Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,
Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
Sünnetin korunduğuna dair delillerle devam ediyoruz:
Vakıa, Sünnetin Korunduğuna Delildir
a. Allah Resûlü (sav) Sünnetin başkalarına ulaştırılmasını emretmiştir, teşvik etmiştir.
Allah Resûlü (sav) Mekke’nin fethinde şöyle buyurmuştur:
“Burada hazır bulunup şahid olanlar burada bulunmayanlara bildirsin/tebliğ etsin.”[1]
Kendisine gelen heyetlere şöyle demiştir:
“Haydi, ailelerinizin yanına geri dönün. Onların içerisine yerleşin. Onlara burada öğrendiğiniz hususları öğretin.”[2]
“Bu emrettiklerimi iyice belleyiniz ve bunları arkanızda bıraktığınız kimselere haber veriniz.”[3]
Veda Haccı’nda şöyle buyurmuştur:
“Dikkat edin, hazır olanlarınız burada olmayanlarınıza bildirsin/bunu tebliğ etsin.”[4]
“Burada hazır bulunanlarınız, burada bulunmayanlara bunu tebliğ etsin. Olabilir ki hazır olan kimse, bunu daha iyi anlar bir kimseye tebliğ etmiş olur.”[5]
b. Allah Resûlü (sav) Sünneti sonrakilere ulaştıranlara hayır duada bulunmuştur:
Zeyd ibni Sâbit’ten rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:
“Benden bir hadis işitip de onu güzelce ezberleyip başkasına eksik olmaksızın aktaran kimsenin yüzünü Allah ak etsin. Nice fakih kimseler vardır ki hafızalarındaki o bilgileri kendilerinden daha anlayışlı kimselere aktarırlar. Yine nice fıkıh taşıyıcı kimseler vardır ki onlar aslında fakih değillerdir.”[6]
c. Allah Resûlü (sav) Sünnetinin sonraki nesillere aktarılacağını/ulaşacağını hayattayken haber vermiştir:
Abdullah ibni Abbâs’tan (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:
“Siz (bir hadisi) benden işitirsiniz, (sonra siz onu rivayet edince) sizden işitilir. (Sonra sizden işiten kimse onu nakleder de) sizden işitenden işitilir.”[7]
Âlimlerimiz bu hadisi iki şekilde yorumlamışlardır:
Hadis haber sîğasında olsa da inşa/emir kastedilmektedir. Dolayısıyla hadisten kastedilen “Siz benden işitin/dinleyin, (sonra siz onu rivayet edince) sizden işitilsin/dinlensin. (Sonra) sizden işitenden işitilsin.” Arap lugatında bir emrin haber sîğasıyla yapılması, emir sîğasıyla yapılmasından daha güçlüdür. Böyle yapılarak sanki emredilen şey olmuş bitmiş de ona dair bilgi veriliyormuş gibi bir kesinlik kastedilir.[8]
Buna göre Allah Resûlü (sav) hadislerin dinlenmesini ve sonraki nesillere ulaştırılmasını sonraki nesillere de emretmiştir. Onların hem hadisleri öğrenme hem de sonrakilere öğretme sorumlulukları vardır. Bu nesilden nesile devam eden bir sorumluluktur.
Hadis, geleceğe dair bir haber içermektedir. Buna göre Allah Resûlü (sav) Sünnetinin nesilden nesile aktarılacağını haber vermiş, Sünnetin sonraki nesillere ulaşacağını müjdelemiştir.
İbni Ebî Hâtim (H 327), bu hadisi (باب وصف النبي صلى الله عليه وسلم أن سنته ستنقل وتقبل) “Peygamber’in (sav), Sünnetinin (Gelecekte de) Nakledileceğini ve Kabul Göreceğini Bildirmesi Hakkında Bab” başlığıyla verir.[9]
İbni Hibbân (H 354), bu hadisi (ذِكْرُ الإِخْبَارِ عَنْ سَمَاعِ الْمُسْلِمِينَ السُّنَنَ خَلَفٍ عَنْ سَلَفٍ) “Müslimlerin Sünnetleri (Hadisleri) Nesilden Nesile (Halefin Seleften) İşiterek Nakledeceklerine Dair Haberin Zikri” başlığında verir.[10]
Hatîb El-Bağdâdî (H 463), bu hadisi (بِشَارَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَصْحَابَهُ بِكَوْنِ طَلَبَةِ الْحَدِيثِ بَعْدَهُ وَاتِّصَالِ الْإِسْنَادِ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَهُ) “Peygamber’in (sav) Kendisinden Sonra Hadis Talebelerinin Geleceğine, Onlarla Kendisi Arasında İsnadın (Ravi Zincirinin) Kesintisiz Süreceğine Dair Ashâbını Müjdelemesi” başlığıyla verir.[11]
Son dönem muhaddislerinden Mukbil ibni Hâdî El-Vâdi’î (H 1422), El-Câmiu’s Sahîh eserinde “Allah Resûlü’nün (sav) Gelecekteki Olaylara Dair Haber Vermesi ve Bunların (Tam da) Haber Verildiği Şekilde Gerçekleşmesi” şeklinde bir bölüm açar. Bu hadisi ise (إخباره بأن هذا الدين سيبقى ويسمع) “Bu Dinin Baki Kalacağını ve (Nesilden Nesile) İşitileceğini Bildirmesi” başlığında verir.[12]
El-Alâî (H 761) şöyle der:
“Yüce Allah -hamd ve minnet O’nadır ki- bu mükerrem ümmete, isnad zinciri ve onun ittisaliyle minnette bulunmuştur. Böylece bu ümmetin sonra gelenleri (halefi), önce gelenlerinden (selefinden) Peygamber’inin (sav) Sünnetini ve hâllerinin açıklamasını nakletmiştir. İşte bu, Peygamber’in (sav) bizzat işaret buyurduğu mucizelerinden biridir. O (sav), ümmetine bu Sünnetin korunacağı vaadinde bulunmuş; bu ilmin taliplerine iyi davranılmasını, onlara lütufla muamele edilmesini, aradıklarına ulaştırılarak mutlu edilmelerini ve onlara yardım edilmesini vasiyet etmiştir.”[13]
Allah Resûlü’nün (sav) vefatının üzerinden on dört asır geçmiştir. On dört asırlık bu tarih, Sünnetin korunduğuna dair pratik deliller içermektedir.
a. Bu ümmetin ilk nesli olan sahabe, Allah Resûlü’nün sözlü, fiilî ve takrirî Sünnetlerini hıfzetmiştir, yazmıştır, ilim halkaları oluşturup başkalarına aktarmıştır, yazdırmıştır. Allah Resûlü’nün (sav) “şahit olanın gâib olana ulaştırması” emrini yerine getirmek ve hayır duasına nail olmak için…
b. Ulaşım şartlarının zorluğuna rağmen Allah Resûlü’nün hadislerini öğrenmek için günler, haftalar, aylar, hatta yıllar süren yolcuklar (rıhle) yapılmıştır. Hadis talebeleri, şehir şehir, ülke ülke, kıta kıta dolaşmışlardır. Binekli veya yaya olarak… Karada yahut denizde yolculuklar yaparak… Böylece farklı bölgelerde bulunan sahabilerin ya da muhaddislerin rivayetlerini toplamış, ezberlemiş, yazmış ve koruma altına almışlardır.
c. Sonraki dönemlerde fitneler çıkıp, zındıklar çoğalınca isnad sistemi kurulmuştur. Benzeri başka ümmetlerde bulunmayan bu sistemle kimin kimden hangi hadisi rivayet ettiği erken tarihlerden itibaren tespit edilmiştir. Yine isnadla rivayet edilen her hadis makbul görülmemiştir. Bu rivayetler, sıhhat şartları açısından da titiz değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Böylece hiç kimse her istediğini Peygamber’e (sav) nispet edemez olmuştur. Allah Resûlü’ne (sav) nispeti zayıf olan rivayetler tespit edilmiştir. Zındıkların ve yalancıların uydurmaları ayıklanmış, sinsi tuzakları boşa çıkmıştır.
d. Sonra kaybolmasın, korunsun diye hadisler tedvin edilmeye başlandı. Tedvin dönemini tasnif dönemi takip etti. Kutub-i Sitte başta olmak üzere ümmetin yanında muteber sayılan birçok kaynak bu dönemlerde şekillenmeye başladı. Bu dönem hadisin altın çağıydı. Sonraki dönemlerde farklı hadis derlemeleri, ihtisar, tahriç, etraf çalışmaları yapıldı, birçok kitap kaleme alındı.
e. Sadece Allah Resûlü’nün hadislerine yönelik çalışmadı bu ümmet. Allah Resûlü’ne ait olmayan sözlere dair de çalıştılar. Örneğin, dillerde “hadis” diye dolaşan veya öyle zannedilen meşhur sözler vardı. Yine şiddetli zayıf veya mevzu rivayetler vardı. Bunların Allah Resûlü’ne (sav) ait olmadığını göstermek için de özel eserler verdiler.
f. Sünneti koruma gayreti zamanla birçok ilmin oluşmasına da neden oldu. Her bir ilim hakkında onlarca kitap kaleme alındı:
Rical (hadis ravileri) ilmi, cerh ve ta’dil (ravilerin güvenilirliği) ilmi oluştu mesela. Kendisinden hadis rivayet edilen binlerce kişinin adı, memleketi, nerelere rıhle yaptığı, kimden hadis aldığı, kimden almadığı, kime hadis rivayet ettiği, ne zaman vefat ettiği, bir ravi olarak güvenilirlik derecesi tespit edildi ve kayda alınmış oldu.
Sahabe nesline özel çalışmalar yapıldı. Böylece sahabe olanlarla olmayanlar birbirinden ayrılmış oldu.
Sika/Makbul ravilere özel çalışmalar yapıldı ve bu raviler diğer ravilere göre ayrıca incelendi. Yine zayıf, yalancı, metruk ravilere özel kitaplar kaleme alındı.
Birbirine karıştırılan raviler için bile özel çalışmalar yapıldı. Bu ravilerden kimisinin ismi kimisinin künyesi birbiriyle benzerdi. Kimisinin de ismi veya künyesi, yazılışı aynı olan başka bir isim veya künyeye benzemekteydi. Bu nedenle birbirine karışabiliyordu. Bu konuya özel çalışmalar yaparak sika ravi ile zayıf ravinin birbirine karıştırılmasını önlemeye çalıştılar.
Hadis usulü ilmi oluştu mesela. Hangi hadisin makbul, hangisinin merdud olduğuna dair temel asıllar, kaideler ve şartlar incelendi bu ilimde. Hadislerin kabul ve ret bakımından durumu ve kısımlarına genişçe yer verildi.
İlel (ilk bakışta hadiste görünmeyen sorunların tespiti) ilmi teşekkül etti. Gerek metinde gerek senette ilk bakışta görünmeyen bazı sorunla bu ilimle masaya yatırıldı.
g. Bu ümmet Allah Resûlü’nden (sav) aktarılan hadislerin ravilerine odaklanmadı sadece. Aktardıkları hadisin metnine de yoğunlaştı. Böyle olunca garîbu’l hadîs (metindeki anlamı yaygın olmayan kelimeler), muhtelefu’l hadîs (zahiri bir ayetle veya hadisle çelişkili duran hadisler), nâsihu’l hadîs ve mensûhuh, fıkhu’l hadîs, esbâbu vurûdi’l hadîs (hadislerin arka planı) gibi alanlarda birçok kitap kaleme alındı. Hadis kitaplarına yüzlerce şerh ve ta’lik çalışması yapıldı.
Ümmetin, Sünneti muhafaza gayreti çok geniş bir konudur. Sadece bazı noktalara dikkat çekmiş olduk. Netice olarak Sünnet günümüze kadar korunmuş bir şekilde ulaştı.
Makalemizi ve “Sünnet Korunmuştur” bahsini, birbirinden kıymetli şu nakillerle bitirelim:
İsmâîl ibni Ubeydullah (rh) (H 131) şöyle der:
“Kur’ân’ı hıfzettiğimiz gibi Resûlullah’ın (sav) hadislerini de hıfzetmemiz gerekir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ‘Resûl size neyi vermişse onu alın.’[14] ”[15]
Sufyân Es-Sevrî (rh) (H 161) şöyle der:
“Melekler semanın muhafızlarıdır/bekçileridir. Hadis ashâbı ise yeryüzünün muhafızlarıdır/bekçileridir.”[16]
Tabiin imamlarından Abdullah ibni Mubârek’e (rh) (H 181), “Bu uydurma hadisler ne olacak?” diye sorulur. O da şöyle cevap verir: “Mutehassıs/Uzman âlimler bu rivayetler için yaşar.” Sonra da “Şüphesiz ki zikri/Kur’ân’ı biz indirdik. Onu koruyacak olan da hiç kuşkusuz yine biziz.”[17] ayetini okur.[18]
“Harun Reşid, bir zındığı idam etmek üzere yakalattığında zındık şöyle dedi: ‘Uydurduğum binlerce hadis ne olacak (Onları ne yapacaksın)?’ Reşid de şöyle cevap verdi: ‘Ey Allah’ın düşmanı! Ebû İshâk El-Fezârî ve İbnu’l Mubârek varken sen ne sanıyorsun? Onlar o hadisleri elekten geçirir gibi elerler ve harf harf ayıklayıp çıkarırlar!’ ”[19]
İmam Dârekutnî (rh) (H 385) şöyle der:
“Ey Bağdat halkı! Ben hayatta olduğum sürece, hiç kimsenin Resûlullah (sav) adına yalan uydurmaya güç yetirebileceğini sanmayın!”[20]
✽ ✽ ✽
Bir sonraki sayımızda buluşmak duasıyla…
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
[1] Buhari, 104
[2] Buhari, 631; Müslim, 674. (Mâlik ibni Huveyris’ten rivayetle.)
[3] Buhari, 53; Müslim, 17. (İbn Abbas’tan rivayetle.)
[4] Buhari, 150
[5] Buhari, 67; Müslim, 1679
[6] Ebu Davud, 3660; Tirmizi, 2656
[7] Ebu Davud, 3659; Ahmed, 2945
[8] Şerhu Suneni Ebî Dâvûd, İbni Raslân, 15/110; Et-Tenvîr Şerhu’l Câmi’i’s Sağîr, 5/42; Avnu’l Ma’bûd, 10/67
[9] El-Cerhu ve’t Ta’dîl, 2/8
[10] Sahîhu İbni Hibbân, 6/70
[11] Şerefu Ashâbi’l Hadîs, s. 37
[12] El-Câmiu’s Sahîh mimmâ leyse fi’s Sahîhayn, 3/560
[13] Buğyetu’l Multemis, s. 23
[14] bk. 59/Haşr, 7
[15] El-Kifâye fî İlmi’r Rivâye, s. 12; Es-Sunne, Mervezî, s. 32
[16] Şerefu Ashâbi’l Hadîs, s. 44
[17] 15/Hicr, 9
[18] Fethu’l Muğîs, Es-Sahâvî, 1/319 (Mektebetu’s Sunne)
[19] Siyeru A’lâmi’n Nubelâ, 8/542
[20] El-Leâliu’l Mesnûa fî Ehâdîsi’l Mevdûa, 2/392



