Ebû Zerr’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
“Resûlullah’ın (sav) ashabı, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Mal sahipleri (zenginler) ecirlerini alıp gittiler. Oysa onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor ve bizim gibi oruç tutuyorlar. Ancak onların kendisiyle tasaddukta bulundukları malları vardır.’ dediler.
Bunun üzerine Allah Resûlü (sav), ‘Allah, size tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? Her tesbih bir sadakadır. Her tekbir bir sadakadır. Her tehlil bir sadakadır. Her hamd bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülükten nehyetmek bir sadakadır. Hatta birinizin (hanımıyla) cinsel ilişkide bulunması bile bir sadakadır.’ buyurdu.
Ashab, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Bizden biri şehvetini giderir de ondan ecir mi elde eder?’ dediler.
Allah Resûlü (sav), ‘Sizce kişi şehvetini haramla giderirse günah kazanmış olmaz mı?’ buyurdu.
Ashab, ‘Evet, günah kazanmış olur.’ dediler.
Allah Resûlü de (sav), ‘İşte bu sebeple kişi şehvetini helalden giderdiği zaman ecir kazanmış olur.’ karşılığını verdi.”[1]
Ebû Zerr’den (ra) rivayet edilen bu hadisin benzeri Ebû Hureyre’den de (ra) nakledilir. Hadise göre fakir sahabiler sadaka verememelerinden ve bu nedenle zengin kardeşlerinden geride kaldıklarından şikâyet ederler. Peygamber de (sav) onlara sadakanın çeşitlerini anlatarak hayır yollarının sınırlı olmadığını söyler.
Hadis, sadakadan söz ettiğinden sadakanın iki türünü ele almakla başlamamız iyi olacaktır.
Sadaka iki türlüdür:
1. Allah’tan Sadaka (Es-Sadakatu Minelllah)
Allah’tan (cc) gelen sadaka, O’nun, kullarına özel ikramlarıdır. Seferde namazlarımızı kasrediyor/kısaltıyor olmamıza rağmen Allah (cc) tam bir namaz ecri vermektedir.[2] Hadiste Peygamber (sav) bunun bir sadaka olduğunu ve kabul edilmesi gerektiğini söyler. Gece namaza kalkmayı planlayan, fakat uyuyakalan kimsenin namazının ecri kendisine verilir. Uykusu da Allah’tan (cc) ona verilmiş bir sadakadır.[3] Yine Peygamber’in (sav) ifadesiyle ölüm döşeğindeki kuluna malının üçte birini infak etme fırsatı vermesi Allah’tan (cc) bir sadakadır.[4]
2. Allah İçin Sadaka (Es-Sadakatu Lillah)
Farz veya nafile olarak malımızdan harcadığımız her türlü harcama sadaka olarak isimlendirilir.[5]
“S-d-k (ص-د-ق)”, söz ve dışındaki şeylerde kuvvete delalet eder.[6] Malından veren insan imanındaki kuvveti ispat etmiştir. Bundan ötürü verdiğine de “kuvvet” anlamı içeren sadaka denmiştir. Mal insana sevimlidir. Allah (cc), insanın kantar kantar altın ve gümüşe, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere dair içerisinde, karşı koyamadığı bir iştah ve şehvet barındırdığını söyler.[7] İnsanın mala duyduğu bu şiddetli arzuya rağmen malını “tasadduk” etmesi onun imanındaki “sıdk”a delalet ettiğinden “sadaka” olarak adlandırılmıştır. Mala duyduğu arzunun özel sebeplere bağlı olarak fazlalaştığı bazı durumlarda o sadaka “en hayırlı sadaka” oluverir. İmandaki daha ileri bir olgunluğa işaret eder.[8]
Hadisin Açıklaması
1. Hayırda yarışmak sahabe arasında yaygın bir uygulamadır. Onlar, vahyin “hayırlarda öne geçmeye” ilişkin tavsiyelerini ısrarla uygulamaya gayret etmişlerdir. Bu karanlık dönemin muvahhidleri olarak bizlerin de hayırlarda yarışmayı yerleşik bir uygulama hâline getirmemiz gerekir. Bunu yapmadığımızda nefsimizdeki o yarışma güdüsü bizi batıl işlerde, dünya malı kazanmada yarışmaya sevk eder. Maazallah, bu yarışın da insanı götüreceği neticenin pek hayır olmadığı baştan bellidir.
2. Hayırda yarışmak, sahabe arasında kardeşlik hukukunu zedeleyen bir haslete dönüşmemiştir. Fakat Peygamber’e (sav) gelip, zenginlerin yapabildiği amellere kendilerinin güç yetiremediğini söylemeleri bu yarışı zannettiğimizden fazla önemsediklerini göstermiştir. Hayırda yarışmayı sahabe gibi biz de ciddiye almalı, kapı kapı hayır aramalıyız. Önümüze gelen az veya çok, her hayır fırsatını değerlendirmeliyiz. Ancak asla çirkin ahlaka yol vermemeliyiz.
3. Peygamber’e (sav) gelen bu sahabiler tasadduku sadece mal vermek zannetmişlerdir. Nebi (sav) onlarda oluşan bu yanlış algıyı düzeltmiş, maldan harcamak dışında başka sadakaların olduğunu öğretmiştir. Bizler de “suyun ateşi söndürdüğü gibi hatalarımızı söndüren” bu sadakaları çoğaltma yarışı içerisinde olmalıyız. Çoğaltma yarışı hastalıktır, bunun tek istisnası salih amel çoğaltma yarışıdır. Salih amel, Kıyamet Günü insana kalacak olan “bâkiyyâtu’s sâlihât”tır.
4. Hadiste zikredilen “Subhanallah, Allahu Ekber, Elhamdulillah, Lailaheillallah” zikirleri dille söylenen sadakalardır. Sayıca fazla zikir yapmak sadakalarımızı arttırır. Ayrıca zikri yapma biçimimiz de alacağımız ecri etkiler. Sadece diliyle zikir yapan kimsenin zikirden alacağı ecir ile kalbini de zikirde hazır eden kimsenin durumu aynı değildir. Kalbi ve dili uyum içerisinde Allah’ı (cc) zikreden kişi zikrin, zihin dünyasında, Allah’a bağlılığında ve maneviyatında çok tesirli olacağını anlar.
5. İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak birer sadakadır. Bu sadece kendimize değil, çevremize de katkı sağlayan önemli bir ameldir. Malından harcayan, fakirin ihtiyacını giderdiği gibi nasihate muhtaç olana nasihat eden, kötülükten sakındıran veya iyiliği emreden de bir ihtiyaç gidermektedir. Bazen manevi bir ihtiyacın giderilmesi maddi olarak ihtiyacın giderilmesinden kıymetli olur. Söylenen samimi ve doğru iki söz, hikmet ile birleşince pek çok insanın hayatını nurlandırır.
6. Hayırda yarıştığımız vakit bazı insanların önünde hayır kapılarının bir bir açıldığını görebiliriz. Bu durumda, kardeşimize karşı içimizde haset ve insanın dinini silip atan kin gibi bazı duyguların oluşmasına engel olmalıyız. Zira bu, Allah’ın (cc) fazlıdır. Dilediğine dilediği kadar verir. Hadisin Ebû Hureyre’nin naklettiği rivayetinde şöyle bir ek vardır:
“Ebû Sâlih der ki: ‘Daha sonra Muhacirlerin yoksulları Allah Resûlü’nün (sav) yanına geri geldiler ve ‘Varlık sahibi kardeşlerimiz bizlerin bu yaptığını işittiler ve onlar da bizim gibi yapmaya başladılar.’ dediler.
Allah Resûlü de (sav), ‘Bu Yüce Allah’ın bir lütfudur ve onu dilediğine verir.’ buyurdu.’ ”[9]
İslam Sadaka Kapısını Geniş Tutmuştur
İslam’a göre pek çok sadaka vardır. İyilik namına amellerden âciz kalan insanın asgari olarak “insanlara zarar vermemesi” kendisi için bir sadakadır.[10] Bu manada hayır kapılarının zikredildiği şu hadisi okumadan geçmek olmaz:
“Peygamber (sav) şöyle buyurdu: ‘Âdemoğlunun, Güneş’in doğduğu her gün mutlaka bir sadaka borcu vardır.’
Denildi ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü, tasadduk edeceğimiz sadakayı nereden bulalım?’
Buyurdu ki: ‘Hayır kapıları pek çoktur: Tesbih, tahmid, tekbir, tehlil; iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak; yoldan rahatsız edici şeyi kaldırman; sağır olana işittirmen; köre yol göstermen; arayanı ihtiyacına yönlendirmen; sıkıntı içindeki muhtaca bütün gücünle koşman; zayıfın yükünü kuvvetli kollarınla taşıman… Bunların hepsi senin kendi nefsin için birer sadakadır.’ ”[11]
Mübah Davranışlarda Ecir Almanın Ön Şartı
Hadiste Peygamber (sav) bir kimsenin eşine yaklaşmasının onun için ecir olduğunu zikreder. Peki, bir müminin eşine yakınlaşması nedeniyle ecir alması niyete bağlı mıdır?
Bu konuyu işlerken İbni Receb (rh), “ecrini Allahtan beklerse” yaptığının sadaka olacağını ve ecir alacağını söyler. Zira bu hadisteki umumu tahsis edip niyete bağlayan başka hadisler nakledilir:
“Kişi ecrini Allah’tan bekleyerek ailesine harcamada bulunursa bu harcadığı kendisi için sadaka olur.”[12]
“Allah’ın rızasını gözeterek yaptığın her harcamadan dolayı ecir alırsın, hatta eşinin ağzına koyduğun lokmadan bile.”[13]
İmam Buhârî (rh), bu hadisi “Amellerin Niyetle Olduğuna Dair Gelen Nakiller Hakkında” başlığı altında zikreder. Buna göre kişinin eşine yaklaşması, ailesinin nafakasını karşılaması gibi amellerden ecir alması niyete bağlıdır. Niyet olmadan mübah davranışlar salih amel olarak yazılmaz.
Âlemlerin Rabbine hamdolsun.
[1] Müslim, 1006; Kırk Hadis’te 25. Hadis
[2] Ya’lâ ibni Umeyye anlatıyor:
“Ömer ibni’l Hattâb’a, ‘Ayette, ‘Yeryüzünde sefere çıktığınızda, kâfirlerin sizi fitneye düşürmesinden korkarsanız namazı kısaltmanızda sizin için bir günah yoktur.’ (4/Nisâ, 101) buyruluyor. Fakat insanlar emniyetteler (namaz niçin kısaltılıyor)?’ diye sordum.
Ömer cevaben şöyle dedi: ‘Senin hayret ettiğin şeye ben de hayret etmiştim. Bunu Resûlullah’a (sav) sormuştum. O da şu cevabı vermişti: ‘O, Allah’ın size verdiği bir sadakadır. O’nun sadakasını kabul ediniz.’ ’ ”(Müslim, 686)
[3] bk. Nesai, 1783
[4] “Allah, hayır amellerinizi arttırmak için, size vefatınız zamanında mallarınızın üçte birini vasiyet etme yetkisi verdi.” (İbn Mace, 2709; Ahmed, 28127)
[5] bk. 9/Tevbe, 103
[6] bk. Mu’cemu Mekâyîsi’l Luğa, 3/339, s-d-k maddesi
[7] bk. 3/Âl-i İmrân, 14
[8] “Bir adam Resûlullah’a (sav) gelerek, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Hangi sadakanın ecri daha büyüktür?’ diye sorunca Peygamber (sav) şöyle cevap verdi: ‘Babana rahmet! Bu sana bildirilecektir: Sağlıklı ve dinçken, fakir düşme korkusu ve yaşama arzusu taşırken verdiğin sadakadır. Sakın, can boğaza gelip artık malın başkasının (vârislerinin) olmak üzereyken, ‘Falana şunu verin, filana şunu verin.’ diyecek zamana kadar geciktirme.’ ” (Buhari, 1419; Müslim, 1032)
[9] Müslim, 595
[10] bk. Müslim, 84
[11] İbni Hibbân, 258, 1/260
[12] Müslim, 1002
[13] Buhari, 56