GENÇLİĞİN İMAN KRİZİ: SOSYAL MEDYA VE MANEVİ BOŞLUK

“Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler vardır. Kişi o fitnelerde mümin olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mümin olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Âdem’in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil).”1

Günümüzde gençlerin kalbinde imanın sarsılması, sadece bireysel bir inanç problemi değil, ümmetin yarınını tehdit eden ciddi bir krizdir. İslam’ın hak ve pak olan bu mustakim yolundan sapanlar olduğu gibi yoldan saptıran sebepler de çok fazladır. Oysaki gençlik, ömrün en değerli sermayesidir. Bilgiye erişimin en kolay olduğu bu dönemde, cehaletin de aynı oranda paralellik göstermesi ortada büyük bir çelişkinin olduğunu gösterir. TV kanallarında boy gösteren, kendilerine hoca denilen kişilerin, İslam dini adına anlattığı (hayal mahsulü/mesnetsiz) hikâyeler, toplumun zihnini bulandırıyor ve hakikatin üzerine karanlık bir perde çekiyor. Bu makalede gençliğin neden İslam’dan uzaklaştığı ve bu krizin nasıl aşılabileceği üzerinde duracağız.

1. Bilgi Kirliliği

“Ey iman edenler! Fasık biri size bir haber getirdiğinde, onu (iyice araştırıp doğru olup olmadığını) açıklığa kavuşturun. Tâ ki bilmeden bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmayasınız.”2

İnsanları Allah’ın (cc) yoluna uymak için çağıran davetçiler olduğu gibi, şeytanın yoluna davet eden saptırıcılar da vardır. Kimi bunu şeytani bir amaca hizmet etmek için yapar kimi ise iyi bir niyetle Allah’ı (cc) razı etmek ister fakat bunu yaparken yanlış bir yola sapar. Eğer girdiğiniz yol yanlış ise istediğiniz hedefe varmak sadece hayaldir. Bilgi kirliliği, yanlış kararlar verilmesine yol açar. Bu hem kişiye hem de çevresine zarar verir. Enerji ve zaman kaybı yaşatır insana. Çünkü insan, asıl önemli olanı kaçırıp önemsiz bir sonucu kovalamak zorunda kalır. Ve şu bir gerçektir ki bilgi kirliliğinin çok olduğu toplumlar manipülasyona açık hâle gelir. Bu da maddi ve manevi bir istismara kapı aralar. İdeolojik yanlılık veya aktarılan bilgiye yorum katılması da bilgiyi saf bir bilgi olmaktan çıkarıp bilgiyi getirenin düşüncesi olmaya evrilir. Bu yüzden bilginin doğru olup olmadığını öğrenmek için kaynağını bulmak gerekir. Yolun doğru olup olmadığını, bu yolda karşılaşacağımız zorlukların çözümlerini bilmemiz için elimizde bir pusulaya ihtiyaç vardır. Bu pusula, Allah’ın (cc) şeriatıdır. İslam dininin kurallarına şeriat adı verilmiştir. Şeria, Arapçada suyun kaynağına giden yol demektir. Çünkü çölde yaşayan Araplar için suya giden yol, hayat demektir. Su yoksa hayat yoktur. İslam kurallarının bütününe bu sebeple şeriat denilmiştir. Çünkü kalpler yalnızca İslam’la hayat bulur. O hâlde biz de zihinlerimizi kurcalayan şüpheleri yok etmek için doğru bilginin kaynağına gitmeliyiz. Kur’ân ve Sünnet’e… İslami konularda, sahih kaynakların dışına çıkmak hataların en büyüğüdür. Dolayısıyla meselelerde duygularımızla değil hikmet ve basiretle hareket etmeliyiz. Gelen her bilgiye şüpheyle yaklaşmalıyız. Tek bir kaynak yerine birden fazla kaynağa başvurmalıyız. Ve en önemlisi, bilginin ve bilgiyi getirenin güvenirliliğini anlayabilmek için kaynağı araştırmalıyız. Çünkü Allah (cc) bizi şöyle uyarmıştır:

“De ki: ‘Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?’ Ancak akıl sahipleri öğüt alır.”3

Gazâlî şöyle der: “Bir ilmî mesele öğrenmek, bir yıl ibadet etmekten daha hayırlıdır. Zira ilim sayesinde ömür boyu ibadet (kulluk), hayat bulur ve onu bilmemekle ölür, boşa çıkar.”4

Bu sözden şunu anlıyoruz: İbadet, ilim üzere olursa Allah’a (cc) doğru ve bilinçli bir kulluk yapılmış olur. Bilgisizce yapılan ibadetler beraberinde hurafe ve bidatleri getirir. Bu sebepledir ki bilenle bilmeyen asla bir olmaz. Çünkü ilmin olduğu yerde cehalet, cehaletin olduğu yerde ilim olmaz.

“Allah’ın izni olmadan hiçbir nefsin iman etmesi mümkün değildir. (Allah) akletmeyenleri ricse/pisliğe/azaba mahkûm eder.”5

Allah (cc), dünya üzerinde hidayet etmeyeceği kullarını tasvir ederken, onların düşünmediğini, şüphe etmeden bir şeyleri kabul ettiğini, akletmediğini ve ilimsizce ibadet ettiğini söylüyor. Demek ki bilginin doğruluğunu araştırmadan kabul etmek insanın cehenneme araladığı kapılardan biri olabilir. Çünkü cehalet, şirkin mazereti değil sebebidir. Şirk ehli kesinlikle cennete giremeyecektir. Mahşer gününde ne bir fidye ne de bir mazeret kabul görecektir. Bu daveti insanlara ulaştırdığımızda, genelde şu sözleri işitiriz: “Siz yeni bir din getirmişsiniz. Onca imamlar neden bunları anlatmıyor. Babalarımız, dedelerimiz bize bunlardan hiç bahsetmedi.” Ey benim sevgili kardeşim, ya ataların hiçbir şey bilmiyor ve hidayet üzere değillerse?

“Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun.’ denildiği zaman: ‘(Hayır,) bilakis biz, babalarımızı üzeine bulduğumuz (ve alıştığımız âdetlerimize) uyarız.’ derler. Babaları hiçbir şey akletmemiş ve doğru yolu bulamamış olsalar bile mi (onların yoluna uyacaklar)?”6

O yüzden sevgili kardeşim, çoğunluk bir ölçü değildir. Atalar bir ölçü değildir. Ölçü, Allah’ın (cc) belirledikleridir, Resûl’ün (sav) belirledikleridir. Bilmemek kulluk sorumluluğumuzu üzerimizden atmamızı sağlayan bir mazeret olmayacaktır. Hâlâ nefes alıyorken, hâlâ düşünebiliyorken, bilmemiz gerekenlerin peşine düşmeliyiz. Çünkü cennet birimle değil, ilimle ve amelle satın alınır.

“(Hatırla!) Hani Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak, ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti. Demişlerdi ki: ‘Evet! (Sen bizim Rabbimizsin!) Şahit olduk.’ (Bu,) Kıyamet Günü, ‘Biz bundan habersizdik.’ dememeniz içindir.”7

2. Aile, Diyanet ve Cemaatlerin Yetersiz Rehberliği

a. Bazı aileler, gençlerde kulluk bilinci inşasında ya çok ilgisiz kalıyor ya da baskıcı bir yöntem izliyor. Kimi ebeveynlerin “Ya benim dediğim gibi olursun ya da yanlış yoldasın.” yaklaşımı, gençlerin kalbinde İslam’a ve dinî değerlere karşı bir soğukluk oluşturuyor. Bu yüzden genç, göstermelik yaptığı ibadetlerle Allah’ı (cc) razı etmeyi değil, ailesinin gözünü boyamayı hedefliyor. Allah’ın ulûhiyetine değil, ailesinin hoşnutluğuna sığınıyor. Diğer tarafta ise evladının sadece maddi ihtiyaçlarını karşılayan, manevi boşluğunu görmezden gelen ebeveynler mevcut. Böyle bir aile ortamında yetişen genç ise sosyal medyada, yanlış arkadaş çevrelerinde yahut radikal gruplar içinde bir kimlik arayışına yöneliyor.

Oysa Allah, (cc) insanlara nasıl yaklaşılması gerektiğini bizlere açıkça bildiriyor:

“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et!”8

Kur’ân’da bunun somut örneğini hem bir baba hem de bir peygamber olan Lokman’ın (as), oğluna öğüt verirken kullandığı sevgi dolu üslubunda görüyoruz:

“Oğulcuğum! Allah’a şirk koşma! Şüphesiz ki şirk, en büyük zulümdür.”9

Kaçımız çocuğumuza “Oğulcuğum!” diye hitap ediyoruz? Kaçımız nasihat ederken sevgiyle yaklaşıyoruz. İslam bize dünyada var olan bireysel ve toplumsal ilişkiler hakkında nasıl davranmamız gerektiğini anlatmasına rağmen, insanoğlu hâlâ medeniyeti küfürde arıyor.

b. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş amacı ve görevleri, Madde 136’da belirtilmiştir. Bu maddeye göre, Diyanet İşleri Başkanlığı, genel idare içinde yer alan bir kamu kurumu olarak, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmektedir.

Burada akıllara şu soru gelmekte: “Laiklik, dinî kuralları yok sayıp toplumu tamamen beşerî kurallara göre düzenleyen bir sistemken, nasıl olur da bu sisteme göre hareket eden Diyanet İşleri Başkanlığı insanlara dinî rehberlik ve davet görevini doğru yürütebilir?” Bu, şu demek değil midir? “Ben dinsiz olan, dini benimsemeyen bir yapının, size dini anlatması görevini üstlenen bir kurumuyum.” Madem din çok mükemmel, neden laiksin? Madem laiksen neden her yerde bu, dinî olduğunu iddia eden kurum var? Bu bir çelişki değil midir? Belki de asıl amaç insanlara dini anlatmak değil, dinsiz olan bu sistemi insanlara dinî bir sistemmiş gibi gösterip, sorgulanmasını, karşı çıkılmasını engellemektir. Kendi içinde çelişen bir kurum ve o kurumun imamları, memurları bize hakkı ne kadar dürüstçe anlatabilir? Allah (cc) bu beşerî sisteme tağuti sistem deyip tüm peygamberlerin gönderiliş amacının insanlara tağutu reddettirmek olduğunu söylemesine rağmen, neden bize tağutun ne olduğunu anlatmıyorlar, neden bize hiç tağuttan bahsetmiyorlar? Allah (cc) sekiz farklı ayette tağutu reddedin demesine rağmen onlar neden bu ayetleri gizliyorlar? İslam’a giriş de ebedî cennet de tağutu reddetmektedir, diyor Allah (cc).

“Dinde zorlama yoktur. Rüşd/Hak, batıldan (kesin bir biçimde) ayrılmıştır. Her kim (reddetmek, tekfir etmek, teberrî etmek suretiyle) tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse kopması olmayan sapasağlam kulp (olan Kelime-i Tevhid’e) tutunmuş (ve İslam dinine girmiş) olur. Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi bilen) Alîm’dir.”10

“Andolsun ki biz her ümmet arasında, ‘Allah’a ibadet/kulluk edin ve tağuttan kaçının.’ (diye tebliğ etmesi için) resûl göndermişizdir.”11

“Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele.”12

Bu kurum, Allah’ın (cc) helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal kılan laik sisteme aynı doğrultuda fetva vermektedir. Allah (cc) faiz haramdır, derken, Diyanet bankadan ev almak için faizli kredi çekmekte sorun yoktur, diyor. Cuma günleri hutbede zinanın haram olduğunu söylerken genelevlerin açılmasına ruhsat veren bu sistem için hutbe sonunda “Allah, devletimizden, yöneticilerimizden razı olsun.” diyebiliyor. Demek ki bu yapı dini anlatan, İslami davet yapan bir diyanet kurulu değil, ihanet kurumudur. Allah’a (cc) ihanet eden sistemin bir parçasıdır. Bu çelişkileri ve saçmalıkları gören gençler ise birer birer dine karşı güven duymaz hâle geliyor.

c. Bazı cemaatler çağın dilini anlamıyor. Cemaatlerde tecrübeli büyükler elbette samimi bir yaklaşım sergiliyor ama çoğu kez gençlerin sorularını küçümseyebiliyorlar. Genç, bu yaklaşımı “Beni önemsemiyorlar.” şeklinde algılayabiliyor. Veya her genci tek bir kalıba sokmak istiyorlar. Oysa her gencin mizacı, ilgisi, kabiliyeti farklıdır. Her genç özeldir. Birini zorla belli bir faaliyet modeline sokmak, zamanla gençte kopuşa yol açabilir. Ailelerin yapmış olduğu baskıcı yöntemi bir kısım cemaatler de sergileyebiliyor. Genç, soru sorduğunda veya “Ben böyle düşünmüyorum.” dediğinde hemen “itaatsiz” ya da “fitneci” damgası yiyebiliyor. Bu da genci susturuyor, içten içe uzaklaştırıyor. Gençte hem bir özgüven eksikliği oluyor hem de İslam’ı hakkıyla temsil edemeyen bu kişilerden dolayı, İslam beni anlamıyor, düşüncesine bürünüyor. Oysa sorun İslam’da değil. Sorun, İslam’ı temsil edemeyen ailede, Diyanet’te, cemaatte…

3. Sosyal Medya, Suç ve Para

Günümüz gençliği, tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir gösteriş ve tüketim çağında yaşıyor. Sosyal medya artık kitlesel bir iletişim aracı değil, nefislerin pazarı hâline gelmiş bulunmakta. Bilgi paylaşımlarının yerini heva ve heves yarışı aldı. Takipçi sayısı, beğeni ve maddi kazanç uğruna helal ve haramın bulanıklaştığı bir ortam oluştu. Ne yazık ki eskiden olgunluğu ve vakarlı duruşlarıyla gözümüzde önemli yere sahip olan çoğu yaşlılarımız, şimdilerde küçük bir çocuğun dahi yapmayacağı şeyleri, birkaç lira kazanç için ekran karşısında yapmakta. Oluşan manevi boşluğu gidermenin yolu ne yazık ki değişti. Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulacakken, gençlik sentetik huzurların peşine düştü. Ruhta oluşan açlığı maddeyle doyurmaya çalışan bir gençlik oluşturuldu. Sahabenin ahlakıyla ve karakteriyle yetişmesi gereken gençlik; lüks yaşam, silah, uyuşturucu, kadın ve paranın bataklığında çırpınarak dibe doğru batmakta. Bu durum toplumda üç temel zaafı beraberinde getiriyor: Gösteriş tutkusu, kolay kazanç ve kıyasla oluşan tatminsizlik.

“Bilin ki; dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, aranızda övünme (aracı), malları ve evlatları çoğaltma (yarışından) ibarettir.”13

Rabbin seni tanıyor, ey nefsi hakkında aşırıya giden insan! Dünyanın var olduğu ilk günden kıyamete kadarki sürede, düşünmeyenler için bu yarış hep var olacaktır. İnsan, elde ettiğinin nankörü, sahip olamadığının kölesidir. Bu tanım Allah’ı (cc) tanımayan, dininden yüz çevirmiş insanlar için geçerlidir. Tatminsizlik kişiyi nankörlüğe sürükler. Hâlbuki sahabe, azla yetinmeyi bir şeref bilirdi. Ebû Ubeyde ibni Cerrâh (ra) Şam valisiyken bile, sade bir hasır üzerinde yaşar “Dünya beni değil ben dünyayı yenerim.” derdi. Şu ân ise sade hasır üzerinde yaşamak zorunda kalan ailelerin çocukları, lüks yaşamlardan, sosyal medya fenomenlerinden, ünlülerden, illegal hayatın getirdiği kirli şöhretten etkilenip haram yolları aşındırıyor. Oysa bu dünya hayatı bir oyun değil miydi? Kur’ân açıkça uyarır:

“Onların malları ve evlatları seni etkileyip imrendirmesin. Allah bu (mal ve evlatlarla) dünya hayatında onlara azap etmek, (bir de) canlarının zorlanarak ve kâfir olarak çıkmasını ister.”14

Bizim için hayırlı olanın ne olduğunu şüphesiz ki Allah (cc) bilir. Ve şüphesiz ki en değerli kazanç da Allah’ın (cc) katında olanlardır. Allah (cc) bizlere Kur’ân yoluyla vermiş olduğu mesajda, helal kazanç ve rızık çokluğuyla ilgili İlahi bir ilkeyi hayatımızın merkezine almamızı istiyor.

“Şüphesiz insana, kendi çabasının dışında bir şey yoktur.”15

Helal kazancın bereketini unutan insan, kolay para peşinde suça yönelir. Çünkü nefis, haramı süsleyerek küçük bir günah gibi gösterir. Bu, şeytanın en büyük oyunlarından biridir: Süslü göstererek saptırmak. Ve bu durum gençleri manevi boşluğa ve kimlik kaybına itiyor. “Allah (cc) için değil, insan için yaşamak…” Modern çağın felaketi işte tam da budur.

Bu sorunlarla Allah’ın (cc) izniyle başa çıkmak elbette mümkündür.

Genç, yapacağı işlerde sosyal medyanın veya birilerinin onayına değil, Allah’ın (cc) rızasına odaklanmalıdır. Yapacağı her amel için “Bu Allah katında değerli mi?” sorusunu sormalıdır. Bu bilinç gençleri hem şereflendirir hem de haramdan korur. Ömer (ra) diyor ki: “Hesaba çekilmeden önce kendi nefsinizi hesaba çekin.” Kalbimizi korumamız gerekir sevgili kardeşlerim. Yapacağımız paylaşım için “Bu, bana ahirette fayda getirir mi?” diye düşünmemiz gerekir. Ve kesinlikle en önemlisi, gerçek kahramanlar rol model alınmalı. Gençlik, sosyal medya kahramanlarına değil, ashâbın izine yönlendirilmeli. Mus’ab ibni Umeyr (ra) bir zamanlar Mekke’nin en zengin genciydi. Fakat iman ettiğinde her şeyi terk edip yırtık elbiselerle cihad meydanına çıktı. O şerefli genç Allah için dünyayı bıraktı. Bugünün genci de Allah için haram kazancı, gösterişi bırakabilir.

Bu konuda Allah Resûlü (sav) bize o müjdeyi şöyle veriyor:

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet Günü’nde Allahu Teâlâ, yedi sınıf insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

Adil devlet başkanı,

Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

Kalbi mescidlere bağlı Müslim,

Birbirlerini Allah için sevip, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine, ‘Ben Allah’tan korkarım.’ diyerek yaklaşmayan yiğit,

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

Tenhada Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.”16

Allah’a (cc) sunabileceğiniz ve Allah’ın seveceği en güzel ve en özel ameldir ibadetle geçirilmiş bir gençlik.

Sosyal medya çağının imtihanı, şeytanın silah değiştirmesidir. Artık savaş meydanı cephelerde değil, kalplerde ve ekranlardadır. Gençliğin, bu savaştan galip gelmek için iman, ihlas ve helal kazanç şuuruyla donanması gerekir. Şu bir gerçek ki:

“Kim de Allah’tan korkup sakınırsa (Allah,) ona bir çıkış yolu kılar.”17

Geçmişte yaptığımız hatalar, “İleride neleri yapmamalıyız?” sorusunun pusulası olmalı. Ve kul, Rabbini (cc) çok iyi tanımalı. Çünkü bize annemizden daha merhametli olan bir Rabbimiz var. O hâlde bugün Allah’ın (cc) rahmetine erişmek için ilk adımı atalım. Bizi affetmek isteyen bir Rabbimiz olduğunu unutmayalım.

“De ki: ‘Ey (çokça günah işleyerek) nefisleri hakkında aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, (evet,) O (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir.’ ”18

Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, bizleri senin yolunda sebat edenlerden eyle. Boşluklarımızı imanla doldur, karanlıklarımızı nurunla aydınlat. Gençlere takvayı sevdir, günahı çirkin göster. Bizleri ayakları sabit, kalpleri sağlam kullarından eyle. Ve son nefesimizde “Lailaheillallah” sözüyle sana dönmeyi nasip et bizlere.

1 . Ebu Davud, 4259, 4262; Tirmizî, 2204

2 . 49/Hucurât, 6

3 . bk. 39/Zumer, 9

4 . Ğazâlî, İhyâu Ulûmi’d Dîn, Dâru’l Ma’rife, 1/229

5 . 10/Yûnus, 100

6 . 2/Bakara, 170

7 . 7/A’râf, 172

8 . bk. 16/Nahl, 125

9 . 31/Lokmân, 13

10 . 2/Bakara, 256

11 . bk. 16/Nahl, 36

12 . 39/Zumer, 17

13 . bk. 57/Hadîd, 20

14 . 9/Tevbe, 55

15 . 53/Necm, 39

16 . Buhari, 660; Müslim, 1031

17 . bk. 65/Talâk, 2

18 . 39/Zumer, 53

Önerilen makaleler