını yeşile boyamasından, yaptığı makyaja kadar her şeye karışan anne babanın koyduğu sınırı bir süre sonra gençlerin kabul etmediğini göreceksinizdir. Fakat meşru sınırları gösteren bir aile hayal edelim resimde. Helal olan ortamlarda istediği şekilde makyaj yapabileceğini ve davranabileceğini bilen evladınız kendini özgür ve anlaşılmış hissedecektir. Bu noktada ona bir sınır koyduğunuzda bu sınırı daha kolay kabul ettiğini göreceksiniz. Yani genç evladınız siz bir şeye hayır dediğinizde bunun ciddi bir konu olduğunu idrak ediyor olacak. Zira siz her şeye hayır diyen bir anne baba değilsiniz. Hâliyle bir şeye hayır dediğinizde demek ki ortada ciddi bir durum var.

Sonuç olarak ait hissetme ihtiyacı ebeveynler için bağları güçlendirecek iyi bir aracı olabileceği gibi genç evlatlarınızı sizden koparabilecek ciddi bir sebep de olabilir. Bu sürecin etkilerini en iyi yine siz ebeveynler bilebilirsiniz, zira bir dönemler siz de onlar gibi ergenlik dönemi geçirdiniz. Bu süreci etkileyen birçok dinamik olduğu için bizler önce kendi gençlik dönemimizde bizleri etkileyen hangi faktörlerin olduğunu tespit etmeliyiz. Daha sonrasında, genel uygulamamız olan, bu durumlarda bize nasıl davranılmasını istediğimizi düşünmeliyiz.

 Benim yaşadıklarımBana nasıl muamele edilsin isterdim?
Birçok farklı şeyi merak etme  
İçinde bir boşluk hissetme  
Bir yere ait hissedememe  
Sürekli anlaşılmamış hissetme  
İsteklerinin sürekli engellenmesi, yok sayılması  
Acı verici şeylerden kaçma isteği  
Keyif verici şeyleri daha çok isteme  
Kabul görmeye çalışma  
Dinlenildiğini hissedememe  

Şimdi aynı maddeleri genç evladınızın hissedip hissetmediğine bakalım.

 Evladımın yaşadıklarıEbeveyn olarak bu ihtiyacına takındığım tutum?
Birçok farklı şeyi merak etme  
İçinde bir boşluk hissetme  
Bir yere ait hissedememe  
Sürekli anlaşılmamış hissetme  
İsteklerinin sürekli engellenmesi, yok sayılması  
Acı verici şeylerden kaçma isteği  
Keyif verici şeyleri daha çok isteme  
Kabul görmeye çalışma  
Dinlenildiğini hissedememe  

O hâlde ilk adımda ailelerin kendilerine genç evlatlarının ait hissetme ihtiyacı karşısında onlara nasıl muamelede bulunduklarını tespit etmeleri gerekir. Buradan hareketle kendilerine nasıl davranılmasını istediklerini düşündüğünde ebeveynler içsel olarak çocukları için yapmaları gerekeni bulacaktır. İkinci olarak sınır koydukları konuları sınırlandırmalarını ailelere önermekteyiz. Son adımda ise çevre planlaması yapılmalıdır. Bunun için günün sonunda siz ebeveynlerin kendinize şu soruyu sormanızı istiyorum:

Genç evladımın onu yetiştirmek istediğim değerlere uygun, doyum sağlayabileceği bir çevresi var mı?

Bu sayımızda gençlerin ait hissetme ihtiyacını ele aldık. Gelecek sayıda görüşmek üzere, selam ve dua ile…


[1]. bk. Kadın Beyni, L. Brizendine, s. 62-63

[2]. bk. Erkek Beyni, L. Brizendine, (2013), s. 71

[3]. bk. Hadis ve Psikoloji, Muhammed Osman Necati, Fecr Yayınları, s. 224

[4]. bk. Erkek Beyni, L. Brizendine, (2013), s.71

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver