Yükseldikçe Alçalanlar

İnsanı en güzel surette yaratan, ona bir düzen veren ve onu denge üzere kılan Allah (cc) vücudumuzu fonksiyonlarına devam edebilmesi için oksijene muhtaç yaratmıştır. Dokularımız, kaslarımız, tüm yaşamsal organlarımız, özellikle de beynimiz oksijen olmadan görevini yerine getiremez. El-Latîf ve El-Habîr olan Allah, yarattığını en iyi bilen olduğu için insanoğlunun canını deniz seviyesi ve ona yakın yüksekliklerde emniyet altına almıştır:

“Yeryüzünü de (orada yaşayan) canlılar için alçalttı. (Yaşamaya elverişli hâle getirdi.)”[1]

Yeryüzünün alçaltılması önemli midir? Elbette ki önemlidir. Çünkü vücudumuza alınan oksijen miktarını etkileyen faktörlerden biri de yüksek irtifadır. Yüksek irtifa, deniz seviyesi ve ona yakın yüksekliklerden farklı olarak insan ve canlı hayatının yaşama durumunu, değişen yeryüzü şekillerine bağlı olarak kısıtlayan yüksek rakımlı mevkiler olarak tanımlanmaktadır. İrtifa yükseldikçe atmosfer basıncı düşmekte ve havanın yoğunluğu azalmaktadır. Bu durumda oksijenin havadaki yüzdesi değişmez, lakin düşen basınç belli bir hacimdeki oksijen molekül sayısını azaltır ve böylece yükseklikle orantılı olarak solunan havadaki oksijen azalır. Bu durum sonucunda baş ağrısı, huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, konsantrasyon bozukluğu, kalp çarpıntısı (taşikardi), nefes darlığı, öksürük, hapşırık, kulak çınlaması, hırıltı, yorgunluk, konuşma güçlüğü, baş dönmesi, bayılma, kaygı, mide bulantısı, bulanık görme, kusma hissi, ishal gibi belirtiler kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte meydana gelir. Belirtileri ciddiye almayıp yükselmeye devam edilmesi hâlinde akciğer ve beyinde ödem oluşabilir. Gerekli önlemler alınmazsa kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanır. Sayısız ayetle donatılmış bu tablo ise düşünen bir topluluğa öğüt olarak kalır:

“Allah, kimi hidayet etmek isterse onun İslam’ı (kabul etmesi) için göğsünü genişletir. Kimi de saptırmak isterse gökyüzüne yükseliyormuş gibi göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Böylece Allah, iman etmeyenleri ricse/pisliğe/azaba mahkûm eder. (veya ricsi iman etmeyenlerin üzerine yığar.)”[2]

Allah (cc) iman etmeyenleri azaba mahkûm eder. Zira onlara “Lailaheillallah” denildiğinde, “Ben tevhid davetine karşı yükseliyorum yükselmesine de oksijensizlik misali tevhidsiz yaşayabilecek miyim?” diye hiç düşünmez, büyüklendikçe büyüklenirler. Onlar zirvede olduklarını sanarken iman etmemenin karşılığı olan dar ve sıkıntılı hayatın belirtileri ise çoktan görülmeye başlamıştır. Bunlardan biri de insanoğlunun büyüklenmesi arttıkça nefesinin küçüleceğidir. Şöyle ki yükseldikçe akciğerler yeteri kadar oksijenle beslenemez ve nefes darlığı görülür. Böylece oksijensizlik misali tevhidsizlik de huzurlu nefesi yok eder ve yerini tevhid davetine karşı huzursuzluk veren bir şüpheye bırakır. Usul usul çöken vücut düzenine karşı bir diğer tepki de kalp çarpıntısı, yani kalbin hızlı hızlı atmasıdır. İman etmeyenlerin kalpleri de cahiliye düzenlerinin usul usul çökeceği ve Allah’ın (cc) nurunu tamamlayacağı korkusuyla tevhid daveti karşısında hızlı hızlı atmaya başlar. Kalpleri bu korku dolu aceleciliğinden ötürü tevhid davetini derinlemesine düşünemez ve kalpleri kilitlenerek körleşip sağırlaşırlar. Hepimizin malumudur ki bizden bir hayli yüksekte olan bir insana deniz seviyesinden seslenerek sesimizi işittiremez, net bir şekilde görünür olamayız. Zira onlar hem uzak mesafeden hem de bulundukları konumun vücuttaki etkilerinden dolayı bunlara güç yetiremezler. İman etmeyenler de büyüklenip yükseldiklerinden ötürü tevhid davetine kulak verseler de işitemez, baksalar da göremezler…

Saymaya kalkışsak sayamayacağımız daha nice ayetlerle donatılmış bu tabloyu sizlere tefekkür konusu olarak bırakıyor, bir ayet sonra düşünüp öğüt alanlar için kalpleri yatıştıran ve mutmain kılan müjdeyi haber vermek istiyorum:

“Onlara, Rableri katında (dert, tasa ve üzüntünün olmadığı, esenlik ve huzur içinde olacakları, tüm kusurlardan arındırılmış) Daru’s Selam/Selamet Yurdu vardır. Yaptıkları (salih) amellerden dolayı da onların velisi Allah’tır.”[3]


[1]. 55/Rahmân, 10

[2]. 6/En’âm, 125

[3]. 6/En’âm, 127

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver