Müslümanların Kendilerini Yöneten Tek Bir Emire Olan İhtiyacı – 1

Bir sistem olarak İslam şeriatına baktığımızda İslam’ın sadece gaybî alemle ilgili hükümler vazetmediğini bununla beraber dünyaya dair de bir takım hükümler ortaya koyduğunu görmekteyiz.

İslam’ın hem gaybî hem de dünyevi olan bu hükümleri vazetmesinin sebebi ise dünyada insanların hayatlarını bir düzene koyup onlara bir eman ortamı sağlamak, ahirette ise onları ebedi mutluluğa ulaştırmaktır.

İnsanların dünya hayatına müdahale eden bir din, şüphesiz ki onlar için en efdal olan yaşam sistemini de ortaya koymuş olmalıdır.

İslam, zikrettiği birçok nas ile Müslümanların başında Müslümanlardan olan tek bir kimsenin söz sahibi olacağı bir sistemi, insanlar için daha uygun bir sistem olarak isimlendirmiştir.

‘Müslümanların kendilerini yöneten tek bir emire olan ihtiyacı’ başlığıyla bu ihtiyacın şer’î karşılığını anlatmaya çalışacağız. Başarı Allah’tandır.

Bunun bilinmesi önemlidir. Çünkü bir insan bir şeye olan ihtiyacını doğru belirlerse, ona karşı takınacağı hassasiyet de o oranda doğru olacaktır. Mesela, suya duyduğumuz ihtiyacı çaya duymuyoruz. Doğal olarak bu onlara gösterilen hassasiyete de etki ediyor. Çay olsa da olur olmasa da olur birçoğumuz için. Oysa suya olan ihtiyacımız çok fazla olduğu için ‘olsa da olur olmasa da olur’ şeklinde değil de ‘olmazsa olmaz’ şeklinde bir tavır ortaya koyuyoruz.

Emire olan ihtiyacımızı öğrenebileceğimiz tek kaynak ise şeriattır. Bu ihtiyacı naslarla beraber zikretmeye çalışalım:

1. Allah subhanehu ve teâlâ Enbiya Suresi’nin 22. ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

“Şayet yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı yer ve gök fesada uğrardı.” (21/Enbiya, 22)

İmam Maverdi gibi yönetim fıkhı ile ilgili kitap yazan bazı alimler bu ayeti delil göstererek Müslümanların birden çok imamının olmasının caiz olmadığını, bunun bozgunculuğa sebebiyet vereceğini söylemişlerdir.

Bu ayetin konumuzla olan alakasını şöyle izah edebiliriz;

Yer ve gök Allah’ın subhanehu ve teâlâ yaratmış olduğu; aklı olmayan, şehveti olmayan, donuk olan bir takım varlıklardan müteşekkildir. Bunların başında bile söz sahibi olan varlık bir değil iki olduğunda fesad ortaya çıkıyorsa, insan gibi aklı olan, şehvetleri olan, istekleri olan ve bu istekleri de birbirinden farklı olan bir topluluğun başında iki varlık olduğunda durum ne olur?

Güneşi ve ayı düşünün. Her ikisi de Allah’ın yaratmış olduğu mükemmel varlıklardır. Mükemmellikleri bunları yöneten varlığın tek olması ile alakalıdır. Allah bu varlıkların başında iki yönetici olduğunda bunların fesada uğrayacağını söylemiştir. Ama biz biliyoruz ki bu varlıklar donuk olan, istekleri olmayan varlıklardır. Güneşin, aya ‘Ben gündüzleri doğmayacağım sen doğ’ dediğine şahit olduk mu? Buna rağmen Rabbimiz fesada uğrayacağını buyurmuştur.

Aynısını yetmiş milyon insan için düşünün. Bu sefer durum farklıdır. İnsanlar güneş ve ay gibi donuk olan, istekleri olmayan varlıklar değillerdir. Aksine aklı ve istekleri olan varlıklardır. Bununla beraber bir de bu yetmiş milyon insanın başında birden fazla yönetici olduğunu düşünün. Şüphesiz ki bu durumda fesad daha fazla olacaktır.

Sonuç olarak İslam, ikinci bir kişinin söz hakkını kabul etmiyor. Çünkü bir yerde iki kafadan ses çıkarsa orada düzenin olması mümkün değildir.

2. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin).” (4/Nisa, 59)

Bir Müslümanın Allah’ın karşısına sağlam bir şekilde çıkabilmesi için Allah’a ve Rasûlü’ne itaat etmesi yeterlidir.

İnsanın ebedî mutluluğunu sağlayacak şey hayatını Kuran ve Sünnet’e göre tanzim etmesi değil midir?

Bu da sadece Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederek elde edilecek birşey değil midir?

Ama Allah sadece bununla yetinmeyip bir de ’emir sahiplerine’ itaat edilmesini istiyor. Demek ki ferdî olarak Kuran ve Sünnet’e uymak insanların kendilerini kurtarması için yeterli değildir. Sadece bunlar insanların kurtulabilmeleri için yeterli olsaydı; Allah, içerisinde ciddi manada zorluk olan ’emir sahiplerine itaat etmek’ meselesini emretmezdi.

İnsanlar yaratılışları gereği ihtilaf eden varlıklardır. İhtilaf etmeyen bir insan topluluğu mevcut değildir. Sahabe dahi aralarında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yaşamasına rağmen ihtilaf etmişlerdir.

İhtilaflarda emirin rolünü anlayabilmek için ihtilafların kısımlarını anlamamız gerekir. İnsanların hakkında ihtilaf ettiği meseleler iki kısımdır:

1. Kısım: Kur’an ve Sünnet’e dönüldüğü zaman çözülebilecek ihtilaflardır. Burada emire ihtiyaç yoktur. ‘İçki içmeli miyiz, içmemeli miyiz?’ gibi bir meselede hiçbir beşere söz düşmez. Çünkü bu mesele kat’î bir mesele olup emir olsa da olmasa da şeriatın gerektirdiği şekliyle yerine getirilmesi gereken meselelerdendir. Dolayısıyla bu ihtilaflarda emire ihtiyaç yoktur.

2. Kısım: Göreceli olan meselelerde ortaya çıkan ihtilaflardır ki; bu meselelerde herkesin mutlaka bir görüşü vardır. Birisi son sözü söylemediği müddetçe bu tür meseleler insanlar arasında ciddi boyutlara ulaşabilmektedir. Sağlam bir yönetici, sağlam bir irade ile bu gibi ictihadî ve göreceli meselelerde son sözü söylerse insanların fıtrî olarak içine düştükleri bu ihtilafların önünü kesebilir.

Bundan dolayı Allah mutlak mutluluk için Kuran ve Sünnet’e uymayı şart koşmakla yetinmemiş, bir de buna ’emir sahiplerine itaat etmek’ meselesini eklemiştir.

3. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Üç kişi bir seferde olduğunuzda içinizden birisi size emir olsun.”

Bilindiği üzere yolculuk insan hayatının en basit meselelerinden birisidir. Üç kişi ile yapılan bir yolculuğun veya bu yolculukta çıkacak herhangi bir ihtilafın getireceği zarar çok hafiftir. Buna rağmen şeriatın, üç kişinin dahi başlarında bir emirin bulunmasını istemesi gerçekten düşünülmesi gereken bir meseledir.

Burada sorulması gereken soru şudur; İslam üç kişinin kısa bir süre içerisinde dahi başıboş yaşamalarına müsade etmiyorsa, bir ömür boyunca yığınlar halinde başıboş yaşamalarına müsaade eder mi?

4. İslam insanların ‘özgürlük’ adı altında heva ve hevesine göre ve başıboş bir şekilde yaşam sürmesini kabul etmemiştir. Bu tarz bir yaşantıyı ‘cahiliyye yaşamı’ diye isimlendirmiş, bu yaşantı üzerine ölümü ise ‘cahiliyye ölümü’ olarak nitelemiştir.

“Kim itaatten çıkar, cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse cahiliye üzere ölmüş olur.” (Buhari, Müslim)

Bir insanın yaşantısı ve ölümü için en ağır ifade kullanılmıştır: “Cahiliye yaşantısı” ve “Cahiliye ölümü”…

Peki ama neden bu tarz bir yaşam ve ölüm İslam tarafından cahiliye olarak isimlendirilmiştir?

İslam, cahiliye ehlinin özelliklerine istinaden bu ismi kullanmıştır. Nefsinin ve hevasının istediği şekilde yaşaması cahiliye ehlinin özelliğidir. Başında, kendisini kısıtlayan, ‘özgürlüğünü’ elinden alan, şehvetinin doğrultusunda yaşamasını engelleyen kuralların ve bu kuralları tatbik edecek mercinin bulunması cahiliye ehlinin hoşuna gitmez.

Burada hadis ile ilgili şu hatırlatmanın yapılmasını da faydalı görüyorum; Allah Rasûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem “Cahiliye ölümü üzere ölmüş olur” sözünden ‘kafir olarak ölür’ manası anlaşılmamalıdır. Nasıl ki Allah Rasûlü “Bunlar nifak alametleridir” dediği zaman onu barındıran her insanın münafık olduğu anlaşılmıyorsa, bu mesele de böyledir. Kendisinde cahiliyenin özelliklerinden bulunan bir kimsenin yaşamı için ‘cahili yaşam’ veya ölümü için ‘cahili ölüm’ diyebiliriz ama bu yaşamı veya ölümü ‘küfür’ olarak nitelendiremeyiz.

Mesela; Ebu Zer radıyallahu anh sahabelerden bir tanesini annesinden dolayı küçümsediği zaman Rasûlullah, ona “Ey Ebu Zer! Sen öyle bir adamsın ki sende cahiliye kalıntıları var” demişti. Çünkü insanları neseplerine veya ırklarına göre yargılamak cahiliye ehlinin özelliklerinden sadece bir özelliktir. Ama Rasûlullah onu ‘kafir’ olarak isimlendirmemiştir.

Bu hatırlatmayı yapmamızın sebebi bazılarının bu hadisi fehmedemedikleri için boynunda biat halkası olmayan ve bu halde ölen insanları ‘kafir’ olarak isimlendirmesidir. İnsanları kendi emirlerine biat etmedikleri için tekfir etmek, bilgi eksikliğinden kaynaklı bir sapıklıktan başka birşey değildir.

Rabbimiz izin verirse bir sonraki yazımızda da ‘Emire olan ihtiyaç nedir?’ konusuna devam edeceğiz.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

 

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver