Hamd; gökleri ve yeri hikmetle yaratan, her canlıyı bizlere ibret ve delil kılan Allah’adır (cc).
O (cc), bize yalnız vahiy sayfalarını değil, yaratılmış bir âlemi de kitap kılmıştır. Kim kevnî kitaba bakar ve üzerine düşünürse, gözün alabildiği ve alamadığı her şey O’nun sonsuz kudretine işarettir.
O (cc) ki göklerin ve yerin kitabını yazarken, içinde develeri de karıncaları da arıları da işaret olarak yerleştirdi. Biz bazen göğe bakarız, bazen toprağa… Ama çoğu zaman önümüzden yürüyüp giden ayetleri görmezden geliriz.
Bu ayki yazımızda Kur’ân’da bizzat tefekkür konusu olan bir canlı türüne, develere çeviriyoruz gözlerimizi.
Bilimsel Pencere: Çölün Mühendisi
Deve sadece bir çöl hayvanı değildir, aşırı zor koşullara uyumun yaşayan mucizesidir. Vücudu âdeta “hayatta kalma sanatı” üzerine kuruludur.
Develer 6 ila 50°C arasındaki sıcaklıklarda vücut ısılarını dengeleyebilirler. Geceleri 34°C’ye kadar düşen, gündüzleri ise 41°C’ye kadar çıkan vücut sıcaklıkları sayesinde terleme ihtiyacını minimumda tutarlar. Bu da su kaybını ciddi miktarda azaltır.
Hörgüçlerinde yaklaşık otuz kilogram yağ depolarlar. Bu yağ enerjiye çevrilir ve açlık dönemlerinde deve için haftalarca besin işlevi görür. Bu süreçte açığa çıkan su, deve için âdeta iç kaynaklı bir “hidrojen deposu” gibidir. Yani deve, susuzluğa karşı kendi bedeninde su üretebilen bir canlıdır.
Devenin burun delikleri kapaklıdır ve kum fırtınalarında kendini kapatarak korur. Burnunda özel kıvrımlar vardır. Bu kıvrımlar sayesinde soluduğu havadaki su buharını geri kazanır. Yani nefes alırken bile su israf etmediğini söyleyebiliriz.
İki kat kirpikleri ve şeffaf üçüncü bir göz kapağı vardır. Bu yapı hem çöl fırtınalarından korur hem de güneş ışınlarının doğrudan retina üzerine düşmesini engeller. Gözlerinde, çölün kör edici pırıltısına karşı mükemmel bir filtre sistemi vardır.
Çölün Sessiz Ayeti
Deve, Kur’ân’ın dikkatimize sunduğu nadide varlıklardan biridir. Allah (cc) Ğaşiye Suresi’nde insanı sarsan bir soru sorar:
اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠
“Devenin nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?”1
Bu ayet, Allah’ın (cc) yarattığı canlılardan herhangi birine yöneltilmiş basit bir bakış değildir; aksine, insanın zihnini uyandıran, onu varlığın derinliğine davet eden bir soru niteliğindedir. Yani gözlem, yüzeyde kalmaya değil, yaratılışın ardındaki kudrete nüfuz etmeye çağrılır.
Çölün yakıcı sıcaklığında ayakta kalan bu varlık, âdeta İlahi kudretin canlı bir ayeti gibidir. Susuzluğa direnişi, bedenindeki ince ayarlanmış tasarım, kum denizinde iz bırakmadan yürümesi, göz kapaklarının fırtınalara karşı siper oluşu, hörgücünün enerjiyi uzun süre taşıyan gizli bir depo gibi işlemesi… Bütün bunlar yaratılışın iddia edildiği gibi rastlantı olmadığını kanıtlamaktadır. Bu mekanizmanın düzen, ölçü ve sanatla var edildiğini gösterir. Kur’ân’ın, “Nasıl yaratıldığına bakın.” demesi, bu hikmet kapısını açmaya bir davettir.
Bu tefekkür, devenin yalnızca dış dünyadaki varlığıyla sınırlı değildir. Onun psikolojik derinliği de insan ruhuna bir pencere aralar. Sabırla öfke arasındaki ince çizgi, iyiliği unutmayan ama incinmişliği de hafızasına işleyen yapısı, sahibiyle kurduğu güven merkezli bağ, sükûnete gömülü bir güç… Tüm bu yönleriyle deve âdeta insanın kendi iç dünyasını okumasına imkân veren canlı bir metafor hâline gelmiştir.
İslam’ın tarihsel hafızasını kurcalayalım. Deve, İslam toplumlarının yalnızca maddi değil, manevi yürüyüşünde de etkin bir rol üstlenmiştir. Allah Resûlü’nün (sav) devesi Kasvâ, bu rolün en belirgin sembollerinden biridir. Kasvâ, hicret yolculuğunun yükünü taşımış, Medine’nin bağrında mescidin inşa edileceği yeri tayin etmiş, Veda Hutbesi’nin şahitliğini yapmıştır. Onun üzerinde geçen hatıralar, devenin İslam tarihinde sadece bir binek değil, Nebevi yolculuğun sessiz bir refakatçisi hâline gelmiştir.
Ayrıca İslam kültüründe deve; ticaret yollarının taşıyıcısı, hac yolculuklarının destekçisi, savaşların stratejik unsuru, kurban ibadetinin sembolü ve çölde hayatının canlılığını sağlayan bir semboldür. Bu nedenle müminin zihni, deveye bakarken sadece biyolojik bir varlığı değil, bir medeniyetin sessiz mimarını görür.
Psikolojik Bir Bakış: Devenin Tabiatı
Develer dışarıdan bakıldığında sakin, hatta hantal gibi görülebilir; ancak davranış repertuvarı oldukça zengindir ve güçlü bir içsel düzene sahiptir.
Duygusal Hafıza: Develer, kendilerine yapılmış bir haksızlığı veya şefkati yıllar sonra dahi hatırlayabilir. Bu durum, limbik sistemin güçlü hafıza bağlantılarıyla açıklanır ve hayvan davranışları literatüründe seçici duygusal iz bırakma örneği olarak ele alınır. Camelus dromedarius (tek hörgüçlü deve) üzerine yapılan çalışmalarda develerin episodik benzeri uzun süreli hafızaya sahip olduğu gösterilmiştir.2 Devenin bu durumu modern psikolojide duygusal izlerin uzun süreli bellekte kaydedilmesi kavramıyla paraleldir. İnsan nasıl ki yoğun duygusal yaşantıları hafızasında daha güçlü tutuyorsa, deve de benzer biçimde ilişkiye dair olumlu ya da olumsuz deneyimleri zihinsel bir kayıt hâline getirir. Psikolojide travmatik iz, bağlanma deneyimleri veya olumlu pekiştireçler insan davranışını nasıl şekillendiriyorsa; deve de sahipten gördüğü bir şefkati dinginlikle, bir haksızlığı ise ileride gösterdiği belirgin bir tepkiyle ortaya koyar. Bu yönüyle deve, insanın duygusal hafızasına benzeyen bir yapı sunar: İyiliği unutmaz, incinmeyi de kaydeder.
Tehdit Algısı ve Öfke Düzenlemesi: Develer kolay kolay provoke olmaz; fakat bir kez incindiklerinde, gecikmiş fakat hedefli bir saldırganlık gösterebilirler. Bu, dışarıdan sakin görünen bu türün aslında derin bir öfke düzenleme mekanizmasına sahip olduğunu gösterir. Sahra ekolojisi araştırmaları develerin reaktif değil, gecikmeli agresyon eğilimi olduğunu göstermiştir.3 Hatta tehdit durumunda hedef odaklı saldırı yaptıkları kaydedilmiştir; rastgele değil, inciten kişiye yönelmektelerdir.4 Devenin bu yönü, insanın duyguları bastırdığı, fakat doğru koşullarda belirli bir tetikleyiciye odaklı biçimde açığa çıkardığı durumlara benzer. İnsan psikolojisinde buna “gecikmiş öfke yanıtı” ya da “hedefe yönelmiş saldırganlık” denir. Deve de aynı çizgide hareket eder:
Öfkesini kontrol altında tutar, fakat sınır aşıldığında, tepkisini bilinçsiz bir savrulmayla değil, seçici ve odaklanmış bir davranış örüntüsüyle sergiler. Bu özellik, insan ruhuna dair önemli bir metafor sunar:
Sakin görünmek, duyguların yokluğu değil; düzenli ve kontrollü bir duygusal mekanizmanın varlığıdır.
Sosyal İlişki Örüntüleri: Develerin sahibiyle kurdukları bağ, güvene dayalıdır. İnsan sesine, dokunuşuna ve niyetine karşı hassasiyet taşırlar. Yani deve ilişkide sadece davranış düzeyinde değil, niyet düzeyinde algılayan bir varlıktır. UNESCO çobanlık araştırmalarında, develerin kendi sahibinin sesini insan kalabalığının içinden ayırt edebildiği gösterilmiştir.5 Hessian Üniversitesi’nin yaptığı davranış deneylerinde, deve sahiplerinin sakin dokunuşlarının develerde kalp ritmi düşüşü ve parasempatik rahatlama oluşturduğu tespit edilmiştir.6 Devenin bu düzeyde yakın bir ilişki kurması modern psikolojideki güven temelli bağlanma kavramıyla örtüşür. Çocukların bakım verenine bağlandığı gibi, deve de sahibine zamanla sürekli bir güven ilişkisi geliştirir. Dokunuş, ses tonu, davranış biçimi ve niyet; devenin ilişkisel zekâsında önemli göstergelerdir. Bu yönüyle deve, sadece davranışsal bir bağ değil; insan psikolojisinde “güvenli bağlanma” olarak adlandırılan modele benzer bir ilişki geliştirir.
İşte tam burada deve, insanın sosyal dünyasına da bir ayna tutar:
Güven, sadece davranışla değil; niyeti sezme, ilişkiyi okuma ve bağ kurma becerisiyle oluşur.
Devenin kişiyi tanıması, sesi ayırt etmesi, olumlu ilişkiye karşı yumuşak; olumsuza karşı temkinli olması, insan psikolojisinin temel sosyal işleyişiyle büyük benzerlik taşır.
Deve, çölün ortasında ağır ağır yürürken aslında bize çok önemli bir şey anlatır: Koşmakla değil, dayanmakla tamamlanan bir yolculuğun içindeyiz. Her canlı bir ayet, her hareket bir işarettir. Deveye bakmak, sadece bir hayvanı incelemek değil; insanın kendi yolculuğunu, sabrını ve teslimiyetini yeniden düşünmesidir.
Allah’ım!
Bize Ğaşiye Suresi’nde öğrettiğin gibi, deveye bakarken aslında kendi kalbimize bakmayı öğret.
Yaratılışındaki hikmeti, sabrını, yük taşımadaki dirayetini, çetin çöle rağmen sükûnetini tefekkür edebilmeyi nasip et.
Onun çöle rağmen ayakta kalışını, bizim de hayata rağmen seninle ayakta kalışımıza işaret kıl. Sana sonsuz hamdolsun.
1 . 88/Ğâşiye, 17
2 . “Behavior and Learning Capabilities of Dromedary Camels”, Journal of Camel Practice and Research, 2018.
Abdallah & Faye (2012). “Camel Behavior and Welfare”, Emirates Journal of Food and Agriculture
3 . Wernery (2010), “Aggression Patterns in Camels”, Camel Applied Research Journal
4 . Faye & Bengoumi (2013), “Camel Behavior and Welfare Managemen”
5 . Hülsemann (2016), “Nomadic Pastoralism and Human–Camel Interaction”
6 . Bauer et al. (2021), “Human Touch and Camel Physiological Responses”, Applied Animal Behaviour Science



