Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,
Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Önceki yazılarımızda beynimizin öğrenme süreçlerinden ve öğrenmeyi etkileyen faktörlerden bahsetmiştik. Bu yazımızda da vücudun temel gelişim mekanizması olan zorlanmayı konuşacak; zorlaştırmak ve zorlamak arasındaki ayrıma değinmeye çalışacağız. Çaba bizden, başarı Allah’tandır (cc).
Rabbimiz (cc) insan bedenini yaratırken bazı işleyişler, refleksler ve mekanizmalar takdir etmiştir. Fıtri olan bu mekanizmalar her insanda aynıdır ve belli kurallarla işler. Bu işleyişin her insanda aynı olması, kişiden kişiye değişmemesi çok büyük bir nimettir. Böylece insanoğlu fıtri (doğal) olanı bilir, bozulmaları (hastalıklar) saptayabilir, bunları normale döndürmek için maddi ve manevi şifa yolları arayabilir; mekanizmaları zayıflatan ve güçlendiren faktörleri keşfedebilir.
Bir şeyin işleyiş mekanizması ve bozulma yolları çok önemlidir. Çünkü bir şeyin işleyiş mekanizmasını bilirseniz onu neyin geliştirdiğini ve yavaşlattığını bilirsiniz. Bir şeyin nasıl bozulduğunu bilirseniz onu tamir etme yollarını keşfedebilirsiniz. Örneğin Rabbimiz (cc) Kur’ân’da sadece şirki ve tevhidi anlatıp bırakmıyor. Şirk budur, tevhid de budur, diyerek seçim yapmamızı beklemiyor. Peygamber gönderiyor ve tevhidden şirke doğru bozulmanın nasıl adım adım gerçekleştiğini öğretiyor. Her bir adımda tedavi ve tamir mekanizmalarını da haber veriyor. Örneğin ahlakın doğrusunu ve yanlışını söylemekle kalmıyor. Adım adım insanın nasıl yoldan çıktığını örneklerle açıklıyor. Saptırıcı mekanizmaların nasıl işlediğini detaylarıyla anlatıyor. Şeytanın ve nefsin tuzaklarına karşı önlemleri ve tamir mekanizmalarını da öğretiyor.
İnsan bedeni, Allah’ın (cc) Kur’ân’da çokça dikkat çektiği kevnî ayetlerden bir tanesidir. Yaratılışından fizyolojik özelliklerine, fıtratından ruh dünyasına, bireysel aklından toplumsal yapısına kadar birçok detay vardır. İnsan ayeti de Rabbimizin kurallarına tabi olduğuna göre; bir fizyolojisi (fıtrat), bozulma durumları (hastalık), tedavi ve tamir mekanizmaları vardır.
Yaklaşık 350 yıl önce hücrenin keşfinden bu yana, insanoğlunun vücuduyla ilgili önemli bilgiler elde edildi. Bedenin en önemli gelişim vesilesi saptandı: Zorlamak ve zorlanmak!
İnsan hücresi, hücrelerin oluşturduğu dokular ve organlar gelişim gösterebilmek için yaşamları boyunca zorluklara maruz kalır. Zorluk ânlarında potansiyellerini keşfeder, mevcut imkânlarını devreye sokabilir ve dayanıklılığını arttırıp, olduğundan daha iyi bir versiyonuna dönüşebilir.
Örneğin insan kas, kemik ve eklemlerini geliştirmek için spor yapar, ağırlıklarla çalışır. Güçlenmek için kasları ve kemikleri zorlayan ağırlıklarla çalışılması gerekir. Zorlamayan ağırlıklar hücrelerin potansiyelini açığa çıkaramaz ve geliştiremez. Bu nedenle yüz gramlık ağırlıklar üretilmez.
Spor yapan insanlar çok iyi bilir ki tek seferlik zorlamak da kasları geliştirmez. Zorluğa periyodik olarak maruz kalmak gerekir. Bu nedenle spor yaparken kasların esneyip dinlenebileceği kısa molalardan oluşan on beş yirmi tekrarlı setler hâlinde çalışılır.
Zorlamak ve bunu sürekli yapmak da yetmez. Vücut geliştikçe zorluk seviyesinin de kademeli olarak arttırılması gerekmektedir. Örneğin beş kiloluk ağırlık başlarda kaslarınızı zorlayıp sizi geliştirirken biraz zaman geçtikten sonra kaslarınız beş kiloyu çok rahat kaldırabilir hâle geldiği için ağırlığın miktarını arttırmanız gerekir. Aksi hâlde kaslarınız gelişmez.
İnsanın zorlandıkça gelişen bir yapıya sahip olması yeni keşfedilmiş bir bilgi gibi gözükse de Rabbimiz (cc) Kur’ân’da insanı zorluğa maruz kalan ve dayanabilen bir fıtratla yarattığını bizlere haber veriyor:
“Andolsun ki biz insanı zorluk içinde yarattık. (Zorlu imtihanlara tabi tutulur ve zorluklara dayanıklıdır.)”[1]
Zorluk, insanın dayanıklılığını arttırır, baş edebilme kabiliyetini geliştirir. Bu gelişim için üç şart vardır. Birincisi: Maruz kalınan şeyin insanı zorlayacak bir seviyede olması gerekir. İkincisi: Zorluğun sürekli olması gerekir. Üçüncüsü: Zorluğun giderek artması gerekir. Bu üç şart aynı zamanda üç incelik de içerir. Birincisi: Maruz kalınan şey insanı zorlamalıdır, ancak zorluk, dayanma gücünü aştığında yıkım başlar. Örneğin otuz kilo ağırlıkla kas ve kemik gelişim gösterirken iki yüz kiloda aynı kemiklerde kırılma, kaslarda yırtılma görülür. İkincisi: Tek seferlik zorluk gelişim için yeterli değildir, bununla beraber dinlenmenin ve molanın olmadığı bir süreklilik de arıza verir. Örneğin dinlenmeden spor yapıldığında kramplar ve kas kasılmaları görülür, dinlenmeden uzun süre ağrılık kaldırıldığında kaslar katılaşır. Üçüncü ve en incelikli bakış gerektiren kısım: Zorluğun derecesi arttırılırken insanın mevcut durumu göz önüne alınmalıdır. Zorlama derecesi hikmetsiz, yersiz veya keyfî olduğunda gelişim değil, problemler ortaya çıkar.
Zorlanmak ve öğrenme
Zorlukla beraber gelişmek, vücudumuzun her hücresinin işleyişinde vardır. Beyin nöronlarımız da kaslarımız gibi bir şeyleri öğrenmeye çalıştıkça, zorlandığı hâlde bırakmadıkça, tekrar ettikçe, aralıklarla başına oturup okuyup, yazıp, çizip öğrenmek için uğraştıkça güçlenmeye başlar, çevresindeki hücrelerle bağlantı kurar; bu sürecin sonunda azmettiği şeyi öğrenebilir. Eğer bir insan hayatı boyunca öğrenme hedeflerini belirler ve bunu kademeli olarak arttırırsa, öğrendiği sırada beynin birçok bölgesi çalıştığı için zekâ ve akıl kapasitesi artar.
İnsanoğlu yaratılış fizyolojisi itibarıyla zorlanmadıkça gelişim gösterebilen bir canlı değildir. Kendisine kolay olanı yapmak, zaten yapabildiği şeyleri tekrarlamak, iyi olduğu şeylerin etrafında dönmek, alıştıklarının sınırından çıkamamak, bir şeyleri öğrenirken zorlandığı ân bırakmak insanı geliştirmez, olduğundan daha iyi bir seviyeye taşımaz, aksine zamanla köreltir.
Zorlukla ilgili önemli bir incelik daha vardır. Zorlamak ile zorlaştırmak birbirinden çok farklı kavramlardır. İnsan ayeti kevnî kurallara göre, zorlandığında gelişen bir canlıdır. Peygamberimizin (sav) zorlaştırmayı yasakladığı hepimizin çok kullandığı “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.”[2] hadisi ile bu bilgiyi bir arada değerlendirdiğimizde ilk etapta şer’i bir hadis, kevnî bir ayet ile zıt manalar içeriyor gibi gelebilir, oysa burada bir incelik vardır. Yazı boyunca anlatmaya çalıştığım “zorlamak” kavramı, mevcut potansiyelini ortaya çıkarabilmek ve gelişim gösterebilmek için gereken itici güç olup, nihayetinde işin yapılmasını anlatırken “zorlaştırmak” kavramı, güçleştirmek, olduğundan daha zor hâle getirmek olarak tanımlanıp işin yapılamaz hâle gelmesini anlatır. Birinde işi yaparken kişinin potansiyeli açığa çıkarken diğeri kişinin mevcut potansiyelini engelleyerek işin yapılmamasına neden olur.
Öğrenme aşamalarından biriyle örnek verirsek öğrenmek için bilgiyi depolamak (hafıza) ve bilgiye ihtiyaç olduğunda geri çağırıp (hatırlama) bilgiyi kullanabilmek gerekir. Bilgiyi hafızada tutmak kolay bir süreç değildir. Çaba gösterip sürekli ezberlemeye çalışması, unuttukça tekrar etmesi, hatırlatıcılar oluşturması gerekir. Bunlara rağmen unuttuğu şeyleri yeni baştan ezberlemesi gerekir. Bir süre bu zorluğa dayandıkça, öğrenme çabasına devam ettikçe, zamanla öğrenme ve ezberleme becerisinin geliştiğini, daha kolay öğrendiğini ve hafızasının arttığını görür. Bilgi depolamak için insanın çaba göstermesi kendisini zorlamasıdır ve bu, kişiyi geliştirir.
Hatırlatıcı birçok teknik ve yardımcı materyaller vardır. Bu tekniklerden insanın kendisine uygun olanı seçmesi kolaylaştırmak, kendisine uygun olmayan bir teknikte ısrar etmesi, “Kendimi geliştirmeliyim.” düşüncesiyle hareket etmesi zorlaştırmaktır. Örneğin teknolojiyi kullanmakta zorlanan bir insan hatırlatıcı olarak kalem ve not defteri kullanabilir. “Kendini geliştirmelisin, telefonuna not defteri indir, tabletinde dijital notluk edin.” diyerek zorlaştırmasına gerek yoktur, en nihayetinde amaç işin/bilginin kaydedilmesi ve hatırlanmasıdır. Bunun hangi yöntemle yapılacağı kişinin kolayına gelen şekilde olabilir. Bir kişi “Ben hatırlamakta problem yaşıyorum, o nedenle bu işi/çalışmayı yapmayayım, bu dersi öğrenmeyeyim.” dediğinde, hafıza kapasitesini zorlamadığı için nihai hedefine ulaşamaz ve gelişim gösteremez. Nasıl ki kolaycılık ile kolaylaştırmak farklı kavramlarsa zorlamak ile zorlaştırmak da farklı kavramlardır.
Hata ve öğrenme
Zorlukla bağlantılı bir madde olan hatalar, öğrenmede çok etkili araçlardan bir tanesidir. Örneğin insan kendi hayatına baktığında aldığı en büyük dersleri hatalardan sonraki tecrübelerinden edindiğini görebilir.
İnsanın zihni doğruyu öğrendiğinde ve bedeni bilgiyi uyguladığında iki aşamalı bir işlem görülür. Bilgilerimizin büyük kısmını bu iki aşamalı işlemler oluşturur. Ancak kişi hata yaptığında yanlışını görür, neden yanlış olduğunu anlamaya çalışır, doğrusunu öğrenir, doğrusunu uygular ve son olarak biraz da basiretli ise yanlışa götüren kritik noktaları da saptar… Bu nedenle hata telafisi insan zihninde çok aşamalı bir süreçtir ve her aşamasında hücreler zorlanır, çabalar; bu da hücreyi geliştirir ve güçlendirir.
Örneğin sınava hazırlanan bir genç için yanlış yaptığı, çözemediği sorular daha öğreticidir, çocuk ve gençlerde açığa çıkan hatalar öğrenme için mükemmel fırsatlardır, bir topluluğun yaptığı hata ânları, öğrenme hedefleri çıkarmak için harika zamanlardır.
İnsanın âcizliğini ve hata onarım sürecinin kula faydasını bilen Rabbimiz (cc) insandan “hatasız” olmasını beklemez, hata yapmasını ve “tevbe etmesini” bekler.
Peygamber (sav) bir hadisinde “Eğer siz günah işlemeseydiniz Allah sizi götürür, yerinize günah işleyen ve tevbe eden bir topluluk getirirdi.”[3] buyurmuştur.
Burada dikkat etmemiz gereken iki husus vardır: Birincisi, hatanın kendisi insanı geliştirmez. Hata sonrası yaşananlar; hatayı anlamak, pişmanlık, hatayı onarmaya çalışmak, yani tevbe süreci insanı geliştirir. İkincisi ise “İnsan hatalardan daha iyi öğreniyormuş.” düşüncesiyle hataya karşı bir gayret, günaha karşı bir cüret, hata yapıldığında arsız tutumlar sergilenmemesi gerektiğidir. İnsan zaten yaratılış itibarıyla yaşamın doğal akışında hata yapar. Doğruya gayretli olup, içten gelen mahcubiyetle hatayı onarmak, telafi etmek gerekir. Samimiyet kendisini bu ânlarda gösterir.
Bir sonraki yazımızda buluşmak duasıyla. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
[1] 90/Beled, 4
[2] Müslim, 1732
[3] Müslim, 2748



