Nevvâs ibni Sem’ân El-Ensârî’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Allah’ın Resûlü’ne (sav) iyilik (el-birr) ve günah (el-ism) hakkında sordum.
Bunun üzerine Allah Resûlü (sav) buyurdu ki:
‘Birr (iyilik), güzel ahlaktır. Günah ise, kalbinde tereddüt uyandıran ve insanların bilmesini hoş görmediğin şeydir.’ ”[1]
Vâbisa ibni Ma’bed’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Allah Resûlü’nün (sav) huzuruna geldim. Bana, ‘İyilik ve günah hakkında sormaya mı geldin?’ buyurdu.
Ben de, ‘Evet.’ dedim.
Bunun üzerine buyurdu ki: ‘Kalbine danış! Birr, nefse huzur veren ve kalbin yatıştığı şeydir. Günah ise, nefsin içinde tedirginlik uyandıran ve göğsünde tereddüt bırakan şeydir; insanlar sana fetva verseler ve fetvalarını ardı ardına tekrarlasalar bile!’ ”[2]
İsm’in Tanımı
Arap dilinde kötülüğü ifade eden birden fazla kelime bulunmaktadır. Yukarıda verdiğimiz Vâbisa ve Nevvâs (r.anhuma) hadislerinde bu anlam için “el-ism/الإثم” kelimesi kullanıldı.
İsm, Arap dilinde insanı doğru olandan yavaşlatıp (alıkoyan) filler için kullanılır.[3] Özünde yavaşlık ve gecikme anlamı barındıran bu kelime kervandan geride kalan develer için نَاقَةٌ آثِمَةٌ şeklinde kullanılır.[4]
Hayır ve iyilik namına mevcut her türlü güzellik, geçen yazımızda da ifade ettiğimiz gibi el-birr ile ifade edilir. Bunun tam karşısında insanı iyilik ve hayırdan alıkoyan ve uzaklaştıran her türlü fiil de “ism” olarak anılır. Bakara Suresi, 219. ayette içki ve kumarın “büyük bir ism/إِثْمٌ كَبِيرٌ” olduğu söylenir. Ayeti Arap diliyle tefsir ettiğimizde şöyle açıklanabilir: “İçki ve kumarda sizi her türlü hayırdan alıkoyan büyük ve güçlü bir taraf vardır.”[5]
İsm’e/Günaha Dair Şer’i Ölçüler
1. Günahı Allah (cc) Belirler
Bir şeyin günah/ism olduğunu belirleme yetkisi Allah’a (cc) ve Resûl’üne (sav) aittir. Onlar dışında herhangi bir kimse yasak ve günah tayin edemez. Ulemanın vazifesi günah belirlemek değil, vahiy nezdinde belirlenen günahları halka ulaştırmaktır. Umeranın/Yöneticilerin görevi helal, haram koymak değil, belirlenen şer’i sınırların yürürlüğünü sağlamaktır.
2. Günah Huzursuzluk Getirir
Günah/İsm huzursuzluktur. Nefsine ve hevasına meyledip bir günaha bulaşan, günahı terk ettiğinde huzurlu değildir. Beklenen şudur: İnsan arzuladığını yaptığında gönül sekinete kavuşmalıdır. Bu durum iyi ve hoş davranışlarda gerçekleşir ama kötülüklerde imkân dışıdır. Kötülük insanın içini daima tırmalayıverir. Bazen insan adını koyar, “Bu çırpınış, işlediğim cürmün cezasıdır!” der. Bazen insan adını koyamaz, fark edemez. Aslında bu fark edemeyiş kalbin hastalandığının ve hatta bazen öldüğünün işaretidir. “Ölünün yarasının acısı olmaz.”
3. Kalp Günahkâr Olabilir
Vahiy bazen bir davranışı ism/günah olarak niteler. Bazen bir kötülüğü işleyenin kendisini bu sıfatla anar. Fiilin günah olması ile kalbin âsim/günahkâr olması arasında fark vardır. Fiilin isim olması bir fiile verilen addan ibarettir. Kumar oynamak bir ismdir. Gıybet etmek bir tür ismdir. Fiilin tekil olarak bu şekilde isimlendirilmesi kalbin bu sıfatla anılmasından daha basittir. Kalbin âsim olması pek çok günah sağanağına tutulması ve artık bu günahla hemhal olmasıdır. Dildeki anlamıyla bağlayacak olursak kalbin iyilik namına yapılan işlerden uzak durması, kötülük namına yapılan her şeye canıgönülden kucak açmasıdır. Günahlarda çıtayı yükseltip kalbi facir ve günahkâr insanlardan olmak helaka neden olur. Maazallah.
“Şayet yolculukta olur ve yazıcı bulamazsanız (borçlara belge/güvence olsun diye) rehin alabilirsiniz. Birbirinize güvenmişseniz kendisine güvenilen, emaneti geri versin ve Rabbi olan Allah’tan korksun. Şahitliği gizlemeyin. Kim de şahitliği gizlerse şüphesiz ki o, günahkâr kalpli biridir. Allah, yaptıklarınızı bilmektedir.”[6]
4. Günahlar Ücretsiz Hamallıktır
”Mümin erkek ve kadınlara yapmadıkları şeyle iftirada bulunanlar, hiç şüphesiz, iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”[7]
Günahın en belirgin özelliği nedir? sorusuna bu ayete bakarak şöyle cevap verebiliriz: Günah sırtlanılan bir yüktür. Ayette Allah (cc) günah/ism kelimesini haml/taşıma kökünden bir fiille beraber kullanmıştır. Taşıma kelimesi ağır ve zor olan yükler için kullanılmıştır. Günahlar da böyledir. İnsanın omuzuna aldığı, kendisini yorup yıpratan, ayrıca yavaşlatan manevi yüklerdir. O hâlde günahkâr insanlar bir tür ücretsiz hamaldır. Neyi taşır? Ona azıcık faydası olmayan, aksine boynunu büken bir tür zehri, bir tür ızdırabı taşır. Hadiste de aslında Nebi (sav) aynı noktayı vurgular. İsm göğsü tırmalar durur.
5. Her İnsanın Kalbi İyi Fikir Vermez
Hadiste belirtilen ölçüler her insan için geçerli midir? Geçerlidir, dersek her insanın kalbî durumu bir ölçüye dönüşecektir. Bazı cahiller bu hadisten cesaret alıp âlimlerden aldıkları fetvalardan mutmain olmayacak ve dışarıdan gelen öğüde kendisini kapatabilecektir. Nebi’nin (sav) muradı kulun kullukta zirve yapması olduğu hâlde hadisten anlaşılan tam tersi bir etki yapabilecektir. Bakınız, Ebu’l Abbâs El-Kurtubî (rh) bu durumu nasıl izah ediyor:
“Nebi’nin (sav) ‘Günah, nefsi tırmalayan ve insanların onu bilmesini istemediğin şeydir.’ sözüne gelince bunun anlamı, kalpte bir nefret ve tiksinti oluşturan şeydir… Burada kastedilen, gönlü İslam’a açılmış ve ilimle aydınlanmış kalplerdir. Mâlik’in, ‘İlim, Allahu Teâlâ’nın kalbe attığı bir nurdur.’ sözünde bahsettiği ilim de budur. Bu (hadiste bahsedilen) türden bir cevap, tabiatı sert ve anlayışı kıt olan kimseler için uygun değildir. Böyle bir kimse bu konuda soru sorarsa, ona şer’i emir ve yasakları tafsil ederim. Âişe (r.anha) şöyle demiştir: ‘Resûlullah (sav) bize, insanlara derecelerine göre muamele etmeyi emretti.’ ”[8]
Günahın Yaratılışı
Günahlar ve daha genel anlamıyla şer yeryüzünde vardır. Var olan her şey, yani varlık tümüyle Allah (cc) tarafından yaratılmıştır. O hâlde (Ehl-i Sünnet’e göre) şer ve günahlar da Allah tarafından var edilmiştir. Varlığının nedeni imtihandır. “Biz, sizleri şer ve hayırla sınayarak deneriz.”[9] Düşünün, sadece iyilik olsaydı imtihan olur muydu? Sadece hayır hasenat olsaydı insan için tercih olur muydu? Olmazdı elbette. İnsanlar da âdeta melekler gibi tek bir seçenekle karşı karşıya kalırdı: İyilik seçeneği. Kötü olmak, kötülüğü seçmek ve tercih etmek hürriyeti olmazdı. Oysa Allah (cc) ölümü ve hayatı hangimiz daha güzel amel yapacağız[10] diye yarattı. Buna göre yüce Allah iyi ve kötü şeklinde eylemler yarattı. Sonra iyi ve kötüyü de iyi, daha iyi, çok iyi, kötü, daha kötü ve çok kötü gibi bir hiyerarşiyle yarattı.
İnsanı iyi ve kötü seçenekleriyle karşı karşıya bırakan Allah (cc) yolları detayıyla insana öğretti. Vahiyle öğretti, nebilerle öğretti, fıtratla öğretti. O kadar ki sadece yolları değil, bu yollarda giden insanların özelliklerini anlattı. Her iki yolun yolcularının başına gelen iyi ve kötü kıssaları anlattı. İyilik ile kötülüğün insanı dünyada ve ahirette sürükleyeceği sonu anlattı. Sonra insanı bıraktı. Bu saatten sonra insana düşen nedir? Kötüyü, günahı, ismi terketmek. Olur da saplandığında tevbeyle nefsini ıslah etmek…
Günah ve Haddi Aşmanın Anatomisi
Hadislerde birr ve ismin beraber anılması Kur’âni kullanıma dayanmaktadır. Rabbimiz (cc) iyilik için birr ve takva, kötülük için ism ve udvân kelimelerini kullanır. Gelin, İsm ve taaddi arasındaki ilişkiye mercek tutan İbnu’l Kayyim’e (rh) kulak verelim:
“Günah (ism) ile haddi aşma (udvân) birbirine eşlik eden iki kavramdır. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
‘İyilik ve takva üzere yardımlaşın. Günah ve haddi aşma üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah, cezası çetin olandır.’[11]
Bu iki kavramdan her biri tek başına kullanıldığında diğerini de kendi içinde kapsamış olur. Zira her günah aynı zamanda bir haddi aşmadır; çünkü Allah’ın yasakladığı şeyi işlemek veya Allah’ın emrettiğini terk etmek, O’nun emrine ve yasağına karşı bir haddi aşmadır. Keza her haddi aşma da bir günahtır; çünkü bu fiili işleyen kişi günaha girmiş olur. Ancak ikisi birlikte zikredildiklerinde, konuları ve nitelikleri bakımından birbirinden farklı iki şeyi ifade ederler.
Buna göre ‘günah (ism)’, cinsi/türü itibarıyla haram kılınmış olan fiildir; yalan söylemek, zina etmek, içki içmek ve bunun benzeri fiillerde olduğu gibi. ‘Haddi aşma (udvân)’ ise belirli bir miktarı ve fazlası bakımından haram kılınmış olan şeydir. Dolayısıyla ‘haddi aşma (udvân)’, mübah olan bir şeyde izin verilen sınırı aşarak haram olan miktara ve fazlalığa geçmektir. Meselâ, hakkı kendisinde bulunan kimseden hakkını alma hususunda aşırı gitmek; onun malına, bedenine yahut ırzına (haysiyetine) tecavüz etmek gibi. Nitekim bir kimse ondan sadece bir tahta gasp etse, o ise karşılık olarak ancak onun evini almakla razı olur. Onun malından az bir şeyi telef etse, o karşılık olarak bunun kat kat fazlasını telef eder. O onun hakkında bir tek söz söylemişken, o bunun karşılığında birden çok sözle mukabele eder. Bütün bunların tamamı haddi aşmadır ve adalet sınırının ötesine geçmektir.”[12]
[1] Müslim, 2553
[2] Ahmed, 18289; Darimi, 2575
[3] El-Mufredât fî Garîbi’l Kur’ân, s. 60
[4] Mu’cemu Mekâyîsi’l Luğa, 1/60
[5] Tefsir usulü açısından bir yanlışa sebep olmamak için hemen belirtelim: Ayetlerin yalnızca dili merkeze alarak tefsir edilmesi batıl bir yöntemdir. Arap dili, ayetlerin anlaşılmasında kesinlikle gerekli bir araçtır. Zira Allah (cc) Kitab’ını bu dille indirmiştir. Fakat Arap dili müstakil bir tefsir yöntemi olamaz. Din, dili kullanır. Ancak dili kullanırken yeni bir üst dil oluşturur. Arap dili haricinde Kur’ân’ın kendi içerisinde bir bütünlüğü, sünnetle beraber bir bağı vardır. İlave olarak ayetler, tefsiri Nebi’den (sav) öğrenen sahabe tefsiri içerisinde olmalıdır. Buna göre bir ayet veya ayetteki lafzı izah ederken şu dörtlü formüle ihtiyaç duyarız: Kur’ân, sünnet, selef anlayışı ve lugat.
Dili, bağımsız bir tefsir aracı olarak ele almak ve tefsirin, kendi içerisinde zorunlu usulüne kulak asmamak sorunludur. Bugün, on dört asırdır tevatüren ve icmaen aktarılan beş vakit salatı/namazı dua diye yorumlayanlar bu usulün piyasada görünen sapık yüzleridir.
[6] 2/Bakara, 283
[7] 33/Ahzâb, 58
[8] El-Mufhim limâ Eşkele min Telhîsi Kitâbi Muslim, 6/523
[9] bk. 21/Enbiyâ, 35
[10] bk. 67/Mulk, 2
[11] bk. 5/Mâide, 2
[12] Medâricu’s-Sâlikîn, 1/56



