RÛMLAR YENİLDİ

الٓمٓ۠ غُلِبَتِ الرُّومُۙ ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Elif, Lâm, Mîm. Rûmlar yenildiler. Yakın bir yerde. (Fakat) onlar yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç sene içinde… (Rûmların yenilgisinden) önce de sonra da emir/yetki Allah’a aittir. (Rûmların galip geleceği) o gün, müminler sevineceklerdir. Allah’ın yardımıyla… O dilediğine yardım eder. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir. (Bu,) Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez, fakat insanların çoğu bilmezler.”[1]

Allah’ın (cc) adıyla.

Allah’a (cc) hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın (cc) iman edenleri sabit kılmak ve kâfirlerin elinden tüm bahanelerini almak için indirdiği ayetlerin/mucizelerin sonuncusudur.

“Dediler ki: ‘Ona Rabbinden ayetler/mucizeler gelmesi gerekmez miydi?’ De ki: ‘Ayetler, ancak Allah katındadır. Ve ben yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.’ Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan Kitap kendilerine yetmiyor mu? Şüphesiz ki bunda, iman eden bir topluluk için rahmet ve öğüt vardır.”[2]

Kur’ân azim/büyük bir kitaptır çünkü o, El-Azim olan Allah (cc) tarafından indirilmiştir. Kur’ân’ın azameti (manevi büyüklüğü) onu indiren kaynağın azametindedir. Kur’ân’ı okuyan, ona gönlünü açtığı oranda manevi azametten payına düşeni alacaktır. Yüce Allah, Kur’ân’ın azametine dikkat çekmek için şöyle buyurmuştur:

“Andolsun ki sana, Sebu’l Mesani’yi/tekrar eden yediyi (Fâtiha Suresi’ni) ve büyük Kur’ân’ı verdik.”[3]

Kur’ân’ın kendisi büyük/azim olduğu gibi getirmiş olduğu haberleri de büyüktür/azimdir:

“De ki: ‘O, büyük bir haberdir. Siz ondan yüz çevirmektesiniz.’ ”[4]

Kur’ân’ın bir diğer özelliği de onun müjdeleyici bir kitap olmasıdır. Allah (cc) Kur’ân ayetleriyle kullarını müjdeler ve bu müjdelerle müminler mutlu olur, sevinirler.

“(Bu,) bilen bir topluluk için Arapça okunan, ayetleri detaylı olarak açıklanmış bir kita’tır. Müjdeci ve uyarıcı olarak… Onların çoğu yüz çevirdi. Onlar dinlemezler.”[5]

Bu ayki yazımızda, Kur’ân’ın mucizelerinden ve müminlere sevinç olan büyük haberlerinden biri olan Rûm Suresi’nin ilk ayetlerini incelemeye başlayacak ve Kur’ân’ın azametinden payımıza düşeni almaya çalışacağız.

Bizans’ın/Doğu Roma İmparatorluğunun Durumu

Rûm Suresi’nin icaz yönünü ve getirdiği haberin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için ilk olarak Doğu Roma’nın tarihî durumunu anlamamız gerekir.

Allah Resûlü’nün (sav) nübüvvetinden yaklaşık sekiz yıl önce, Phokas adlı bir komutan Bizans İmparatoru Maurice’yi tahttan indirerek kendisini imparator ilan etmişti. Bu olayın haberi Sasani Kralı Hüsrev Perviz’e ulaştığında, Bizans’a saldırma kararı almıştı. Çünkü kendisi Maurice’nin yardımıyla tahta geçmişti ve bu yüzden onun isyanla devrilmesinin intikamını almayı amaçlamıştı. Vefa borcunu öne süren II. Hüsrev, Maurice ve oğullarının intikamını almak amacıyla 603 yılında Bizans’a savaş ilan etti. Kısa sürede Anadolu’da Urfa (Edessa) çevresine, Suriye’de ise Halep ve Antakya’ya kadar ilerledi.

Zor durumda kalan Bizanslı yöneticiler, Afrika Valisinden yardım talep ettiler. Vali, oğlu Heraklius’u güçlü bir orduyla İstanbul’a gönderdi. Heraklius’un ilk işi, yönetimi ele geçirip kendisini imparator ilan etmek oldu.

Bizans İmparatorluğu’nun içinde bulunmuş olduğu duruma bakıldığında artık imparatorluğun tarih sahnesinden silineceği bekleniyordu. Çünkü Heraklius, Phokas’tan tahtı devraldığında Bizans İmparatorluğu tam bir enkaz hâlindeydi. Ekonomik anlamda çökmüştü. Askerlerin maaşları verilemiyordu. Ayrıca halkın manevi değerleri de ciddi anlamda zayıflamıştı. Heraklius, bu süreçte başkenti Kartaca’ya taşımayı dahi düşünmüştü. Bu niyetle imparatorluğun hazinesini gemilere yükletti. Ancak gemiler Haliç’ten ayrıldıktan kısa bir süre sonra fırtınaya yakalanıp battı. Bu hadise de Bizans’ın ekonomik olarak ciddi bir darboğaza girmesine neden olmuştu.

614 yılında Sasani ordusu Kudüs’ü ele geçirerek Mukaddes Mezar Kilisesi’ni yıktı; Rûmlar için kutsal kabul edilen, Îsâ’nın (as) gerildiğine inanılan kutsal haç yerinden alınarak İran’ın merkezi Ktesifon’a (Medâin) götürüldü. Bu olaylar sonucunda Doğu Roma İmparatorluğu, yalnızca toprak ve insan kaybı açısından değil, kutsal değerlerine yönelik bu saldırılar nedeniyle manevi açıdan da büyük bir zayıflama yaşadı.

Sasani İmparatorluğu, 614 yılında Bizans’a karşı kazandığı zaferlerin ardından Bizans’ın siyasi merkezi olan İstanbul’a yöneldi. İstanbul’u işgal etmek amacıyla güçlü bir orduyla Kadıköy önlerine kadar ilerlemeyi başaran Sasani ordusu, Bizans İmparatoru Heraklius’un barış teklifiyle karşılaştı. Ancak Sasani Kralı II. Hüsrev, Heraklius’un bu barış teklifine şu şekilde cevap verdi: “Haça gerilen tanrısını inkâr edip Güneş’e tapınmadıkça, onun bu isteğini asla kabul etmeyeceğim!” Ancak Sasani ordusu İstanbul’u ele geçiremeyeceklerini görmüş ve Heraklius’un barış teklifini, Bizans’ı ağır bir vergiye bağlayarak kabul etmişti.

Heraklius ve Bizans halkı, Sasanilerin dinî değerlerini alçaltmış olmalarına daha fazla dayanamayarak, Ortodoks Kilisesi’nin de büyük maddi desteğiyle Sasanilerin üzerine yürümeye başlamıştı. Kiliselerde bulunan altın eşyalar eritilip sikke olarak Bizans İmparatorluğuna verilerek ordunun maddi ihtiyaçları karşılanmıştı.

Tarihî kayıtlarda geçtiğine göre Heraklius “İlahi bir coşkuyla” 4 Nisan 622’de harekete geçmişti. 622 yılının sonbaharında Bizans ve Sasani ordusu çetin bir savaş vermiş ve Şahrbaraz komutasındaki Sasani ordusu ağır bir mağlubiyet almıştı. Bu galibiyet, İstanbul’u Sasani tehlikesinden kurtarmıştı.

Heraklius, 623 yılında Avarlarla geçici bir ateşkes yaptıktan sonra II. Hüsrev’in üzerine yürüyerek 624’te İranlıların kutsal şehri Gence’yi ele geçirdi. Sasanilerin Kudüs’ü tahrip etmelerine karşılık olarak Zerdüşt mabedini yağmaladı.

Sonunda 627 yılına gelindiğinde Bizans ve Sasani orduları, Musul ve Dicle Nehri arasında kalan Ninova yakınlarında karşı karşıya geldiler. Bu savaşın sonunda Bizans ordusu mutlak bir zafer elde etmiş ve sonrasında Sasani Kralı II. Hüsrev tahttan indirilerek idam edilmiştir. Yerine II. Kavad tahta geçmiştir.

628 yılının baharında Heraklius zafer yürüyüşüyle Kudüs’e yöneldi. 14 Eylül 630 tarihinde Kudüs’e girerek Sasanilerden kurtardığı Gerçek Haç’ı törenle eski yerine yerleştirdi.

Bu yazımızda, Rûm Suresi’nin konu edindiği Doğu Roma’nın ağır mağlubiyetlerinin ardından beklenmedik bir şekilde yeniden galip geldiği tarihî süreci genel hatlarıyla ele aldık. Bir sonraki yazımızda ise Allah’ın (cc) yardımıyla Rûm Suresi’nin ayetlerinin tefsirine ve nazil oluşuyla birlikte müminler ile müşrikler arasında yaşanan olaylara değineceğiz.


[1] 30/Rûm, 1-6

[2] 29/Ankebût, 50-51

[3] 15/Hicr, 87

[4] 38/Sâd, 67-68

[5] 41/Fussilet, 3-4

Önerilen makaleler