ALLAH RESÛLÜ’NÜN RİSALETİNİN UMUMİLİĞİ SÜNNETİN KORUNMASINI GEREKTİRİR

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Sünnetin korunduğuna dair delillerle devam ediyoruz:

Allah Resûlü’nün Risaletinin Umumiliği Sünnetin Korunmasını Gerektirir

Önceki peygamberler sadece kendi kavimlerine gönderilirdi. Her bir resûl, belli bir toplumda, belli bir zaman diliminde görev yapmıştır. Risaletleri evrensel değil, yerel ve dönemsel nitelikte olmuştur.

“Her ümmetin bir resûlü vardır. Resûlleri, onlara geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir. Onlar, zulme de uğramazlar.”[1]

“Andolsun ki, Nûh’u kavmine (peygamber olarak) yolladık.”[2]

“Âd Kavmi’ne de kardeşleri Hûd’u (peygamber olarak yolladık).”[3]

“Ve Semud Kavmi’ne de kardeşleri Sâlih’i (peygamber olarak yolladık).”[4]

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (yollamıştık).”[5]

“Onların ardından Mûsâ’yı, Firavun ve önde gelen avanesine ayetlerimizle yolladık.”[6]

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“İsrâiloğulları’nın işlerini peygamberler yürütürdü. Ne zaman bir peygamber ölse, yerine bir diğeri geçerdi. Benden sonra artık peygamber yoktur. Ancak halifeler olacaktır ve onlar çoğalacaktır.”[7]

Yüce Allah dileseydi, her kavme özel bir peygamber göndermeye devam ederdi:

“Şayet dileseydik, her beldeye bir uyarıcı gönderirdik. (Ancak, tüm insanlığa seni gönderdik.)”[8]

Fakat O (cc), insanlık tarihinin son halkasında, bütün toplumlara ve dönemlere hitap eden bir peygamber göndermeyi murat etti. Böylece Muhammed Mustafa’yı (sav) tüm insanlara ve cinlere bir elçi olarak gönderdi.

“De ki: ‘Ey insanlar! Şüphesiz ki ben, Allah’ın tümünüze (yolladığı) Resûl’üyüm. O (Allah ki) göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O’na aittir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Allah’a ve Resûl’ü olan ümmi Nebi’ye iman edin. O (Nebi), Allah’a ve O’nun kelimelerine iman eder. Ona uyun ki, hidayet bulasınız.’ ”[9]

“Biz seni, ancak bütün insanlığa müjdeci ve uyarıcı olarak yolladık. Fakat insanların çoğu bilmezler.”[10]

“Bu (Kur’ân) ise, Mekke ve çevresini onunla uyarasın diye indirdiğimiz, mübarek ve kendisinden önceki (Tevrat’ı) doğrulayan bir Kitap’tır.”[11]

“Sizi ve kime ulaşırsa onu uyarmam için bu Kur’ân bana vahyedildi.”[12]

“Tüm âlemlere bir uyarıcı olması için, kulunun üzerine Furkan’ı (hakla batılı ayıran Kitab’ı) indiren (Allah) ne yüce, ne mübarektir.”[13]

“Biz seni yalnızca âlemlere rahmet olarak yolladık.”[14]

Câbir ibni Abdullah’tan (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Bana, benden önce hiç kimseye verilmeyen beş özellik verildi: Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilirken ben siyah beyaz bütün insanlara peygamber olarak gönderildim…’’[15]

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Nefsim elinde olana yemin olsun ki bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan olması fark etmeksizin herhangi bir kimse benim peygamberliğimi işitip sonra da benimle gönderilene iman etmeden ölecek olursa mutlaka cehennem ashabındandır.”[16]

Allah Resûlü (sav) son elçidir, ondan sonra kıyamete kadar başka elçi (resûl/nebi) olmayacaktır.

“O, Allah’ın Resûlü ve nebilerin sonuncusudur.”[17]

Bu ayet, Allah Resûlü’nden (sav) sonra artık hiçbir nebinin/resûlün gelmeyeceğini açıkça göstermektedir. Bu, birçok sahabiden gelen mütevatir hadislerle de kesin olarak sabit olmuştur.[18] Bir tespite göre bu sahabilerin sayısı 37’dir.[19] Risaletinin tüm toplumlara ve dönemlere yönelik olması, dinin kâmil kılınıp eksik bir şey bırakılmaması ve Kur’ân’ın korunma altına alınması da son resûl olmasındandır.[20]

Câbir ibni Abdullah’tan (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Benimle benden önceki peygamberlerin durumu, bir adamın (usta bir mimarın) bir bina yapmasına benzer. O bina tamamlanmış, güzelce süslenmiştir; yalnızca bir tuğlalık yer boş kalmıştır. İnsanlar o binaya girip bakarlar ve ‘Ne kadar güzel yapılmış, fakat şu tuğla da konsa tam olacaktı!’ derler. İşte ben o tuğlayım; peygamberler benimle tamamlandı.”[21]

Sevbân’dan (ra) rivayetle, Allah Resulü (sav) şöyle buyurur:

“Ümmetim içinde otuz yalancı çıkacaktır; her biri peygamber olduğunu iddia edecektir. Hâlbuki ben nebilerin sonuncusuyum, benden sonra artık peygamber yoktur.”[22]

Sünnet Korunmuştur

a. Allah Resûlü’nün (sav) risaleti kıyamete kadar bütün insanlığa yönelikse, Sünnetin de her döneme ve topluma ulaşacak şekilde korunması zorunludur. Çünkü bu risaletin evrenselliği korunarak devam edebilir. Kur’ân’ın korunması bu İlahi muhafazanın bir yönünü oluştururken, Kur’ân’ın açıklayıcısı ve beyanı olan Sünnetin korunması da diğer yönünü teşkil eder. Böylece, Nebi’nin (sav) sağlığında öğrenilen dinî hükümler, onun vefatıyla kaybolmamıştır. Korunarak sahabe, tâbiîn ve sonraki nesiller aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır.

b. Önceki dönemlerde bir ümmet haktan saptığında, Yüce Allah onları uyarmak ve doğru yola çağırmak için yeni bir peygamber gönderirdi. Kâfirler helak edilir, iman edenler ise Allah’ın (cc) dilediği bir süre daha yaşarlardı. Fakat zamanla, peygambere bağlılık zayıflar, zındıklar (dinin özünü bozan kimseler) ortaya çıkar ve şeriatın saf çizgisi tahrif edilirdi. Bunun üzerine Yüce Allah tekrar yeni bir peygamber gönderir, hak dini yenilerdi. Bu süreç, Muhammed’in (sav) gönderilişine kadar devam etti.

“Sonra resûllerimizi peş peşe gönderdik. Her ümmete resûlü geldiğinde onu yalanladılar. Biz de onları birbirinin arkasına katıp (helak ettik) ve onları (sonraki nesillere ibret vesikası olarak anlatılacak) hikâyeler kıldık. (Dedik ki:) ‘İman etmeyen topluluk (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.’ ”[23]

Tabiin fakihlerinden Zeyd ibni Rufay’ (rh) şöyle der:

“Allah (cc), Nûh’u (as) gönderdi ve ona bir din verdi. İnsanlar bir süre Nûh’un (as) şeriatı üzere yaşadılar; onu ortadan kaldıran ise zındıklık oldu. Sonra Allah (cc) İbrâhîm’i (as) gönderdi; insanlar bir müddet onun şeriatına tabi oldular; fakat onu da zındıklık söndürdü. Ardından Allah (cc) Mûsâ’yı (as) gönderdi ve ona bir din verdi; insanlar onun şeriatıyla yaşadılar, ama onu da zındıklık yok etti. Sonra Allah (cc) Îsâ’yı (as) gönderdi ve ona bir şeriat verdi; insanlar bir süre onun şeriatı üzere devam ettiler; onu da zındıklık ortadan kaldırdı. Bu dinin (İslam’ın) yok olması söz konusu olursa ancak zındıklıktan korkulur.”[24]

Ancak, Muhammed (sav) ile birlikte bu zincir tamamlanmıştır. Bu sebeple önceki ümmetlerdekine benzer bozulmalar yaşansa bile, yeni bir nebi veya resûl gönderilmeyecektir. Dini yeniden ihya edecek bir elçi gelmeyeceğine göre, son elçiyle gelenlerin korunması gerekir. İşte bu sebeple hem Kur’ân hem de onun beyanı ve pratiği olan Sünnet İlahi koruma altına alınmıştır.

Böylece İslam, kıyamete kadar ilk günkü saflığıyla korunmuştur. Allah Resûlü’nün (sav) rehberliği zaman ve mekân sınırlarını aşarak günümüze kadar gelmiştir. Tarih boyunca dinî alanda çeşitli bozulmalar ve tahrif teşebbüsleri yaşanmış olsa da Kur’ân ve sahih sünnetle dinin özü her defasında yeniden ihya edilmiştir. Bu, yeni peygamberlerle değil, peygamber varisleriyle/âlimlerle gerçekleşmiştir.[25] Kiminin lehine kiminin de aleyhine olan risalet hüccetleri her döneme ulaşmıştır, ulaşacaktır.

“Tüm dinlere üstün kılmak için, Resûl’ünü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.”[26]

Muâviye’den (ra) Allah Resûlü’nün (sav) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Ümmetimden bir topluluk, Allah’ın dinini dimdik ayakta tutmaya devam edeceklerdir. Onları yardımsız bırakanlar ve muhalefet edenler onlara zarar veremeyecektir. Onlar, Allah’ın emri kendilerine gelinceye kadar bu hâlleri üzere böylece devam edeceklerdir.”[27]

c. İnsanlar Kur’ân’da Resûl’e (sav) itaatin zorunluluğunu, ona isyan etmenin tehlikesini, Nebî’nin (sav) Kur’ân’ı açıklamakla görevli olduğunu ve ihtilaf ânında Resûl’e (sav) başvurmanın gerekliliğini bildiren ayetleri okuyacaklardır. Ayrıca Muhammed’in (sav) bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğuna dair ayetlerle de karşılaşacak ve bunun kendi çağları için de geçerli olduğunu anlayacaklardır. Fakat bir bakacaklar ki Yüce Allah sadece Kur’ân’ı koruma altına almış; itaat edecekleri, isyan etmekten kaçınacakları, Kur’ân’ı anlarken ve ihtilaf ânında başvuracakları Sünnet-i Nebi’yi muhafaza etmemiş! Bu, Kur’ân’ın korunması ve risaletin evrenselliğiyle bağdaştırılabilir mi? Elbette mümkün değildir…

✽ ✽ ✽

Bir sonraki sayımızda buluşmak duasıyla…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.


[1] 10/Yûnus, 47

[2] 7/A’râf, 59

[3] 7/A’râf, 65

[4] 7/A’râf, 73

[5] 7/A’râf, 85

[6] 7/A’râf, 103

[7] Buhari, 3455; Müslim, 1842

[8] 25/Furkân, 51

[9] 7/A’râf, 158

[10] 34/Sebe’, 28

[11] 6/En’âm, 92

[12] 6/En’âm, 19

[13] 25/Furkân, 1

[14] 21/Enbiyâ, 107

[15] Müslim, 521. Ayrıca bk. Buhari, 335

[16] Müslim, 153

[17] 33/Ahzâb, 40. Allah Resûlü’nden sonra nebi değil, rasul gelebileceğini iddia eden sapkın taifeler vardır. Bu ayeti tahrif ederler. Konu hakkında tafsilatlı bilgi için bk. Peygambersiz Kur’ancılar, s. 282-286; Hz. Peygamberin Dindeki Yeri, Vezir Harman, s. 149-156

[18] bk. Tefsiru ibni Kesir, 6/200. İlgili rivayetler için bk. Akîdetu Hatmi’n Nubuvve, s. 31-54

[19] Akîdetu Hatmi’n Nubuvve, s. 55

[20] bk. Akîdetu Hatmi’n Nubuvve, Ahmed Said Hamdân el-Gâmidî, s. 24-29

[21] Buhari, 3534; Müslim, 2287. Benzer bir rivayet Ebû Hureyre’den de (ra) gelmiştir. bk. Buhari, 3535; Müslim, 2286

[22] Ebu Davud, 4252; Tirmizi, 2366. Benzer bir rivayet Huzeyfe’den de (ra) gelmiştir. bk. Ahmed, 23358

[23] 23/Mü’minûn, 44

[24] Mevsûatu’t Tefsîri’l Me’sûr, 19/531. 68871 no.lu rivayet

[25] Ebu’d Derda (ra) kendisinden sadece bir hadisi bizzat dinlemek için gelen bir adama Allah Resûlü’nden (sav) işittiği bir hadisi aktarır. Bir parçası şöyledir: “Muhakkak ki âlimler nebilerin vârisleridir. Nebiler miras olarak ne dinar ne de dirhem bırakırlar. Fakat ilim bırakırlar. Kim ilim öğrenirse nebilerin mirasından hissesini fazlasıyla almış olur.’ ” (Ebu Davud, 3641; Tirmizi, 2682)

[26] 48/Fetih, 28

[27] Buhari, 3641; Müslim, 1037

Önerilen makaleler