MEZHEPLER TARİHİ

Kitabın Yazarı: Prof. Dr. Muhammed Ebu Zehra

Tercüme:  Sıbğatullah Kaya

Yayınevi: Çelik Yayınevi

Basım Tarihi: 2018

Sayfa Sayısı: 750

Ebat: 150 x 225 mm

Kitap Hakkında

İslam ümmeti içerisinde ortaya çıkan itikadi ve fikrî ayrışmaları tanımak, hak ile bâtılı birbirine karıştırmamak ve tarih boyunca ümmet bünyesine sızan sapmaları doğru okuyabilmek için mezhepler tarihini bilmek zaruridir. Muhammed Ebû Zehra’nın Mezhepler Tarihi isimli eseri, bu sahaya dair toplu bir çerçeve sunması, mezheplerin tarihî arka planını ve temel görüşlerini derli toplu biçimde aktarması bakımından istifade edilebilecek bir çalışmadır. Bilhassa mezhepler tarihine giriş yapmak isteyen okuyucu için eser, dağınık bilgileri toparlayan ve ana hatları görmeye yardımcı olan bir mahiyet taşımaktadır.

Bununla birlikte eser, bazı temel meselelerde ciddi tenkidi hak eden değerlendirmeler de barındırmaktadır. Bunların başında müellifin Şia’yı meşru bir fırka olarak değerlendirmesi gelmektedir. Yazar, Şia’nın, Sebeiyye taifesini, yani Alî’ye (ra) ilahlık nispet eden aşırı grupları dışlamasını, onların itikadi sapmadan berî olduklarına delil gibi sunmaktadır. Oysa burada son derece mühim bir usul hatası vardır. Zira bir taifenin aşırı bir grubu isim olarak reddetmesi yahut kendisini ondan ayrıştırmaya çalışması, tek başına o taifenin bâtıl inançlardan uzak olduğunu göstermez. Esas bakılması gereken, kullandıkları isimler ve zahirî reddiyeler değil; uluhiyete ve rububiyete ait vasıfları mahluka verip vermedikleridir.

Nitekim bugün Şia bünyesinde yer alan birçok inanç, açıkça “Alî Allah’tır” ifadesini kullanmasa da öz itibarıyla aynı sapkın zemine dayanmaktadır. Kâinattaki tasarrufu imamlara vermek, mahlukat üzerinde mutlak bir yetki ve gaybi bir yönetim alanı tanımak, zerrelerin onlara boyun eğdiğini söylemek veya Allah’a (cc) mahsus sıfatları beşere nispet etmek; isimler değişse de meselenin hakikatini değiştirmemektedir. Çünkü ilahlık, yalnızca bu lafzı telaffuz etmekten ibaret değildir. Allah’a mahsus olan yetki, tasarruf ve ululuk vasıflarını başkasına vermek de aynı şekilde şirkin özüne dâhildir. Bu sebeple müellifin, zahirî ayrışmalara bakarak Şia’yı temize çıkaran yaklaşımı, eserin en problemli yönlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu yönüyle Mezhepler Tarihi, mezhepler sahasına dair genel bir tasavvur kazandırması bakımından faydalı olmakla birlikte, itikadî sapmaları değerlendirirken her hükmü olduğu gibi alınabilecek bir eser değildir. Okuyucunun, eserden faydalanırken aktarılan bilgileri sahih akide ölçüleriyle tartması, özellikle Şia ve benzeri fırkalar hakkındaki yumuşatıcı değerlendirmelere karşı dikkatli olması gerekir. Dolayısıyla bu eser, mutlak bir ölçü yahut nihai bir merci olarak değil; faydalı tarafları alınırken hatalı yorumları da ayıklanması gereken bir çalışma olarak okunmalıdır.

Sonuç olarak eser, mezhepler tarihine dair belli bir birikim kazandırsa da hak ile bâtıl arasındaki çizgiyi tayin etmede her zaman yeterli açıklığı ortaya koyamamaktadır. Okuyucunun, tarihî malumat ile sahih itikadi muhakemeyi birlikte kuşanması, bu ve benzeri eserlerden istifadenin en doğru yoludur.

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver