Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

2-3 yaş

  • Rahatça koşar.
  • Geri geri yürüyebilir.
  • İki ayağı üzerinde sıçrar.
  • İsmini bilir.
  • Kelime dağarcığı artmıştır.
  • Renkleri ayırt eder.
  • Objeleri düşürmeden yerden toplar.
  • Topa ayağıyla vurabilir, atlar.
  • Ellerini yıkar kurular.
  • Yedi sekiz küpü üst üste dizer, tren yapar.
  • İdrar ve gaita (dışkı) kontrolü kazanır, tuvalet eğitimi başlar.

Üç yaşına yaklaşan bir çocuğun rahatça koşmaya başlaması; ebeveynlerini peşinde koşturması, kardeşleri ve akranlarıyla kovalama oyunları oynaması… bolca hareket ettiği bir dönem anlamına gelir. Koşmak, vücut için çok komplike bir davranıştır; sağ sol uyumu, denge, hız, yön bilgisi, çevre kontrolü… gibi birçok gelişimi içerisinde barındırır ve zaman içinde olgunlaşır.

Koşmak aynı zamanda çok enerji isteyen bir eylemdir. Rabbimiz (cc) insanı, ihtiyaçlarına cevap veren muhteşem bir yaratılışla yaratmıştır. Harekete en çok ihtiyaç duyduğu bu dönemde çocuk da âdeta bir enerji yumağıdır. Saatlerce koşabilir, yorulmadan oyun oynayabilir. Koşarken, vücudunda aktif hâle gelen birçok merkez, gelişir ve olgunlaşır. Üç yaşına yaklaşan bir çocuk ilerleyen yaşıyla beraber, biriken enerjisini atıp, rahatça koşup oynayabileceği alanlara ihtiyaç duyar, fakat şehir hayatı bu ihtiyaç doğrultusunda gelişim göstermemektedir. Bu noktada biz yetişkinlere güvenli, sağlıklı ve çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilen ortamlar oluşturma konusunda bazı ödevler düşmektedir. Enerjisini doğru yerlere kanalize edebilen çocuk, daha olumlu yönde gelişim gösterir.

İnsanın içerisinde bulunduğu ortam, kullandığı eşyalar, günlük hayatta temas ettiği her şey, birbiriyle uyum içinde olmalı, ihtiyacını karşılayabilmeli ve aynı zamanda fıtrata hitap etmelidir. Mevcut ihtiyacın karşılanması için yetenekleri, becerileri ve sahip olduğu imkânlarıyla, her Müslim ferde bazı sorumluluklar düşmektedir.

Aynı yaşlarda geri geri yürüme de başlar. Geri yürüme de vücutta birçok davranışın aynı ânda yapıldığı bir eylemdir. Denge merkezini uyarır, diğer duyuları harekete geçirir. Özellikle kişinin mevcut konumundan haberdar olma becerisini geliştirir. “Kutu kutu pense oyunu” ters dönmüş çocuğun, oluşturulan halkada düzenli ve uyumlu bir şekilde yürümesine dayanan bir oyundur ve gelişimi destekler. Aynı şekilde “körebe” oyunu da bu yaşlarda oynanmaya başlanabilir. Görme duyusunun ortadan kalkması, insanın diğer duyular üzerine daha fazla yönlenmesine sebep olur. Gözleri kapalı olan bir bireyin, çevreyi algılamak için duyma, hissetme duyularını daha çok çalıştırması gerekir. Denge sağlamak da zorlaşacağından, beyin, denge kurma yönündeki becerilerini geliştirmek zorunda kalır. Yaşı henüz küçük olan çocuklar gözleri kapatıldığında korkabilir, oyuna uyum gösteremeyebilir. Alt taraftan biraz açıklık bırakılarak oynandığında alışma süreci daha kolay atlatılacaktır.

Üç yaş civarında başlayan sıçrama hareketleri de denge gelişimi için önemlidir. Başlarda aynı seviyede yapılan sıçrama hareketi, özellikle duruş ve bacak kaslarıyla denge gelişimi devam ettikçe daha yüksek yerlerden sıçramaya döner.

Özellikle hızlı hareket etme ve denge üzerinde gelişimi devam eden çocuğun gelişimine, parklar çok büyük destek olur. Park denildiğinde sadece salıncak ve kaydırak düşünülmemeli; toprak zemin, tırmanma, güç ve denge oyunlarını da içeren bir alan sağlanmalıdır. Yaklaşık üç yaşından başlayarak ergenlik dönemine kadar kullanılabilecek bu alanlar beden gelişimine, kas ve kemik yapılarının güçlenmesine, beceri edinimine, sosyal yeteneklerin olgunlaşmasına büyük destek olur. Daha küçük çocukların oyun alanında ebeveynin desteğiyle oynayabildiği dönem, yaş ilerledikçe, kendi başına aktif olabildiği ve akranlarıyla oyun kurabildiği döneme geçiş gösterecektir.

İki üç yaşına kadar anne ve çocuk, oyun alanında birlikte olabilir, oyunlar çocuğu destekleyerek oynanabilir; fakat üç dört yaşlarından sonra yavaş yavaş anne, oyun alanından çıkmalı, seyirci alanına geçmeli ve çocuk, park alanında kendi motor becerilerini geliştirmelidir.

İki yaşına kadar anneye her yönden bağlı olan çocuğun, emzirme dönemini geride bırakmasıyla birlikte anneden ayrılma dönemi gelmelidir. Özellikle sıfır iki yaş arası emzirme döneminde olan çocuk ile anne arasında “bağlanma” mevcuttur. Çocuk, kendisini annenin bir parçası olarak görür ve anneyi her zaman yanında ister. Bağlanma süreci her ne kadar anne bebek arasında gibi gözükse de baba da bu sürecin içindedir ve olmalıdır. İki yaşını tamamlayan çocukta “ayrılma” dönemi başlar. Artık çocuk, ebeveyninin bir parçası değildir ve birey olarak yaşamda rol almaya başlayacaktır. Ebeveynlerin bu konuda aşırı korumacı ve bağlı tavırları, çocuğun gelişimini olumsuz etkiler. Allah (cc) en doğrusunu bilir, hem ebeveyn olmanın getirdiği sevgi ve sorumluluk duygusu hem de çocuğun küçük ve savunmasız oluşu, ebeveynleri korumacı bir pozisyona sevk edebilir, fakat çocuğun gelişimi için gerekli olan bu sürecin en faydalı şekilde geçirilebilmesi için ebeveynler, doğru kaynaklardan yararlanarak kendilerini geliştirmelidir.

İki yaşında “sen” ve “ben” kavramı gelişir ve kendi ismini bilir. Tanışırken çocuğun ismiyle kendisini tanıtmasına müsaade edilebilir, sabırla teşvik edilebilir. Zorlanan çocuklar için ebeveynler, evdeki mevcut oyuncaklarla tanışma diyalogları şeklinde bir oyun kurabilir, oyun içinde çocuğun öğrenmesi sağlanabilir. Çocuk adına konuşulmamalı veya “Bak, abla ismini soruyor.” şeklinde zaten çocuğun anladığı, fakat cevap vermekte zorlandığı bir konuda baskı yapılmamalıdır.

Özellikle ilk üç yaş beyin gelişiminde duyulan sözcüklerin miktarı ve içeriği çok önemlidir. Üç yaşına yaklaşan çocuğun gelişimi doğrultusunda kelime dağarcığında ciddi bir artış görülmesi beklenir, dört yaş civarı gelecek olan çevre bilinci ve merak sorularının kalitesi üzerine de belirleyici olur. Çocukla birlikte kitap okuma, çocuğun gelişimini etkiler.

Renkleri ayırt etmeye başlayan çocukla, renk oyunları oynanmaya başlanabilir. Renk kartları kullanılabilir veya çevredeki her şeyin rengi oyuna dönüştürülebilir. Daha önceki aylarda objeleri tanıyan ve isimlendirebilen çocuk için renklerin öğrenilmesiyle birlikte “sıfat” kavramı gelişmeye başlar. Önceden “araba” kavramını öğrenen bir çocuk bu yaşlarla birlikte o arabanın bazı özellikleri olduğunu öğrenir. O araba artık “mavi bir arabadır”. Nesneler hakkında tanımlayıcı sıfatların öğrenilmeye devam etmesiyle “mavi küçük bir araba” olur. Bu şekilde objelerin sıfatları çeşitlendirilebilir. Böylece çocuk, yaşadığı dünyada sadece objeleri tanımasının yeterli olmadığını, o objelerin özelliklerini de bilmesi gerektiğini anlamış olur. Objelerin, özellikleri doğrultusunda, belli amaçlar için kullanıldığı bilincinin gelişmesine katkı sağlar.

Objeleri düşürmeden yerden toplayabilme becerisi kazanan bir çocuk için “dağılan oyuncakların toplanması” alışkanlığı oyun içerisinde öğretilebilir. “Sen”, “ben” kavramlarını öğrenen, dengesi gelişen bir çocuk için bu evre “kendi oyuncaklarını kendisinin toplaması gerektiği” bilincinin kazandırılabileceği evredir. Evde bir oyuncak sepeti yapılabilir. Oyun zamanı çocuk tarafından istediği şekilde dağıtılıp oynanabilen oyuncaklar, oynanmadığında oyuncak sepetinde durabilir.

Kuleler daha da yükselir. Yedi sekiz küpü üst üste koyabilir, aynı zamanda oyuncakları, üst üste koyduğu gibi peş peşe dizerek tren oyunları oynayabilir. Peş peşe dizmeyle, ön ve arka kavramları oluşmaya başlar, böylece “sıra” mefhumu devreye girer.

Çocuk ilk doğduğunda tek boyutludur. Sonra bildiği boyuta yükseklik kavramını ekler, sonrasında ön arka kavramları öğrenilir, en son üç yaşın başlarında tuvalet eğitimiyle birlikte iç ve dış kavramlarını öğrenir.

Daha önceden farkında olmadan, bir çaba harcamadan dışkısını bezine yapan çocuğun makat bölgesindeki kaslarının ve bu kaslara ait sinirlerin gelişmesiyle birlikte, dışkı kendiliğinden dışarı çıkmaz ve bu ihtiyacın giderilebilmesi için bilinçli bir dışkılama eylemi, gerekli hâle gelir.

Daha önceden kendi bilinci dışında tuvalet ihtiyacını beze gideren bebek için, ilgili sinirlerin gelişim göstermesiyle beraber “çişi/dışkısı geldiği hissi” oluşur. Daha önceden böyle bir his algılamadığından; tuvalet ihtiyacını giderdiğinin farkında bile olmayan çocuk için hissettiği “ihtiyaç giderme” duygusu, hiç alışık olmadığı tamamen yabancı bir algıdır. Dışkının makat bölgesine temasıyla algılanan bu yabancı his hem “iç” kavramının oluşmasına hem de çocuğu endişelendirdiği/korkuttuğu için “tuvaletinin geldiğini” hissettiğinde saklanma, oyunu bırakıp konsantre olma, sessizleşme gibi bazı davranışların görülmesine sebep olur. İç ve dış kavramını öğreten, belli şekillerden geçirilerek içeri atılabilen oyuncaklar faydalı olur. Dışkıyı yaptıktan sonra “farklı hislere sebep olan şeyi” inceleme davranışı görülebilir, bazı çocuklar dışkıdan da korkabilir. Tuvalet eğitimi birçok şeyin aynı ânda öğrenildiği bir dönem olmasından dolayı hem anne hem de çocuk için zor bir süreçtir. İki tarafın da bilinçli geçirmesi önemlidir.

Dışkının; yenen besinlerin sindirilip, faydalı kısımların bağırsaklar tarafından emildikten sonra geriye kalan, faydasız posa olduğu çocuğa öğretilebilir, her yemeğin aynı evreden geçtiği ve bağırsaklarının temizlenmeye ihtiyaç duyduğu anlatılabilir. Doğru bilgi içeren yönlendirmelerle dışkıya dair bakış açısı kazandırılabilir. Kavramları öğretmek kadar, kavramlara bakış açısı kazandırmak da önemlidir.

Benzetme yaparak çocuğun bildiği şeyler ile bilmedikleri öğretilebilir. Örneğin, iç ve dış kavramını öğrenen çocuk için “evin içi ve dışarısı” güzel bir iç dış bilinci oluşturabilir. Dışkının evlerinin bez değil, klozet olduğu benzetmesine gidilebilir. Bezdeki dışkıları evlerine göndererek sifonu birlikte çekmek, çocuğa; tuvalete, banyoya, klozete daha farklı gözle bakma becerisi sağlayabilir, olası korkuları dağıtmaya yardımcı olabilir. Mevcut endişeyi gidermesi için başlarda, tuvalete alışık olduğu bir oyuncakla girmesine müsaade edilebilir.

Bu evrede en çok yapılan hatalardan birisi, yetişkin klozetlerine küçücük çocukların oturtulmaya çalışılmasıdır. Çocuk zaten yeni bir hisle tanışmış, kendi çıkardığı dışkıdan dahi korkar olmuşken, bütün bu işlemleri; içine düşebileceği kocaman, soğuk, tam göremediği bir yerde yapıyor olması, durumu hiç de kolaylaştırmaz. Bilakis! Çocuğun tuvalet eğitimine direnmesi kaçınılmaz olacaktır. Güvendiği, alıştığı bezini bırakmak istemeyecektir. Klozetlere konulabilen çocuk aparatları bu konuda fayda sağlayacaktır.

Tuvalet eğitimi aynı zamanda mahremiyet eğitiminin en önemli aşamasıdır. Öncelikle çocuk, bu içten gelen hisse alışmalı, bunun ne olduğunu anlamalı ve doğru algılamalıdır. Varsa mevcut korku geçene kadar çocuk yalnız bırakılmamalıdır. Ayrıca tuvalet eğitimi, temizliğin ve taharetin de öğretilmesi gereken bir dönem olduğu için başlarda temizliğe yardım edilmeli ve öğretilmelidir. İlk zamanlarda doğal olarak çocuğun bütün dikkati hissettiklerinde, kendinden çıkanlarda ve klozet üzerindedir. Ancak bu, sabırla öğrenilen bir süreçtir.

Mahremiyeti öğretmek isteyen bir ebeveynin ilk başta bilinçlenmesi gereken nokta; bilmeyen ve korkan bir çocuğu tuvalette yalnız bırakmak yerine, tuvalet maceralarını herkesin içinde anlatmamasıdır. Mahremiyet eğitimi önce bilinçle başlar. Bir yetişkinin, “Tuvaletim geldi.” ilanıyla ihtiyacını giderdiğini göremeyiz, ama aynı yetişkinlerin özellikle misafir oldukları evlerde ,“Tuvaleti geldi, biz gidip geliyoruz.”, “Tuvaletimizi yapalım, sonra oyun oynayacağız.” veya “Tuvalet eğitimindeyiz de yeni yeni çişimizi/dışkımızı tutuyoruz, tuvalet nerede?” şeklinde halka açık ilanlar yaptığını görebilmekteyiz. Bu iş, halka açıkça arz edilebilen, duyurulabilen bir mesele mi, yoksa daha gizli olarak giderilmesi gereken bir durum mu? Tuvalet ihtiyacı gelen bir yetişkinin, banyoya/tuvalete gitmeden önce çevreye ilan etmediğine şahit olan çocuk, kendi tuvalet ihtiyacının sohbet konusu olduğunu gördüğünde mahremiyet eğitimi zorlaşır. Çocukta mahremiyetin ölçüsü şaşar. Aynı şekilde bir yetişkinin tuvalet/banyo maceralarının sohbetlere konu olmadığını, ama kendisinin komik (!) tuvalet anılarının herkesin içinde konuşulması da çocuğu fark edilmeyen bir ikileme düşürebilir. Kendi ihtiyacını sır gibi saklayan, tuvaletin yerini dahi kısık bir sesle ev sahibine açıktan değil gizlice soran ebeveynlerin, konu çocuklar olduğunda çok cüretkâr olması birbiriyle çelişen şeylerdir. Yetişkinlerin tuvalet hâlleri mahrem olduğu gibi çocuklarınki de mahremdir, mahrem olmalıdır. Aynı ebeveynlerden bazen şu cümleler duyulabiliyor: “Evde hiç kaçırmaz, hemen söyler, ama misafirliğe geldiğimizde oyundan kafasını kaldırmıyor, altına yapıyor, söylemiyor.” Çocuk, tabii ki ev ortamında tuvalet ihtiyacını söyler. Ev, çocuğun kendisini güvende hissettiği, yabancıların olmadığı, tuvaletin de yabancı olmadığı bir ortamdır. Misafirlik hem yabancılarla doludur hem de ortamın kendisi yabancıdır. Örneğin, evde “Tuvaletin geldiğinde gelip kulağıma söyle.” diye öğretilen, mahremiyetine önem verilen ve herkesin içinde gündem edilmeyen, ihtiyacın yetişkinler gibi gizlice giderildiği durumlarda çocuk daha rahat eder, utanç duruma düşmez. Normalde hiçbir çocuk, tuvaletinin geldiğini anlatan rahatsız edici o hisle oynayamaz. Ya söyler ya kendisi gidermeye çalışır ya da bezli zamanlarındaki gibi altına yapar. Çocuk altına yaptığında daha fazla gündem edilirse veya yapmaması gerektiği üzerine konuşmalar/nutuklar olursa, süreç kolaylaşmaz, aksine tuvalet eğitimi daha da içinden çıkılmaz bir hâle gelebilir.

Bir diğer hatalı davranış ise dışarıda, piknik gibi yerlerde, yolculuklarda… tuvalet ihtiyacı gelen çocuğun, ortamdan biraz uzaklaşılıp bir ağacın dibine ihtiyaç gidermesini sağlamaktır. İmkânların olmadığı durumlarda çocuk tuvaletini tutamaz, çözüm bulmak gereklidir, lakin söylemeye çalıştığım hata; o ağaç diplerinin veya çözüm bulunan yerlerin, insanların görmeyeceği mesafede olmamasıdır. Sadece biraz uzaklaşıldığında bu yeterli olmaz, çünkü insanlar, çocuğu ihtiyacını giderirken görebiliyordur. Uzaklaşılan mesafeler kız ve erkek çocuk olmasına göre bazen değişkenlik gösterebilmektedir. Halbuki mahremiyet hem kız çocuklar hem de erkek çocuklar için geçerlidir. Kız çocuklarının köşe bucak saklanırken; erkek çocukların az bir mesafe sonrasında ihtiyacının giderilmesi doğru bir yaklaşım olmaz. Kız çocuklarının mahremiyetine her türlü çabayı sarf ederken, erkek çocuklarının mahremiyetinin övünç kaynağı olması; mahremiyet ölçüsü değil, örfi erkek egemen toplumun bir âdetidir.

Diğer önemli kısım ise piknik, dinlenme tesisi gibi yerlerde aslında tuvalet olduğu hâlde ebeveynlerin oralara gitmeye üşenmeleri, temizlik, hijyen gibi birtakım şeyleri bahane etmeleridir. Bir yetişkin aynı ağacın altında, aynı yerde tuvalet ihtiyacını gidermeyi tercih etmez, ama konu çocuk olunca, o alanlar “tuvalet yapılabilen yerler” olarak nitelendirilebilir. Bu, doğru bir yaklaşım değildir.

Tuvalet eğitimi aynı zamanda çocuk için yeni organların öğrenilmesi anlamına da gelir. Önceki yazılarımızda; organlarını tanımaya başlayan çocuk, genital organlara da ilgi duymaya başlar, bu organların işlevlerini merak eder, inceleme yapmaya, araştırmaya çalışır, demiştik. Aileler uygun mahremiyet ölçüsünde çocuğa bilgi verebilir ve merakını giderebilir. Çocuğun gelişiminin bir parçası olarak sahip olduğu genital organlara olan merakı doğru yollarla giderilmezse, çocuk, arkadaş ortamında ya da daha büyük çocukların arasında bu cevapları arayabilir ve doğru olmayan davranışlar sergileyebilir. Genital organların fark edilmesiyle beraber çocuk ebeveyne şunları soramaz: “Dişi ve erkek nedir?”, “Temel farklılıkları nelerdir?”, “Özellikleri nelerdir?” Fakat anne ve babanın ilişkisine dikkat etmeye başlar. Bir süre sonra “anne ve baba evlenince çocuk olur” bilincini oluşur ve çocuk kardeş ister yahut bazı çocuklar, “Ben evleneceğim.” gibi cümleler kurabilir. Kardeş istemesi hem oyun arkadaşı içindir hem de kadın erkek ilişkisini merak ettiği içindir. Çocuğun cevabını almak istediği “Anne baba evleniyor ve nasıl çocuk oluyor?”, “Ben evlenirsem ne olacak?”, “Kardeşim olursa nasıl olacak?” sorularıdır. Bu bilgiler belli mahremiyet ölçüsünde ve yaşına uygun şekilde çocuğa anlatılmalıdır. Bu konuda her kaynaktan faydalanılmamalı; doğru, İslami hassasiyetlere sahip kişilerin söylediklerine/yazdıklarına kulak verilmelidir. Bu husus, sonraki çocuğu düşünen ebeveynler için de iyi bir zamanlamadır.

Tuvalet eğitimi başladığında çizgi filmlere daha çok dikkat edilmesi gerekir. İnternet ortamındaki mevcut çizgi filmlerin çok büyük bir kısmı mahremiyet ölçüsü olmayan, dinî değerlere dikkat etmeyen, bir sürü ahlaksızlığı meşrulaştıran olay örgüsüne ve görüntülere sahiptir. Biraz dikkat edildiğinde çizgi filmde bebek karakterlerin dahi bir sevgilisi olduğu görülür, dişi figürler üzerinde çok yoğun bir kadınsılığı ön plana çıkartma çabası mevcuttur, sarılma gibi uygunsuz davranışlar bu çizgi filmlerle normalleşmiş, hatta masumlaşmış durumdadır. Rabbimiz, İslami değerlere sahip çizgi filmleri hayata geçirme noktasında kardeşlerimizin çalışmalarını kolaylaştırsın, kendi katından yardımıyla, bereketiyle muamelede bulunsun; bizleri de yardımlarımız ve desteklerimizle kardeşlerimizin çalışmalarına ecirde ortak etsin. Allahumme âmin.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Rabbim ömür verirse bir sonraki sayıda görüşmek üzere…