LİDER VE YÖNETİCİ

Lider; bulunduğu çevreye yüksek düzeyde yarar sağlayan, yerleşik gelenekte köklü değişiklikler yapan ve toplumsal dönüşüm için sorumluluğu zekâ, bilgi ve sezgiye dayalı karar ve uygulamalarla taşıyan kişidir.

Lider; elindeki gücü kullanabilme kapasitesine bağlı olarak, yakın ve uzak çevresini ve hatta kendinden sonraki nesilleri etkileyebilen kişidir. Dünya tarihinde gerçek anlamda liderlik vasıflarını taşıyan çok az sayıda insan vardır. İnsanlık tarihinde hem dünyevi hem de uhrevi hayatta kesin olarak kurtuluş ve saadete ulaştırıcı liderlikte en başta Allah Resûlü (sav) olmak üzere Âdemoğlunun en seçkinleri olan ulu’l azm peygamberler (as) gelir.

Liderlik ile yöneticilik terimleri çoğu zaman birbirleri yerine kullanılır. Kimilerine göre ise her iki terim de birbirine tamamen zıddır. Aynı ânda hem iyi bir yönetici hem de iyi bir lider olunamaz görüşünün taraftarları olsa da genel olarak kabul görmemiştir.

Herhangi bir insanın ismi ile cinsiyeti arasındaki uyum ne kadar olağansa liderlik ile yöneticilik arasında da benzer bir ahenk bulunmaktadır. Bununla beraber her iki terim arasında birtakım önemli farklılıklar olduğu da bir hakikattir.

Yöneticilik daha ziyade tevdi olunan vazifenin yerine getirilmesi ve görev yönelimlidir. Liderliği ise bundan farklı olarak daha çok ilham vericilik ve vizyonerlik olarak değerlendirmemiz mümkündür. Vizyonerlik; yetenekler, değerler, kaynaklar, irade, yeterlilik ve kararlılığı temel alır. Bu yönüyle vizyonerlik, toplumda “lider” olarak bilinen sığ ve çapsız karakterlerin öne çıkan özelliklerinden biri olan hayalperestliğin zıddıdır.

Lider, yöneticilik itibarıyla planları oluşturup geleceğe yönelik projeksiyonlar belirleyerek çalışmaların ilerlemesini gözlemler. Bu anlamda yetkin ve dirayetli bir idarecidir. Allah Resûlü’nün (sav) hadiste buyurduğu üzere aslında her bir kişi kendi çapında yöneticilik vasfını taşımakta ve sorumluluğundaki topluluğu idare etmektedir.[1]

Lider, aynı zamanda ahit/bozulmaması gereken kuvvetli bir akit ile bağlı olduğu esas ilkelerden uzaklaşmadan, önderlik ettiği topluma değişim ve atılım konusunda ilham verir. Bu çerçevede diyebiliriz ki gerçek manada lider şahsiyet, yöneticiliğin üstün özellikleriyle de donanmış önder bir kişiliktir. Eğer yöneticilik ve liderlik arasında bir ayrım yapılacak olursa fayda esaslı bir nüans ayrımı yapılabilir. Her lider aynı zamanda yetkin ve yeterli bir yönetici olabilir. Fakat her yönetici liderlik özelliğini taşımamaktadır. Yöneticilik, her kurumsal yapının varlığını sürdürebilmesi ve işleyişinin devamlılığını sorunsuzca sağlayabilmesi için yerine getirilmesi gereken bir fonksiyondur.

Liderlik ise önceliği tevhid ve sünnet olan Nebevi menhec üzere davet çalışmalarını sürdüren bir cemaate, ümmete, devlete veya ticari bir şirket gibi farklı kurumsal yapılara ilham verebilen ve onu dinamikleştirerek bu dinamizmi sürdürülebilir kılabilmektir. Yöneticilik ve liderliğin ayrı, fakat birbirini tamamlayıcı pozisyonlar olduğunu ve değişen dünyada birinin diğeri olmaksızın herhangi bir fonksiyon ifa edemeyeceğini ileri sürenler de bulunmaktadır.

Liderler, önderliğini yaptıkları topluluğa değişim ve dönüşüm için ilme, tarihi gerçeklere ve basirete dayalı pozitif baskı yaparken liderlik vasfından yoksun yöneticiler ise genellikle statükodan yana olur ve her hâlükârda istikrarı desteklerler.

Lider, inandığı doğrular uğruna mücadelede sınırsızlığı temsil eder ve mutlak başarıya odaklanır. Yönetici ise statükoyu temsil eder ve uygular. Lider, insan topluluklarını derinden etkiler ve değişim için vizyon oluşturur. Liderlik vasfına haiz olmayan yönetici ise belirli etkinliklerin üstesinden gelmek ve mevzuata vâkıf olmak gibi rutin bazı işlerde uzmanlaşmakla sınırlıdır.

Liderlik özelliği olan kimsenin yönetimde olsun veya olmasın toplumda çok yönlü bir etkileme gücü vardır. Liderlik özelliği olmayan yöneticilik ise tek yönlü bir otorite ilişkisidir.

Liderlikle ilgili bir başka hakikat şudur: Liderlik de yöneticilik gibi yüzyıllardan beridir her ümmet ve kavim içerisinde kullanılmış ve hâlâ kullanılmakta olan çok eski bir kavramdır. Tarihi ve tarihî gerçekleri saptırmakta oldukça mahir olan Batılılar bu alanı da boş geçmemişler. Onlara göre profesyonel anlamda yöneticilik kavramı Avrupa’da 18 ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkan “Endüstri Devrimi” sırasında kullanılmaya başlanmıştır. Oysa önceki sayfada kaynaklarıyla birlikte naklettiğimiz hadis-i şerifte İslam ümmetinin profesyonel anlamda da yöneticilik kavramını çok iyi bildiğini ve en iyi şekilde uygulama konusunda Nebevi öğütlerle doğru istikamete kanalize edildiğini görüyoruz.

Lider ve Bireylerde Ayniyet/Özdeşlik

Allah Resûlü’nün (sav) tevhidden sonra emrolunduğu ve iman ettikten sonra tüm müminlerin sorumlu olduğu ilk fariza, dinin direği olan namazdır ve bu namazımızın olmazsa olmazı Fâtiha Suresi’nde her gün defalarca şöyle diyoruz:

“Biz, yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi sırat-ı mustakime/dosdoğru yola hidayet et. Kendisine nimet verdiklerinin yoluna (ilet). Gazaba uğramış ve sapkınların (yoluna) değil.”[2]

Dikkat edilirse “ben” yok, “biz” var… Biz ibadet ediyor, biz yardım istiyoruz… Biz hidayet istiyor, biz dalaletten Allah’a (cc) sığınıyoruz.

Şer’i ıstılaha göre bir yerde eğer “biz” varsa o “biz”; ümmettir, cemaattir, topluluktur. Ümmetin, topluluğun veya cemaatin olduğu yerde liderin olmaması düşünülemez. Lider, ümmet/cemaat içerisinde her zaman için fikrî ve ahlaki olgunluk ve dönüştürücülük fonksiyonunu icra edebilendir.

Cemaat fertlerinin liderle aynileşmesi/özdeşleşmesi gayet tabii olarak liderin yol göstericiliğinde ve gölgesinde olur. Lider, ümmetin veya bir cemaatin sadece birinci adamı olmakla sınırlandırılabilecek bir şahsiyet değildir. Bununla beraber başında bulunduğu topluluğa/cemaate ahlaki önderlik de yapmaktadır. Zira lider, ümmet veya cemaat bireylerine ahlaki kimlik kazandıran ve sonraları kopması pek mümkün olmayan veya cidden çok zor olan duygusal bağlılığı da sağlayan merkezî ve etkin bir konumdadır.

Fertlerin mensubiyet veya aidiyet bağının kopması yahut etik olmayan eğilimlere yönelimi; davanın ilkeleri ve dava lideriyle aynileşememekle/özdeşleşememekle doğrudan ilintili ve orantılıdır. Cemai/Kurumsal kültürün ahlakilik temelinde oluşup olgunlaşması ve sürdürülebilir kılınmasında liderin sorumluluğu olduğu kadar fertlerin de mesuliyetinin varlığı tartışmasızdır. Lider mensup etkileşiminin kalitesi, liderin güven verici önderlik özellikleri ve ulaşılması hedeflenen amaçların ulviyetiyle de bağlantılıdır.

Cemaat çatısı altında birlikte çalışan fertler bilgi, yetenek ve donanımları ölçüsünce liderden tabii bir mütekabiliyet beklentisinde olurlar. Süreç içerisinde cemai aidiyet duygusu güçlenen kimi fertlerde psikolojik ayrıcalık ve nötrleştirilme ikilemine kapılabilme ihtimali gün yüzüne çıkmaktadır. Bu durumda algılanan, “lider merkezli kurumsal/cemaatsel adalet işleyişi” yönlendirici ve belirleyici olmalıdır.

Cemaat içerisinde ahlaki gelişmişlik ve olgunlaşma ne kadar ileri seviyelere ulaşırsa o cemaat de içerisinde faaliyet gösterdiği toplumda marjinallikten/aykırılıktan ziyade özgünlüğüyle kabul görecektir. Bireylerin iş, hizmet ve davranışlarının süreç içerisinde gözle görülür sonuçları müşahede edildikçe liderlik ile özdeşleşme etkisi içerisinde, çalışmaya tutkunluk ve cemai destekle beraber bu çabalar prososyal[3] davranışlara evrilecektir.

Lider merkezli idari hiyerarşi, çalışma performansı, çalışma birimleri, iş ahlakı, iş disiplini ile iş ve hizmet üretme kapasitesinin değerlendirilmesi açısından İslam’ın öngördüğü cemai yapı, günümüz devasa şirketlerinin yönetim ve çalışma esaslarının belirlenmesinde ve uygulanmasında da ilham kaynağı olmuştur.

Cemaat bünyesinde ahlaki olmayan davranış unsuru, bu davranış türünün temsil edilen değerlerin genel ahlaki normlarını ihlal eder nitelikte olmasını ifade eder.

Cemaat içerisinde yer alan bireyler arasında performans ve motivasyon açısından değişkenlerden en çok kurumsal/cemaatsel özdeşleşmeye rastlanır. Özdeşleşme bireyin, kendine güvenini sağlamak amacıyla, bilinçli bir şekilde lideri örnek edinmesi, onun gibi davranmaya çalışmasıdır. İnanç, ilkeler ve değerler açısından kendisini liderle ve cemai yapıyla özdeşleştiren bir fert, olumlu ya da olumsuz anlamda şartlar değişse dahi bağlı ve tabi olduğu inancında ve menhecinde sebat eder.

İslam toplumunda menfaat, öfke, aşırı sevgi veya korku tarafından güdülen yönetim değil, güven ve sadakatle harekete geçirilen, yetenek esaslı ve istikrarlı bir yönetimin yerine geçebilecek bir alternatif bulunmamaktadır.

Liderliğin, cemaat üzerinde tezkiye açısından da etkisi tartışılmazdır. Tezkiye önemlidir, çünkü kalpler ruhun elbisesi gibidir. Beden, kıyafetleri kullandıkça nasıl ki kıyafetler kirlenip yıpranıyorsa kalp de zamanla kirlenip yıpranmaktadır. Şer’i ifadeyle kalpler hastalanıyor, kararıp katılaşıyor, günahkârlaşıyor, körleşiyor, kilitleniyor, mühürleniyor.

Birçoğumuzun siyer okumalarından hatırlayacağı bazı örneklerden de anlaşıldığı gibi Devr-i Saadet Medine-i Münevvere’sinde yani en hayırlı çağda ve toplumda ve Allah Resûlü’nün (sav), yani en hayırlı liderin terbiyesinde de olsa insan; eğer kalp bakımını ihmal ederse kulluğunda problemler başlar.

Böylesi menfi bir başlangıcın dünyevi ve uhrevi olarak nasıl bir akıbetle sonuçlanacağını kestirmek ise mümkün değildir.

Dünyada da ukbâda da Allah’tan (cc) af ve afiyetler dileriz. Duamızın sonu, Allah’a hamdetmektir.


[1]. Abdullah ibni Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

           “Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir, memurlarının çobanıdır. Erkek, ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibarıyla hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhari, 893; Müslim, 1829)

[2]. 1/Fâtiha, 5-7

[3]. Prososyal davranış; olumlu sosyal davranışlar ya da başkalarına fayda sağlama niyetiyle yardım etmek, paylaşmak, hayır hasenat namına bağışta bulunmak, iş birliği yapmak ve gönüllülük gibi diğer insanlara ya da bir bütün olarak topluma fayda sağlayan sosyal davranışların tümüne denir.

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver