TÜKETİM ÇAĞINDA AZLA YETİNMEK: MİNİMALİZM

Minimalizm Nedir?

Minimal: en az, asgari miktarda olan demektir. -izm ise bunu bir akıma dönüştüren ektir. Minimalizm, tüketim kültürüne karşı olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Özünde az eşya kullanımıdır ve bu sayede gelen daha az karar almanın getirdiği hafiflik, etraftaki sadelik ve düzenden kaynaklı olarak odak süresinin artması ve toplumdaki bu satın alma, biriktirme çılgınlığına ortak olmayarak bir psikolojik iyi oluş vaat eder.

Minimalizm, en yalın tanımıyla azla yetinmeyi ve sadeliği benimseyen bir yaklaşım olarak özetlenebilir. Günümüz modern dünyasının getirdiği karmaşayı sadelik ile hafifletmek, doğayı ve sürdürülebilirliği desteklemek gibi birçok amacı hedefler.

Her yıl tüketim çılgınlığının hızla artması, karşıt düşünce olarak ortaya çıkan minimalizm akımını daha yaygın hale getirmiştir. Bu tüketim çılgınlığı, gün geçtikçe artmakta ve insanları doyumsuzlaştırarak daha yönetilebilir ve kapitalizme hizmet eder hale getirmektedir. Bizlere aşılanan bu doyumsuzluk duygusu, insanın kapitalizme köle olmasını kolaylaştırır.

Öyle ki, ihtiyaç sınıfına girmeyen çoğu ürün, hiç düşünmeden alınır; alınamadığında ise insan kendisini yetersiz hisseder. Televizyon, reklam panoları, sosyal medya ve birçok mecrada bu tüketim çarkı, bizlere bu harcamaların aslında bir ihtiyaç olduğuna inandırır ve daha fazla harcamaya teşvik eder. Bize sundukları bu bolluk illüzyonu ve alışveriş yaptığımızda daha mutlu olacağımızı vaat eden alt metinlerle yapılan reklamlar, bizleri alışverişe ve daha da önemlisi ihtiyacımız olmayan şeyleri satın almaya yönlendirir.

Bu alışveriş süreci, insanı tatmin eder; kendisini yeterli ve toplumda kabul görmüş hisseder. Bu hazzı tekrar yaşayabilmek için tüketim çılgınlığına devam eder. Ancak bu duygular anlıktır, o ürünü satın aldığımızda geçer ve yerini büyük bir boşluğa ve doyumsuzluğa bırakır. Bu da insanı yetersizlik duygusuna ve maddi anlamda bir yorgunluğa götürür.

İslam’da Sade Yaşam

İslam’ın özüyle örtüşen bir yaşam biçimi olan bu akım, sade yaşamı benimsememizi ister. Bu tüketim çılgınlığı, maalesef israfı da artırmıştır. Bir Müslimin her konuda olduğu gibi bu konuda da önceliği, öğrendiği bilgileri Kur’an ve sünnet süzgecinden geçirmesidir. Rabbimiz, dünya nimetlerinden, süsünden faydalanmamızı ancak israfa kaçmamamızı öğütlemiştir. İsrafı terk ederek, onun sevgisini kazanmayı istemeliyiz.

“Ey Âdemoğulları! Her mescid yerinde ziynetlerinizi alın. (Güzelce giyinin, müşrikler gibi çıplak ibadet etmeyin.) Ve yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. (Çünkü) O, israf edenleri sevmez.”[1]

Dünya süsüne duyduğumuz sevgiyi tekrar tekrar sorgulamalı, bu sevginin dengeli olması için çabalamalıyız. Bir misafir gibi yaşamak, azla yetinmek, asıl yurdumuz olan ahirete dönüşümüzü unutmamak, dünya nimetlerinden azla yetinip şükretmek gerekmektedir.

“Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Şüphesiz ahiret yurdu, korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz?”[2]

Kur’an’ın penceresinden baktığımız sade yaşama, bir de bizler için en büyük örneklik olan Allah Resûlü (sav) hayatından bakalım;

“Ben, dünyada bir ağacın altında gölgelendikten sonra yola koyulup orayı terk eden bir yolcu gibiyim.”[3]

Onun (sav) hayatında görüyoruz ki, çok az eşya ile sade bir evde yaşardı; yatağı bir hasırdan ibaretti ve yiyeceği çoğu zaman hurma ve suyla sınırlıydı. O’nun (sav) hayatı gösterişten uzaktı ve azla yetinirdi; dünyada kendisini bir misafir gibi görmüş, insanlara da bu dünyada yolcu olduklarını sürekli hatırlatmıştır. Onun örnekliğini sahabenin hayatında da görüyoruz; Ömer (ra), hilafeti boyunca halkıyla eşit şartlarda yaşamış, kendi geçimini zor sağladığı zamanlar dahi olmuştur. Hayat rehberimiz olan Kur’an, Allah Resûlü (sav) hayatından ve ashabından görüyoruz ki, azla yetinmek, dünya süsüne kapılmamak, İslam’ın biz Müslimlerden istediği yaşam biçimidir.

İsraf’ın Bizi Etkileyen Yönleri

İsraf, yalnızca fazla eşyaya sahip olunca ortaya çıkan bir durum değildir. İsrafın türüne göre etkileri değişir. Ancak israf, hangi konuda olursa olsun, insanın zamanına, enerjisine, maddi durumuna, duygularına ve hatta ibadetlerine etki edebilir.

Fazla eşyanın ve satın alma sürecinin getirdiği karar alma yorgunluğu, temizlik ve düzene gereğinden fazla zaman ayırmak, zaman israfına yol açar. Bu satın alımlar, maddi olarak israfa ve en sonunda tüm bu süreç, enerjimizi de faydalı olmayan işlerde israf etmemize sebep olur.

Tüm bu israfların sonrasında insan, psikolojik olarak da etkilenir ve bu durum hayatına, ibadetlerine dahi yansır. Hissedilen bu doyumsuzluk, yetersizlik ve her şeye sahip olmanın mutluluk getireceği yanılgısı, bizi tetikler ve sürekli alışveriş yapma ihtiyacı hissettirir. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu nefis terbiyesinden geçiyor. Minimalizm, nefis terbiyesi için güçlü bir araçtır. Sadeleşen insan, yetinmeyi, tevekkülü ve şükretmeyi öğrenir. Oysa kişinin yaratılma sebebi olan Allah’a kulluk/ibadet için zamanını planlı, israf etmeden kullanmaya, bunları yapabilecek ruhsal sükunete ve enerjiye ihtiyacı vardır.

“Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.”[4]

Burada en önemli nokta, anlatılan israf türlerinin getirdiği psikolojik yorgunluk ve zaman israfıdır. Çünkü bunlar bir kulun gününü ve ibadetlerini direkt olarak etkiler. Sadeleşmek, ortamdaki dağınıklığı azalttığı gibi zihin dağınıklığını da azaltır ve ibadetlerdeki huşu artar.

Nasıl Sadeleşebiliriz?

Sade bir yaşamı tercih etmek, bu yaşam biçimi ile zamanla zihinsel, duygusal ve fiziksel yüklerden arındırdığı için ruhsal olarak da iyileşme sağlar. Bu yaşam tarzının aslında yüzyıllar önce bize İslam ile öğretildiğini gördük. Peki, sade bir yaşam için nereden başlamalıyız?

1) Niyet

Öncelikle her işte olduğu gibi bu işte de niyetimiz önemlidir. Asıl niyetimiz, Allah’ın (cc) sevmediği israfı terk etmek, Allah Resûlü (sav) sünnetine uymak ve bu tüketim çılgınlığının getirdiği etkilerden kurtularak, yaratılış gayemiz olan yalnızca Allah’a (cc) ibadetimizi huşu içinde yapabilmek olmalıdır.

Ömer (ra), Allah Resûlü’nün (sav) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Şüphesiz ki ameller niyetlere göredir. Herkese niyetinin karşılığı vardır. Kimin hicreti Allah ve Resûl’üne ise hicreti gerçekten Allah ve Resul’ünedir. Kim de elde edeceği bir dünyalık veya evlenmek istediği bir kadın için hicret etmişse, onun hicreti de uğrunda hicret ettiği şey içindir.”[5]

2) Eşyalarınızı Eleyin

Bir eşyaya gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını anlamak isterseniz, en son ne zaman kullandığınızı düşünün. Son 2 ay içerisinde kullanılmayan bir ürün, ihtiyaç sınıfına girmez. Bu süreçte kullanmadığınız eşyaları tespit edip ihtiyaç sahiplerine verebilirsiniz. Aynı şekilde eşyalarınızı elerken, aynı model ve türde fazla olan eşyalarınızı da azaltmalısınız. Örneğin, benzer model kazaklarınızdan birkaçını eleyebilirsiniz. Eşyası azalan ev, daha az dağılır ve temizliği de daha kısa sürer. Bu da sizi enerji ve zaman israfından koruyacaktır.

3) Alışveriş Detoksu

3 ay boyunca temel ihtiyaçlarınız dışında herhangi bir ürün satın almayarak, bize dayatılan tüketim döngüsünün dışına çıkabilir ve nefislerinizi terbiye edebilirsiniz. 3 ay sonunda yeni bir ürün satın alırken, hemen satın almamalı; kendinize gerçekten bu ürün istek mi, ihtiyaç mı sorgulamak için zaman tanımalısınız. Az ürün satın aldığınızda, daha kaliteli ürün alacak ekstra bütçeniz olacaktır. Kaliteli ürünün kullanım süresi daha uzun olduğu için, aynı üründe tekrar alışveriş yapma ihtiyacınız uzun süre oluşmayacaktır. Yeni eşya almamak, bu süreçte maddi israfın da önüne geçmiş olur.

4) Telefon Temizliği

Telefonunuzda bulunan alışveriş uygulamalarını silerek, satın alma sürecinizi zorlaştırabilirsiniz. Böylece gerçekten ihtiyacınız olmayan bir ürün için internet araştırması yapmak, daha çok efor harcamanızı gerektirecek ve bu aşamada ürüne kolayca ulaşamamak, gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını düşünmenizi sağlayacaktır. Telefon temizliğinin bir diğer yönü ise sosyal medyada harcanan zamandır. Sosyal medya hesaplarınıza süre kısıtlaması getirmeniz halinde, boş vakitlerinizi öldürmez, değerlendirirsiniz. Zaman israfını en aza indirebilirsiniz.

5) Günlük Planlama

Günlük planlamalarınız, zaman israfının önüne geçer ve enerjinizin boşa harcanmasını engeller. Bu planlama sayesinde kaygı ve stresiniz azalır. Sade yaşam, yalnızca eşya için değil, iç huzurunuzu korumak için de önemlidir. Neyi ne kadar sürede ve ne zaman yapacağınızı bilmek, zihninizi hafifletir. Temiz bir zihin, odak sürenizi ve verimliliğinizi de artıracaktır. Tüm bu adımları aynı anda yapmak, sürdürülebilir olmasını zorlaştırabilir. Küçük adımlarla başlayarak, Allah’ın (cc) yardımıyla az ile yetinme ahlakını kazanabiliriz.

Sonuç olarak, minimalizm, tüketim çağında oluşturabileceğimiz büyük bir farkındalıktır. Daha fazlası, daha fazla mutluluk getirir düşüncesine karşı bilinçli bir duruştur. Bu anlayış, yalnızca eşyalarda değil, düşüncelerimizde ve zaman kullanımımızda da fazlalıklarımızdan arınmayı gerektirir. Bu gerçekliğin ihtiyaçlarımızı fark ederek onlarla yetinmeyi öğrenmemiz ve özümüze dönmemiz için bizlere güzel bir başlangıç sunması mümkündür.


[1] 7/A’râf, 31

[2] 6/En’âm, 32

[3] Tirmizi, 2377

[4] 51/Zâriyat, 56

[5] Buhari, 1; Müslim, 1907

Önerilen makaleler