Allah Resûlü’nün Tevbesi

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Kıymetli Kardeşim,

Bu yazımızda da tevbeyle ilgili hadisler üzerine nasihatimizi sürdüreceğiz. Rabbimiz (cc) her birimize anlamayı, yaşamayı ve aktarmayı nasip etsin.

“Muhammed, Allah’ın resûlüdür.” inancımız, hayatımızı onun (sav) örnekliğiyle doldurmayı gerektirir. Namaz kılarken, oruç tutarken Resûlullah’a uyduğumuz gibi tevbe amelinde de onun sünnetine dönmeli, Allah Resûlü (sav) nasıl tevbe etmişse o şekilde tevbe etmeliyiz. Tüm peygamberler gibi bizim Peygamberimiz de tevbe ameline çok önem vermiş, kendisi çokça tevbe ettiği gibi ashabına ve ümmetine de çokça tevbe etmeyi emretmiştir:

“Ey İnsanlar! Allah’a tevbe edin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Çünkü ben, günde yüz defa tevbe ediyorum.”[1]

“Vallahi ben, her gün yetmiş defadan fazla Allah’tan bağışlanma diliyor ve O’na tevbe ediyorum.”[2]

Allah Resûlü’nün (sav), Allah tarafından bağışlanmış ve cennetle müjdelenmişken günde yetmiş veya yüz defa bağışlanma dilemesi bizleri düşündürmeli, nefislerimizi muhasebeye yönlendirmelidir. Nefsin şehvet ve arzularına yenilen, şeytanın tuzaklarında boğulan, Rabbine karşı asi olan bizler acaba günde kaç defa istiğfar etmeliyiz?

Bugünün tevbesini yarına ertelememeliyiz, zira yük ağırlaştıkça taşıması da hesap vermesi de zorlaşır. Günahların çokluğu kalbi manevi olarak çökertir. Bu nedenle Resûlullah’ın yaptığı gibi günlük tevbemizi gerçekleştirmeliyiz. Bunun yüz, yetmiş veya daha az olmasının bir ehemmiyeti yoktur. Allah Resûlü’nün (sav) farklı sayılarda tevbe etmesi bunu göstermektedir. Önemli olan o günün günahlarından arınmak için bağışlanma dilemektir.

Allah Resûlü (sav) en güzel eğitmendir. O, emrettiğini önce kendisi yapar. Böylelikle karşı tarafa güveni, samimiyeti ve amellerde herkesin eşit olduğunu aşılardı. İşte bu metod, eğitimde en etkili yöntemdir. Bugün bizlerin de en büyük problemi bu değil midir? Kendisi okumayıp çocuğunu âlim yapmaya çalışan, sosyal medya (internet) hususunda kendisinden önce çocuğuna sınır koyan, ticaretinde dürüst ve güvenilir olmayıp başkalarına din hassasiyeti kazandırmaya çalışan, kendisi bir özveride bulunmadığı hâlde başkasından fedakârlık bekleyen kişilerin hâli hangi ölçüyle izah edilebilir? Sözleri ve fiilleri birbirine uymadığı için karşı tarafa hiçbir etkisi olmadığı gibi güven de vermemektedir. Dolayısıyla söylediklerimizi evvela kendimiz amele geçirme çabası içerisinde olmalıyız.

Aziz Kardeşim,

Allah Resûlü (sav), Rabbini razı etmeye çalışan bir kuldur. Tevbe ameline önem vermesinin bir hikmeti de Allah’ın (cc), kullarının tevbe etmesinden hoşlanmasıdır:

“Allah, kulun tevbe etmesine, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğunda duyduğu sevinçten daha fazla sevinir.”[3]

Diğer bir rivayet şöyledir:

“Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allah’ın duyduğu sevinç, şu (misaldeki) adamın duyduğu sevinçten çok daha fazladır: Bu adam ıssız çölde bineğiyle giderken üzerinde yiyecek ve içeceği bulunan devesini elinden kaçırır. (Onu aramasına rağmen bulamaz ve) ondan ümidini kesmiş bir hâlde bir ağacın gölgesine uzanıp yatar. Derken bir müddet sonra devesinin yanı başında dikildiğini görür ve hemen yularına yapışarak aşırı sevincinden dolayı şaşırıp yanlışlıkla, ‘Ey Allah’ım! Sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim!’ der.”[4]

Rabbimizin (cc) bazı amellere karşı sevindiğini Allah Resûlü (sav) birçok hadisinde bildirmiştir. Rabbimizin sevinme sıfatı, kendi şanına yakışır şekildedir. Keyfiyetini sorgulamadan, teşbih ve temsile gitmeden bu sıfatını kabul ederiz.

Yüce Allah’ın tevbe ameli karşısında sevinmesi, buna ihtiyacı olduğundan değildir. Bilakis ne bize ne de amellerimize ihtiyacı yoktur. Bu, kullarına karşı cömert ve kerîm oluşundandır. Allah’ın (cc), kullarının tevbe ameline karşı sevinmesinin sebebi, kendisini ilah olarak kabul edip yönelmeleri, günahkâr kullarını azaptan rahmete çıkarmasıdır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu hadis-i şerifte Resûlullah’ın eğitmenlikteki güzelliğini görmekteyiz. O (sav), muhatabına bir meseleyi izah edeceği zaman daha iyi anlaşılması için misaller verirdi. “Allah nasıl sevinir?” sorusuna cevap niteliğinde, devesini kaybedip sonra bulan adamın örneğini verdi. Burada, eğitmenlere ve eğitmen adaylarına bir ilke öğretilmektedir. Önemli olan anlatmak değil, anlattıklarımızı muhatabımızın anlamasıdır. Bunun için konuya dair anlaşılır misaller vermek, meseleyi daha açık hâle getirmek gerekir:

“Şüphesiz Yüce Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbelerini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbe etmelerini kabul etmek için de gündüz elini açar. Bu hâl, Güneş’in battığı yerden doğmasına (yani kıyamete) kadar devam eder.”[5]

Rabbimiz (cc), kullarına karşı o kadar merhametlidir ki gece günah işleyenlere gündüz, gündüz günah işleyenlere gece fırsat vermektedir. Rabbimizin rahmeti azabını geçmiştir. Ancak insanoğluna gelince bu kadar geniş bir merhamet muamelesine karşı duyarsız, ilgisiz ve umursamaz kalması şaşılacak bir hâldir. Gündüz ve gece günahlarının tevbesini başka zamanlara erteler. Biliyoruz ki bu ertelemeler, ahirette bizleri zora sokacak, cennetin kapılarını yüzümüze kapatacak, cehennem ateşine sokacaktır. Öyleyse tevbeyi neden erteliyoruz?

Tüm çabasını boşa çıkarttığından şeytan tevbe etmemizden hiç hoşlanmaz. Bu nedenle de bizlere erteleme hastalığını bulaştırmaya çalışır. Bilir ki ölümün garantisi yoktur. “Yarın yaparım, şu zaman yaparım.” düşünceleriyle ölüme kadar tevbeyi ertelettirir. Peki, can boğaza gelince edilen tevbe insana fayda verir mi? Asla!

“Her kim, Güneş battığı yerden doğmadan önce tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.”[6]

“Şüphesiz Allah, can boğaza gelmedikçe kulun tevbesini kabul eder.”[7]

Rabbimiz, bizleri tevbeyle temizlenen, cehennem ateşinden azat edilen kullarından eylesin. Allahumme âmin.

Davamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdetmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşmek ümidiyle…


[1]. Müslim, 2702

[2]. Buhari, 6307

[3]. Buhari, 6309

[4]. Buhari, 6308; Müslim, 2744

[5]. Müslim, 2759

[6]. Müslim, 2703

[7]. Tirmizi, 3537

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver