Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

Rabbimizin izniyle kaldığımız yerden devam ediyoruz.

15. ay

  • Yardımsız yürür.
  • Tutunmadan yürür, ama kolay düşer.
  • Merdivenden sürünerek ve emekleyerek çıkar.
  • Basit emirleri yerine getirir.
  • İki küpü üst üste koyar.
  • Dört beş kelimeyi anlar ve kullanır (bildiği/kullandığı kelime sayısı artmıştır).
  • Kendine özgü konuşur (cümle kurmadan).
  • Kalemle karalama yapabilir.
  • İstediği objeyi işaret ederek gösterebilir.

Çocuğun yürümesi için artık yardıma ihtiyacı yoktur. Yardımsız yürür, ama kolay düşer. Beyin gelişimi, yürüme açısından ilerlemiştir, ancak yürümek için gerekli olan “denge” henüz tamamlanmamıştır.

Yürürken ellerinden tutulması veya bir yerlerden destek alma ihtiyacı giderek azalır, bu da demek olur ki “Çocuk artık ebeveynin gözetimi dışında bir yerlere gidebilecek.” Fakat gittiği yerlerde veya giderken kolay düşecek.

Merdivenlerden daha önce çıkamayan çocuk, merdiveni bu aylarda keşfeder ve buralarda sürünmeler, emeklemeler başlar.

Yardımsız yürüme ve merdiven kullanımı bir araya geldiğinde tehlikeli düşme de beraberinde gelebilir. Ebeveyn, bu dönem öncesi ev içi tedbirlerini tamamlamış olmalı ve özellikle bina içerisinde daha dikkatli olmalıdır. Dışarı çıkılacağı zaman, hâliyle anne önce çocuğu hazırlar, çocuğun ayakkabısı, montu giydirilir. Çocuk ev dışına gönderilirse, anne kendi ayakkabısını, montunu, örtüsünü giyinene kadar o çocuk binanın merdivenlerine ulaşacaktır. Henüz tehlikenin, düşmenin ne demek olduğunu bilmeyen ve bu kavramları öğrenmemiş çocuk ne kadar uyarılırsa uyarılsın merdivene “tehlikeli” gözüyle bakamaz. Burada herkes hazır olmadan dış kapı açılmamalı; çocuklar bir ebeveynin gözetimi olmadan dışarı gönderilmemelidir. Veya çocuk, çocuğa emanet edilmemelidir. Merdiven inip çıkma ve denge tam anlamıyla öğrenilene kadar çocuk, yetişkin gözetiminde olmalıdır.

On bir, on ikinci aylarda basit emirleri anlayan çocuk; on beşinci ayda bu emirleri yerine getirmeye başlar. Sosyal yaşam, ev içi basit kurallar, insan ilişkilerine dair kurallar çocuğa yavaş yavaş öğretilmeli ve bunlara uyması için teşvik edilmelidir.

Aşırı kural da kuralsızlık da çocuk için faydalı olmaz.

“Kural” denilen kavram, aşırıya gidip çocuk üzerinde otorite kurulması demek değildir. Yaramazlıklara cezalar vermek demek de değildir.

Örneğin, yemeklerden önce ellerin yıkanması bir kuraldır. Hediye alındığında teşekkür etmek bir kuraldır. Selamlaşma özelliklerimiz bir kuraldır. İnsanlara zarar verici davranışlarda bulunmamak bir kuraldır. Misafirlik adapları kuraldır. Hijyen ve temizlik basit kurallar içerir…

Burada “Haydi hep beraber el ele verelim ve çocuğu kurallarla boğalım.” şeklinde düşünmeyelim.

Yapılması gereken, çocuğa sınırları belli olan, nefes alabileceği alanlar oluşturmak ve çocuk büyüyüp geliştikçe bu alanları genişletmektir.

Örneğin, teşekkür etmeyi bir kural olarak inceleyelim. Çocuk bu kuralı öğrenmeli ve bilmeli, ama nasıl teşekkür edileceği kısmı çocuğun karakterine, fıtratına, tercihine, ortama, karşısındaki kişiye ve çevresinden gördüğü teşekkür çeşitlerine göre değişebilir. Çocuk kendi nefes aldığı alandaki sınırlar içerisinde ne şekilde dilerse öyle teşekkür edebilir; kendi tercihine göre sözlü “Teşekkür ederim.” veya “Allah razı olsun.” diyebilir; sarılabilir, hediyeyi paylaşabilir, karşılığında hediye verebilir… Bu aşamada İslam’a uygun bir teşekkürü öğretmek isteyen ebeveynler, çocuğa bu konuda örnek olabilir, çocuğun davranışlarını yönlendirebilir.

Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken kısım “çocuğun, ebeveynin istediği gibi teşekkür edip etmediği” değil, “teşekkür edip etmediği” olmalıdır. Çizilen sınır, teşekkür etme kuralıdır. Nefes alacağı alan ise bu teşekkürü nasıl yaptığıdır. Çocuğa sınırları belirli olan, ama kendi nefes alacağı alanlar oluşturmak ve seçtiği yönteme saygı duymak, yetişkinlik çağına yapılan yatırımlardan bir tanesidir.

Peki, bir çocuk “vurarak” teşekkür ediyorsa buna da saygı duyalım mı?

İşte burada sınır devreye girmelidir. Vurma davranışının bir teşekkür olmadığı anlatılmalı, çocukta bilinç ve farkındalık oluşturulmaya çalışılmalıdır. Yaşanılan bu durum temelde bir kavram karmaşasıdır. Çocuk kavramları, doğru davranış kalıplarıyla sergileyemiyordur. Çocuk, vurma davranışını ve teşekkür etme davranışını normal şartlar altında birbirine bağlayamaz. Önce bu iki kavramı bağlayan temel noktayı bulmak, sonrasında sorunu çözmek daha güzel olacaktır. Çözüm için atılacak ilk adım, çocukla iletişimdir. Sebep sonuç ilişkisi içeren cümlelerle, uygun ortamda (özellikle yalnızken), çocuğu yargılamadan kurulacak etkili bir iletişim, yol gösterecektir.

Hayatımızda yazılı olmayan binlerce kural vardır ve biz bu kuralları on iki, on beşinci aylardan başlayarak öğrenir ve ebeveynlerin yardımıyla uygularız ya da bu kuralları öğreniriz, ama uygulamamayı tercih ederiz.

Neden ebeveyn yardımı?

Dışarıdan eve her gelindiğinde ellerin yıkanması, tüm yetişkinlerin bildiği basit bir kuraldır. Ancak ebeveyn eve geldiğinde ellerini yıkamazsa, kuralı bildiği hâlde uygulamama yönünde örneklik teşkil edecektir ve çocuğuna dışarıdan geldiğinde ellerini yıkamasını söylese dahi etkili olmayacaktır. Sosyal kuralların çocuğa söylenmesiyle -özellikle çocukla beraber- uygulanması arasında çok büyük fark vardır.

Eğer bir çocuk bir kuralı uygulamıyorsa, evde kuralları düzenli uygulayan ve çocuğun da uygulamasını sağlayan bir ebeveyn olmaması muhtemeldir. Basit kurallar dahi sabır ve sebat gerektirir; kural kavramı, doğası gereği zordur.

Bu kurallar bu aylarda öğretilmez ve uygulanması sağlanmazsa, ileriki yaşlarda çocukta disiplin sorunları yaşanabilir. Basit kurallar, çocuğun hayatında kurallara yönelik ilk adımlardır. Bundan sonra gelecek tüm yasakların ve serbestliklerin bu kurallar üzerine bina edileceği unutulmamalıdır.

Basit kuralları öğrenemeyen, öğrense bile uygulayamayan çocuk, karmaşık, düzen ve disiplin gerektiren toplumsal yaşamda okul, iş, ev, çalışma ortamı, trafik kuralları… gibi hususları uygulamakta ve o disipline girmekte zorlanacaktır.

İki küpü üst üste koyma dönemi başlar. İki küpün üst üste konulmasıyla beraber yükseklik kavramı oluşur, ilerleyen aylarda gelişmeye devam eder. Cisimlere dair boyutlar, üç yaş civarında tuvalet eğitimiyle iç dış kavramının öğrenilmesiyle tamamlanır.

Kelime sayısı on ikinci aya göre artmıştır. Daha çok kelimeyi anlayarak kullanmaya başlar. On ikinci ayda çocuk ne kadar çok kavram öğrenirse on beşinci ayda anlayarak kullanılan kelime sayısı o denli artış gösterir. Fakat hâlâ cümle kuramaz, kelimeleri kendine özgü sıralar. Bu aylarda cümle kurmak ve cümle kuralları özne, yüklem, bağlaçlar… üzerinde çok baskı yapılmamalıdır. Genel olarak kelime dağarcığı arttırılmalı ve kavramlar öğretilmelidir.

On beşinci ayda kalemle karalama başlar. Elin ince motor gelişimi tamamlandıkça kalemi daha düzgün tutmaya başlar ve kalemi “kalem” olarak kullanmaya çalışır. Bu aylarda sağ sol el baskınlığı ön plana çıkar. Yardımsız yürüyen, ayakta durabilen ve kalemle karalama yapmaya başlayan çocuk için evin duvarları, muhteşem çizimleri için kocaman kâğıtlardır. Bu aylarda ebeveynler çocukları için tebeşir ve tahta edinebilirler. Kuralları öğrenmeye başlayan çocuğa, duvarların çizim için olmadığı, tahtanın veya kâğıdın çizim için gerekli materyaller olduğu öğretilebilir. Öğrenme aşamasının bir süreç olduğu unutulmamalı. Çocuk büyüyen bir evin duvarlarında çizimler, yerlerinde oyuncaklar ve salonlarında dağınıklık olması bu işin normalidir.

Çocuk bir objeyi istediğinde onu eliyle işaret etmeye başlar. Susadığında suyu gösterir. İstediği oyuncağı işaret eder. Kucağına gitmek istediği kişiyi işaret eder. Bu işaret yoluyla iletişimi anlamada anneler çok maharetlidir. Lakin çocuğun birkaç ay sonra işaret dilinden, kelime diline geçmesi gerekir. Çocuğun her isteğini karşılayan anne, çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bu konuda, cümle kurması ve isteklerini kelimelerle anlatması yönünde çocuk teşvik edilmelidir. Elle işaret ederek objeleri isteme evresi çok uzun sürmeyen bir geçiş evresidir. Ebeveynlerin bu konuda çok dikkatli olması gerekir. Belli bir zaman sonra istekleri üzerine cümle kurması beklenen çocuk, bu kabiliyeti edinemediğinde isteklerini ifade edemeyebilir, ancak istediğini elde etmek için anlamsız davranışlar sergileyebilir.

Örneğin, suyu işaret eden bir çocuğun susadığı için o suyu işaret ettiğini hepimiz biliriz. Ama bunu çocuk bilmez. Bir davranış örgüsü oluşmuş ve çocuk da hissettiği, ihtiyaç duyduğu şeyin o obje olduğunun farkına varmıştır. Çocuk susadığını anlamaz. O hissi bilir. Susuzluğunu o suyun gidereceğini bilmez. O hissi, o objenin gidereceğini bilir. Suyu işaret eden çocuğa, bilsek de “Susadın mı?” demek, ona sebepleri ve sonuçları öğretir. Hissettiği duyguyu “susamak” olarak algılamasını sağlar. “Susuzluğu gideren şey, sudur.” sonucuna varmasına sebep olur. Bu davranışlar ileride bir problem yaşadığında problemin sebepleri ve sonuçları üzerine daha analitik düşünmeyi mümkün kılar ve sorunun çözümünü kolaylaştırır.

Burada yeri gelmişken davranışlar üzerine kısa bir analitik değerlendirme yapalım, Allah’ın izniyle. Bir davranışın kabaca üç kısmı vardır:

1. Davranışı yapan kişi

2. Davranış

3. Davranışa sebep olan fikir/düşünce

Bir fikir/düşünce beyinde ağaç misali kök salar. Davranış oluşuncaya kadar iri bir gövde oluşturur, zamanla, adım adım. Bu fikirden köken alan birçok dal verir. Dallar da davranışlardır. Bu dallardan meyveyi toplayan veya dikeni eline batan kişiler vardır, davranışlarımızın etkilediği insanlar.

Örneğin, söz kesme davranışını ele alalım: Konuşurken sürekli karşısındakinin sözünü kesen bir insan düşünelim. Davranış olarak tanımladığımız eylem, söz kesmektir. Söz kesme davranışına sebep olan bir fikir/düşünce kalıbı vardır. Bu düşünce kalıbı, insanı bu davranışı yapmaya iter. Eğer davranışı yapan kişiyi temel alırsak, ağacın dikenli meyvesinden toplamamasını söylemiş oluruz, ama çevresindeki başka bir insana ağacın dikenlerinden biri muhakkak batacaktır. Söz kesme davranışını ele alırsak, kök ve gövdesi sağlam olan bir ağacın birkaç dalını budamaya çalışmış oluruz. O kök ve o gövde orada durdukça mutlaka başka davranış dalları geliştirecektir. Hedefimiz kökler, yani düşünceler olmalıdır.

İnsan kökte var olan fikri bulup kuruttuğunda, yani fikrî problemlerini ve/veya kalbî hastalıklarını giderdiğinde; o kökten çıkan dalların tamamı kuruyacaktır, Allah’ın izniyle.

Peki, şu ân çocuklarımız üzerine konuşuyorsak bizlerin yapması gereken davranış nedir?

Doğru ahlaki kalıpları ve sınırları çocuklarımıza öğretmek, yani tohumu toprağa ekmektir.

Ekilen tohumun filizlenmesi için, öğretmeye çalıştıklarımızı davranış olarak hayatımızda yaşamak ve yaşayarak çocuklarımıza örnek olmak, yani toprağı temiz tutmaya çalışmaktır. Zararlı davranış bitkilerinin toprağa bulaşmasını önleyecek bir örneklik sergileyebilmektir ki Allah en doğrusunu bilir, en zor aşama budur.

Bu yaşlarda güzel ahlak tohumları ekilir ve kök salar. Zaman, sabır ve sebatla gövde yükselir, bir sürü güzel davranış dalları oluşur. Kişiye ve çevresindekilere de meyveleri toplamak ve yemek düşer.

Sonraki sayımızda görüşmek üzere…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Selam ve dua ile…