طلحة بن عبيد الله – Ebû Muhammed Talha b. Ubeydillâh b. Osmân et-Teymî el-Kureşî (ö. 36/656)
Talha ibni Ubeydullah’ın (ra) hayatını anlatmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz yazımızda Bedir’de ve Uhud’da yaptığı fedakârlıklardan bahsetmiştik. Uhud’da, Allah Resûlü’nü (sav) korumak için o kadar çok yara almıştı ki neredeyse şehit olmuştu. Bu yüzden Allah Resûlü’nden (sav) şu büyük ünvanı almıştı.
“Kim yeryüzünde yürüyen bir şehide bakmak isterse Talha ibni Ubeydullah’a baksın.”1
Bu yazımızda kaldığımız yerden devam edecek ve diğer fedakârlıklarını anlatmaya çalışacağız. Rabbim, örnek almayı bizlere kolaylaştırsın.
Malın Esiri Değil Emanetçisi: Talhatu’l Hayr
Talha (ra) Allah (cc) yolunda sergilediği cesaretten dolayı Allah Resûlü’nden (sav) sadece “Yürüyen Şehid” lakabını almamıştı. Allah (cc) yolunda yaptığı infaklardan dolayı da yine bizzat Allah Resûlü’nden (sav) “Talhatu’l Feyyad/Cömert Talha”, “Talhatu’l Hayr/Hayırlı Talha” ve “Talhatu’l Cevvâd/Eli Açık Talha” lakaplarını almıştı.
Talha ibni Ubeydullah’tan (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Allah Resûlü (sav) beni Uhud Günü Talhatu’l Hayr, Aşîra Gazvesi’nde Talhatu’l Feyyâd, Huneyn Günü ise Talhatu’l Cevvâd diye isimlendirdi.”2
O cesur bir savaşçı olduğu kadar cömert bir zengindi. Nerede kendisine ihtiyaç duyulmuşsa, nerede salih amel gösterilmişse, nerede hayır kapısı varsa Talha (ra) orada bulunmuştu. Yaptığı bu hayırlı amellerden dolayı kendisine bu güzel isimler verilmişti.
Hani Allah Resûlü’nden (sav) öğrendiğimiz, dünyaya karşı zahid olmanın bir göstergesi vardır; yanındaki maldan rahatsız olmak. Allah Resûlü (sav) yanında belli bir miktar mal olduğu hâlde üç gece bile geçirmek istemezdi.
Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:
“Eğer benim Uhud Dağı kadar altınım olsaydı, ondan hiçbir şey yanımda kalmayacak şekilde (en fazla) üç gece geçmesini isterdim. Ancak borç için ayırıp sakladığım bir miktar bundan müstesnadır.”3
İşte Allah Resûlü’nün (sav) bu hassas davranışı sahabeye de yansımıştı. Bazı sahabiler de yanında mal kalmasından rahatsız olup dağıtırlardı. Onlardan biri de işte Talha’dır. Talha da (ra) yanında bir miktar mal kalmasından rahatsız olmuş ve hepsini infak etmiştir.
Talha ibni Yahyâ’dan şöyle rivayet edilmiştir:
“Bana ninem Su’dâ binti Avf el-Mürriyye şöyle anlattı: ‘Bir gün Talha’nın yanına girdim ve dedim ki:
‘Sana ne oluyor? Seni ailenden dolayı rahatsız eden bir şey mi var da seni üzgün görüyorum?’
Talha dedi ki: ‘Evet, sen kişinin ne güzel eşisin! Fakat yanımda bulunan bir mal beni kaygılandırdı ve gamlandırdı.’
Ben de ‘Öyleyse onu dağıt!’ dedim. Bunun üzerine cariyesini çağırdı: ‘Kavmimi içeri çağır.’ dedi.
Sonra o malı dağıtmaya başladı. Ben cariyeye sordum: ‘O mal ne kadardı?’ Cariye dedi ki: ‘Dört yüz bin idi.’ ’ ”4
Hişâm, Hasan’dan şöyle rivayet etmiştir:
“Talha ibni Ubeydullah, Osmân ibni Affân’a bir arazisini yedi yüz bin karşılığında sattı. Para kendisine getirildiğinde şöyle dedi:
‘Yanında böyle bir mal bulunduğu hâlde, Allah’ın kendisine ne takdir edeceğini bilmeden bu malı evinde geceleyen kimse, Allah’a (cc) karşı gerçekten aldanmıştır.’
Bunun üzerine görevlileri gece boyunca Medine sokaklarında o malı dağıtıp durdular. Nihayet seher vakti geldiğinde yanında ondan bir dirhem bile kalmamıştı.”5
Talha (ra) malından o kadar çok veriyordu ki bu manada sahabenin arasında sayılı kimselerden olmuştu.
Kabîsa ibni Câbir’den şöyle rivayet edilmiştir:
“Bol miktarda malı istenmeden veren Talha ibni Ubeydullah kadar başka birini görmedim.”6
Sâib ibni Yezîd’den şöyle rivayet edilmiştir:
“Talha ibni Ubeydullah ile seferîyken de mukimken de arkadaşlık ettim. Dirhem, elbise ve yemek hususunda Talha’dan daha cömert bir kimse görmedim.”7
Talha (ra) gerçekten zengin bir sahabiydi. Pek çok yerde geniş arazileri vardı. Birçok bölgeden on binlerce dinar veya dirhem geliri vardı. Bu gelirlerin hepsini Allah (cc) yolunda dağıtırdı. Önce yakınlarına, sonra başkalarına büyük infaklarda bulunurdu. Fakirlere para verirdi, bekârları evlendirirdi, borçluların borcunu kapatırdı, dullara maaş atardı, muhtaçlara hizmetli temin ederdi. Ehl-i Beyt’e özellikle itina gösterir, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenir ve onlara para gönderirdi.
Çünkü o (ra), serveti elde tutulacak bir nimet olarak değil, Allah’a (cc) yakınlaşmak için kullanılacak bir emanet olarak görüyordu. Eline mal geçtiğinde gönlü daralıyor, o malı dağıttığında ise huzur buluyordu. Biliyordu ki gerçek zenginlik mal zenginliği değil, gönül zenginliğiydi. Bu yüzden insanlar ondan mal alırken rahatsız etmediklerinden emindi. Aldığı isimler açıkça gösteriyordu ki onun varlığı ağırlaştıran bir unsur değil, cennete taşıyan bir azıktı. Allah’ın (cc) buyurduğu gibi o (ra), vererek arınırdı:
“O ki malını vererek arınır.”8
Müminler, bencilliğin hortlatıldığı şu dönemde mal konusunda daha hassas olmalıdır. Çünkü zenginlik insanı rıza-i İlahiye taşıyan bir köprü de olabilir, değersiz dünyaya bağlayan bir pranga da… Günümüzde bâtıl düzenler kişiye mal kazandıkça mutlu olacağını dayatmaktadır. Dört bir yandan ısrarla, kurtuluşun ancak varlık sahibi olmakta olduğunu vurgulamaktadır. Müminler ise bu anlayışa inat ancak vererek kurtuluşa erişileceğini vurgulamalıdır. Talha’nın (ra) örnekliğinden yola çıkarak aslında mal edinildiğinde değil, verildiğinde sevinilmesi gerektiğini göstermelilerdir. Yoksa dünya metası ancak bir yetimin duasına, bir borçlunun sevincine, bir açın sofrasına dönüştüğünde kıymetlidir.
Fitnenin Gölgesinde Bir Şehadet
Talha (ra) Allah Resûlü (sav) ile beraber tüm savaşlara katılmıştı. Allah Resûlü (sav) ondan razı olarak bu dünyadan göçmüştü.
Ömer’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Peygamber (sav), ondan razı olduğu hâlde vefat etti.”9
Allah Resûlü’nden (sav) sonra da mücadelesini aynen sürdürmüştü. Ebu Bekir, Ömer, Osmân (r.anhum) dönemlerinde büyük fedakârlıklar sergilemişti.
Ali (ra) dönemine gelindiğinde fitne rüzgârı Talha’ya da dokunmuştu. Kendisini Osmân’ın (ra) katlinde ihmalkâr görüyordu. Bu yüzden onun katillerinin bulunması konusunda ısrarcı davranıyordu. Belki de bu duygusallıkla vakıanın vahametini anlayamamıştı. Böylelikle maalesef Aişe Annemiz (r.anha) ile beraber Cemel Vakası’na katılmıştı.
Hâkim ibni Cabir El-Ahmesi’den şöyle rivayet edilmiştir:
“Talha ibni Ubeydullah Cemel Günü’nde şöyle dedi: ‘Biz Osmân’ın durumu noktasında ihmalkâr davrandık. Bugün onun için kanlarımızı feda etmekten daha uygun bir şey bulamıyoruz. Allah’ım! Osmân için bugün benden razı oluncaya kadar al!’ ”10
Ali (ra) Zubeyr’i (ra) ikna etmiş ve savaştan uzaklaştırmıştı. Ancak fitneciler durmuyor, kan dökerek olayları alevlendirmek istiyorlardı. Zubeyr’i (ra) savaştan döndüğü hâlde yolda öldürmüşlerdi. Talha’yı (ra) da öldürmek istiyorlardı. Maalesef ona bir ok atıp bacağından vurdular. Talha (ra) aldığı yaradan dolayı kan kaybından vefat etti. Dilediği gibi canını şehit olarak Rabbine teslim etti…
Avf’dan şöyle rivayet edilmiştir:
“Talha dedi ki: ‘Vallahi bu, Allah’ın gönderdiği bir oktur. Allah’ım! Osmân için benden al, tâ ki sen razı oluncaya kadar.’ Sonra başını bir taşın üzerine koydu ve vefat etti.”11
Olaylar feci bir şekilde sonuçlanmıştı. Cennetle müjdelenen iki kıymetli sahabi şehit olmuştu. Herkes çok üzgündü. Bazı kimseler onların ölümüyle, içerisinde yer aldıkları ayaklanmanın nereye varabileceğini yakinen anlamış oldular. Fakat bazı cahiller ise hâlâ meseleyi anlayamamışlardı. Bağnazlıklarına devam ediyor ve tarafgirlikle hareket ediyorlardı…
Tabii ki bu duruma en çok üzülen Alî’ydi (ra). Dün aynı safta müşriklere karşı duran yiğitler bugün fitnenin karanlığında karşı karşıya gelmişti. Toprağa düşenler sıradan insanlar değildi. O güne kadar omuz omuza mücadele ettiği kardeşleriydi. Bu manzara Alî’nin (ra) yüreğinde derin bir yara açmıştı. Yaşanan ihtilafın nefsani değil, içtihadi bir hata olduğunu biliyor ve bu yüzden kalbinde kin değil yalnızca hüzün taşıyordu. Umuyordu ki ahirette tüm bu yaşananlar unutulsun ve kardeşler olarak saadet içerisinde olsunlar…
Ebû Habîbe’den şöyle rivayet edilmiştir:
“İmrân ibni Talha, Alî’nin yanına geldi ve Alî ona, ‘Gel, ey kardeşimin oğlu!’ dedi. Onu halısına oturttu ve ‘Vallahi ben, onun babası ile Allah’ın (cc) şu ayette buyurduğu kimselerden olmayı umuyorum:
‘Göğüslerindeki kinleri söküp çıkardık, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.’ ”12
İşte Talha (ra) ardında güzel bir hayat bırakarak Hicri 36. yılda 64 yaşında ahirete intikal etmişti. Son olarak bizlere bazı önemli mesajlar bırakmıştı.
Fitne zamanlarında hakikati görmek zorlaşır. İnsanlar öfkenin ve tarafgirliğin içine sürüklendiğinde basiretleri körelir. Olayları sadece kendi pencerelerinden görürler. Fitnenin açacağı kötü neticeleri anlayamazlar. Sonuç olarak açılan her yara aslında ümmetin bağrına açılan bir yaradır. Ve bu yara sadece o gün yaşayanları değil, asırlar sonra gelen kimseleri bile derinden sarsar.
Selam olsun Talha’ya (ra). Allah (cc) kendisinden razı olsun…
1 . Tirmizi, 3739
2 . Hakim, 5605
3 . Buhari, 6445
4 . Et-Tabakâtu’l Kubrâ, İbnu Sa’d, Mektebetu’l Hâncî, 3/201
5 . age., 3/202
6 . age., 3/202
7 . age., 3/204
8 . 92/Leyl, 18
9 . Buhari, 3721 (Hadisten sonra bab başlığı muallak olarak)
10 . Et-Tabakâtu’l Kubrâ, İbnu Sa’d, Mektebetu’l Hâncî, 3/204
11 . Et-Tabakâtu’l Kubrâ, İbnu Sa’d, Mektebetu’l Hâncî, 3/204
12 . Et-Tabakâtu’l Kubrâ, İbnu Sa’d, Mektebetu’l Hâncî, 3/205



