يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ
“Ey insanlar! Şüphesiz ki sizleri bir erkek ve dişiden yarattık. Karşılıklı olarak tanışıp kaynaşmanız için sizleri halklara ve kabilelere ayırdık. Gerçek şu ki Allah katında en değerliniz, en takvalı olanınızdır. Şüphesiz ki Allah, (her şeyi bilen) Alîm ve (her şeyden haberdar olan) Habîr’dir.”[1]
Allah’ın (cc) adıyla,
Allah’a (cc) hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
Allah (cc), görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen, varlığı dahi idrak edilemeyen her şeyin yaratıcısıdır.
“O Allah ki (Her şeyi yoktan var edip yaratan) El-Hâlık’tır. (Kusursuz ve uyum içinde yaratan) El-Bâri’dir. (Yarattıklarına dilediği şekli veren) El-Musavvir’dir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O’nu tesbih eder. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir.”[2]
Allah (cc) hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. O’nun yarattığı her şeyde, akıl sahipleri için tefekkür edilmesi gereken ayetler vardır.
“Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün peşi sıra yer değişmesinde akıl sahipleri için (üzerinde düşünüp bunları yapanın tek ilah olduğu ve kulluğun sadece kendisine yapılması gerektiğine dair sonuçlar çıkaracakları) ayetler vardır. Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler ve (derler ki:) ‘Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni eksikliklerden tenzih ederiz, bizi ateş azabından koru.’ ”[3]
Üzerinde tefekkür edilmesi gereken ayetlerden biri de insanın kendisidir.
“Yakinen iman edenler için yeryüzünde ayetler vardır. Kendi nefislerinizde de… Görmez misiniz?”[4]
Ancak ayetler, üzerinde tefekkür eden ve yalnızca Allah’a (cc) yönelen müminler için anlam ifade eder. Fıtratlarını şirkle bozmuş ve Allah’ın (cc) ayetlerinden yüz çevirmiş olanlar ise bu ayetlerin yanından gafletle geçip giderler.
“Göklerde ve yerde (Allah’ın birliğine ve şanının yüceliğine delalet eden) nice ayet vardır. O ayetlerin yanından ilgisizce/sırt dönerek geçip giderler.”[5]
İnsanların erkek ve kadın olarak, farklı dil ve ırklar hâlinde yaratılması da hiç şüphesiz üzerinde tefekkür etmemiz gereken ayetlerdendir.
“Sizi topraktan yaratması, sonra da sizlerin (üreyip çoğalarak) insan olarak yayılmanız O’nun (kudret ve azametine delil olan) ayetlerindendir. Kendilerinde sükûnet bulup (huzura kavuşasınız) diye sizin için nefislerinizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet kılması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, âlimler için ayetler vardır.”[6]
Ey insanlar! Şüphesiz ki sizleri bir erkek ve dişiden yarattık.
Allah (cc) insanları erkek ve dişi olarak yarattığını birçok ayet-i kerimede ifade etmiştir:
“Ey insanlar! Sizleri tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve o ikisinden de birçok erkek ve kadın türetip (yeryüzünde) yayan Rabbinizden korkup sakının. Kendisiyle istediğiniz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir.”[7]
Sadece insanları değil, yarattığı diğer varlıkları da zevceyn/çiftler olarak yaratmıştır ve bunu varlığın sürdürülebilmesi için gerekli kılmıştır.
“Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice varlıklardan çifter çifter yaratan (Allah), tüm eksikliklerden münezzehtir.”[8]
Rabbimizin yarattıklarını zevceyn (çiftler) olarak yaratması, üzerinde tefekkür edilmesi gereken ayetlerdendir.
“Her şeyden çift çift yarattık. Umulur ki öğüt alırsınız.”[9]
“Yeri uzatıp yayan, oraya (dağlardan) kazıklar ve nehirler yerleştiren, yeryüzünde her meyveden çiftler yaratan ve geceyi gündüze bürüyen O’dur. Şüphesiz ki bunda, tefekkür eden bir topluluk için ayetler vardır.”[10]
Allah’ın (cc) insanları erkek ve kadın olarak yaratması, üzerinde tefekkür edilmesi gereken en önemli kevnî ayetlerdendir. Bu yaratılış, yalnızca biyolojik bir farklılıktan ibaret değildir; bilakis şeriatta erkek ve kadına yüklenen görev ve sorumlulukların farklılaşmasının temelini oluşturur. Nitekim bu kevnî ayet üzerine birçok şer’i hüküm bina edilmiştir. Bu hükümler, erkek ve kadının değer bakımından değil; sorumluluk, görev ve yükümlülük bakımından farklı konumlarda yaratıldığını ortaya koymaktadır.
İnsanlığın erkek ve kadın olarak yaratılmış olması, bir ayrışma sebebi değil; bilakis birbirlerini tamamlamaları ve hayat düzeninin sağlanması içindir.
“Kendilerinde sükûnet bulup (huzura kavuşasınız) diye sizin için nefislerinizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet kılması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır.”[11]
Erkek ve kadının birbirlerini tamamlarken şeriat her birine uygun sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumlulukların temeli, erkeğin kadın üzerinde kayyım olmasıdır.
“Allah’ın bir kısmını (erkekleri), diğer bir kısmına (kadınlara) üstün kılması ve mallarından harcamaları nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde idare edicidir.”[12]
Erkeklerin kadınlar üzerinde idare edici olması, Rabbimizin bir takdiridir. Bu takdir değer ve üstünlük kazandıran bir seçimden daha ziyade sorumluluk yükleyen bir seçimdir.
“Rabbin dilediğini yaratır ve seçip (üstün kılar). Seçim onlara ait değildir. Allah, onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.”[13]
İslam dini, kâmil ve şamil bir dindir. Hükümleri birbirinden kopuk değildir. Bütün hükümler mutlaka birbirleriyle tamamlayıcı olarak bağlantılıdır. Bu bağlantılar birbirlerinden ayrı bir şekilde ele alındığında şeriatın maksadının ne olduğu anlaşılamaz ve dışarıdan bakıldığında anlamlıymış gibi görünen, ancak insî ve cinnî şeytanların yaldızlı sözlerinden başka bir şey olmayan fikirler ortaya çıkmaktadır.
Oryantalist düşünce geleneğinin ürettiği, daha sonra modernist, liberal ve yerli türevler tarafından anlaşılmadan tekrarlanan düşünceye göre erkek ve kadın her konuda eşittir. Ancak İslam boşanmada, miras hukukunda, soyların nispetinde, yargılamadaki bazı durumlarda ve daha başka konularda erkeği daha üstün tutmuş, erkeğe kadından daha fazla hak ve imtiyaz vermiştir. Bundan dolayı İslam, kadını ötekileştiren, geri planda bırakan bir dindir.
Bu düşünce, akıldan ve ilimden nasibini almamış, yaratılış gerçeğini ve fıtrî farklılıkları göz ardı eden bir yaklaşımın ürünüdür. Erkek ve kadının her konuda mutlak surette eşit olması demek, kadına yapılmış en büyük adaletsizliktir.
“Yarattığını bilmez mi hiç? O, (lütuf ve ihsan sahibi, en küçük şeylere ilmiyle nüfuz edip haberdar olan) El-Latîf ve (her şeyden haberdar olan) El-Habîr’dir.”[14]
Şer’i hükümler karşısında erkek ve kadın mutlak surette eşittir. Yani farzlar, haramlar, hadler… her konuda şeriatın huzurunda eşit muamele görürler.
“Şüphesiz kadınlar, erkeklerin dengi ve benzeridir.”[15]
Ancak bu hükümlerin içinde, erkek ve kadının farklı fıtrat üzere yaratılmaları sebebiyle hayatın düzeninin en güzel şekilde tesis edilebilmesi için hem erkeğe hem de kadına farklı sorumluluklar yüklenmiştir. Bu sorumlulukların her biri âdeta bir zincirin halkaları gibi birbirini tamamlamaktadır. Bir zincir halkasının “Burada eşitsizlik var!” diyerek koparılması tüm halkaların dağılmasına, yani hem bireysel hem de toplumsal fesada sebep olacaktır.
“İnsanların elleriyle kazandıkları (günahlar) sebebiyle, karada ve denizde bozgunculuk baş gösterdi. Belki (İslam’a) dönerler diye (Allah), yaptıklarının (cezasının) bir kısmını onlara tattırmaktadır.”[16]
Her bir hükmün kendisine özgü hem bireyin hem de toplumun güvencesini temin eden temelleri ve hikmetleri vardır. Örneğin miras hukukunda belirlenmiş pay oranlarına bakıldığında, genel olarak erkeğin kadının iki katı pay aldığı görülür. Ancak hükmün tafsilatına girildiğinde, kimi durumlarda kadının erkekten daha fazla pay aldığı yerler de vardır ki bu konunun detayına burada girilmeyecektir. Allah’ın (cc) erkeğe yüklemiş olduğu hayati rollere ve sorumluluklara bakıldığında, erkeğin mirastan daha fazla pay almasında İslam dininin fıtrata ne derece uygun ve hayatın içinden bir din olduğu görülür.
Erkeğin hayattaki sorumluluklarına bakıldığında, hayata karşı daha fazla maddî ve manevî sorumluluk üstlendiği açık bir gerçektir. Evin geçimini temin etmesi, mehir, diyet ödemesi, savaş gibi yükümlülükler dikkate alındığında, erkeğin ciddi bir maddî külfetin altında olduğu görülür. Şeriat, erkeği bu denli ağır bir yükümlülük altına soktuktan sonra mirastan ona bir pay fazla vermiştir, bu da son derece tabiidir. Bu durum, Allah Resûlü’nün (sav) Dönemi’nde de gündeme gelmiştir. Ummu Seleme Annemiz’den (r.anha) şöyle rivayet edilmiştir:
“Bir gün Allah Resûlü’ne, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Erkekler savaşa çıkıyor, biz çıkmıyoruz; mirastan da bize yarım pay düşüyor.’ dedim. Bunun üzerine ‘Allah’ın bir kısmınızı diğer bir kısmınıza üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan fazlını isteyin. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilendir.’[17] ayeti nazil oldu.”[18]
Şeriatın ahkâmını ve makâsıdını bilmeden ve bunu gözetmeden meseleye bakıldığında ortada bir “adaletsizlik” var gibi görünebilir, ancak modern cahiliyenin bu düşünceyle en fazla mağdur ettiği maalesef yine kadındır.
Allah’ın (cc) kadına yüklemiş olduğu sorumluluk, ailenin sükûnetini sağlamaktır. Ailenin sükûneti ise mikro ölçekte başlayıp makro ölçekte toplumsal sükûnete dönüşür.
“Kendilerinde sükûnet bulup (huzura kavuşasınız) diye sizin için nefislerinizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet kılması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır.”[19]
Allah’ın (cc) kadına yüklemiş olduğu sorumluluk, ailesinin ve yuvasının düzenini ve eğitimini sağlamaktır. Ailenin düzeni ve eğitimi de yine mikro ölçekte başlayıp makro ölçekte toplumun düzenine ve eğitimine dönüşür. İbni Ömer’den (ra) aktarıldığına göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Yönetici çobandır. Erkek, ailesi üzerinde çobandır. Kadın, kocasının evi ve çocukları üzerinde çobandır. Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.”[20]
Kadının bu değerli konumu ve sorumluluğu, onu iyilik yapılması hususunda en öncelikli konuma getirmiştir. Ebû Hureyre’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Bir adam, Resûlullah’a (sav), ‘İnsanlar arasında iyiliğime en layık olan kimdir?’ diye sordu. Resûlullah (sav), ‘Annen.’ buyurdu. Adam tekrar sordu. ‘Annen.’ buyurdu. Tekrar sordu. ‘Annen.’ buyurdu. Sonra tekrar sordu. Bunun üzerine, ‘Sonra baban, sonra da sana derece bakımından en yakın olanlar.’ buyurdu.”[21]
Tüm bunlarla birlikte erkeğin kadın üzerinde kayyım, yani idareci konumda olması, erkek açısından en önemli sorumluluklardan birini de beraberinde getirir: Eşine ve ailesine güzel ve hayırla muamele etmesi. Bu konu, o denli önemlidir ki Resûlullah’ın (sav) ümmetine bir vasiyeti olarak değerlendirilebilecek olan Veda Hutbesi’ne dahi konu olmuştur:
“Kadınlar hakkında hayırlı davranmanızı tavsiye ederim. Çünkü onlar sizin yanınızda birer emanet gibidir, bunun dışında onlardan herhangi bir şeye sahip değilsiniz.”[22]
Bir başka hadiste ise Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”[23]
Buraya kadar yazımızda, Allah’ın (cc) ayetlerinden biri olan insanlığın erkek ve kadın olarak farklı cinslerde yaratılmış olmasını tefekkür etmeye; bu farklılığın bir ayrıştırma değil, bireyin ve hayatın sükûnetini, huzurunu ve düzenini temin eden bir hikmet olduğunu ele almaya çalıştık. Bir sonraki yazımızda ayetin devamını işlemeye devam edeceğiz, inşallah.
[1] 49/Hucurât, 13
[2] 59/Haşr, 24
[3] 3/Âl-i İmrân, 190-191
[4] 51/Zâriyât, 20-21
[5] 12/Yûsuf, 105
[6] 30/Rûm, 20-22
[7] 4/Nisâ, 1
[8] 36/Yâsîn, 36
[9] 51/Zâriyât, 49
[10] 13/Ra’d, 3
[11] 30/Rûm, 21
[12] bk. 4/Nisâ, 34
[13] 28/Kasas, 68
[14] 67/Mulk, 14
[15] Ebu Davud, 236; Ahmed, 26836
[16] 30/Rûm, 41
[17] 4/Nisâ, 32
[18] Ahmed, 27378
[19] 30/Rûm, 21
[20] Buhari, 893; Müslim, 1828, 1829
[21] Buhari, 5971; Müslim, 2548
[22] İbni Mace, 1851; Tirmizi, 1163
[23] Tirmizi, 3895; İbni Mace, 1977; Darimi, 2306; Sahîhu İbni Hibbân, 4177



