Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,
Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Öğrenmeyi kolaylaştıran nedenleri anlatmaya, kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Öğrenmeyi kolaylaştıran sebeplerden bir tanesi süreklilik ve tekrardır. Hayatınızda kalıcı olan bilgileri kontrol ettiğinizde o bilgilere belki yüzlerce belki binlerce defa maruz kaldığınızı görebilirsiniz. Her seferinde beyin hücreleri aynı bilgiyi tekrar tekrar işlediği için öğrenme kapasitesi ve bilginin kalıcılığı artar.
İnsanoğlunun beyin işleyişi unutmaya programlıdır. Gün içerisinde maruz kaldığı bilgiler gece uykusunda gözden geçirilir. Kullanılan bilgiler kalıcı hafızaya alınırken kullanılmayan tüm bilgiler budanır ve budanan bilgilerin tamamı silinip unutulur. Bilgiye sürekli maruz kalmak veya bilgiyi tekrar etmek budanıp silinmesini önler. Unutmak normaldir; hastalıklı olan hatırlamamak/tekrar etmemektir.
“ ‘Allah dilerse/inşallah’ (de). Unuttuğun zaman Rabbini an. ‘Umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir rüşde/olgunluğa eriştirir.’ de.”[1]
Unutmamak Allah’a (cc) ait sıfatlardandır, insana ait özelliklerden değildir:
“Demişti ki: ‘Onların bilgisi, Rabbimin yanında bir Kitap’tadır. Rabbim, şaşırmaz da unutmaz da.’ ”[2]
İnsan unutkan bir varlık olduğu için şeytanın insana kurduğu tuzaklardan biri de unutturmaktır:
“(Genç) demişti ki: ‘Kayaya sığındığımız zaman (var ya) hatırladın mı? İşte orada balığı unuttum. Onu hatırlamamı yalnızca şeytan unutturdu. O, ilginç bir şekilde denizde yolunu tuttu ve kaçtı.’ ”[3]
Hem beynin unutmaya programlı olması hem de şeytanın tuzaklarından korunmak için insanoğlu hatırlamak adına özel bir çaba içerisinde olmalıdır.
“Hatırlat/öğüt ver! Çünkü hatırlatma müminlere fayda verir.”[4]
Tekrar etmek. Bilgi aralıklı olarak gözden geçirilip tekrar edildiğinde, her seferinde nöronlar güçlenir ve çevresiyle kurduğu bağlantılarını arttırır. Güçlenmiş ve bağlantıları artmış nöronlara sahip olmak beyin hücrelerini öğrenmeye hazır hâlde tutar; yeni bilgiyi, sahip olduğu diğer bilgilerle birleştirebilme kapasitesini arttırır. Böylece insan daha kolay öğrenir, öğrendiklerini hatırlar ve bilgileri kullanma becerisi artar.
Beyin hücresi küçücük hâliyle milyonlarca şeyi öğrenebilecek potansiyele sahiptir. Ancak potansiyelini kullanabilmek için gerekli olan enerji ve kaynakları sınırlıdır. Sahip olduğu sınırlı kaynakları en iyi şekilde -en yüksek verimde- kullanması gerekir. Öğrenmek, bilgi depolamak ve hatırlamak enerji gerektirir. Enerji verimi için kişinin kullanmadığı tüm bilgiler, ezbere yaptıkları veya belli bir zamana kadar bilinmesi yeterli olanlar silinir.
Öğrenmenin kalitesini belirleyen başka bir sebep bilgiyi kullanmak, diğer bir değişle amel etmektir. Önceki sayılarımızdan da hatırlayacağınız gibi öğrenmenin tanımını yaparken bilginin davranışa yansıması ve kişide değişim oluşturması ögesinden bahsetmiş; bu ilkeleri sağlamayan bilginin öğrenilmediğini, sadece ezberlendiğini söylemiştik. Bu kısma bu yazıda bir not düşmek istiyorum, Allah’ın izniyle. Bir insan bilgileri ezberliyor fakat hayatına geçirmiyor ve bilgi kişiyi dönüştürmüyorsa kişi öğrenmemiştir. Hayatına geçiren ve kendisini dönüştüren insan ise öğrenmiştir. Bu kısmı kabul etmekle beraber burada bilgiye de bir filtre getirmemiz ve bir soru sormamız gerekir: Hayatta maruz kaldığımız ya da öğrendiğimiz her bilgi amel edilmeye uygun mudur?
Bilgiyi kalıcı yapan, öğrenmeyi arttıran en önemli faktörlerden biri bilginin kullanılmasıdır. Hayatın içinde kullandığınız, amel ettiğiniz her bilgi kalıcı hâle gelir. Aksi hâlde süslü bir cümle olmaktan öteye geçmez. İslami ilimler ile dünyevi ilimler arasındaki önemli farklılıklardan biri de vahye ve sünnete dayalı dinî bilgilerin tamamının orta yollu ve yaşanabilir/amel edilebilir bilgilerden oluşması, her tür insan tarafından uygulanabilmesidir.
İslam bizden en mükemmel ümmet olmamızı beklemez, orta yollu (vasat/mutedil) bir ümmet olmayı hedeflememizi ister.
“Siz insanlara şahit olasınız, Resûl de size şahit olsun diye sizi vasat/seçkin/hayırlı bir ümmet kıldık.”[5]
Ve bu hâliyle en hayırlı ümmet olduğumuzu söyler:
“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz.”[6]
Rabbimiz (cc), bu ümmet içinde çeşit çeşit insan sınıfları olduğunu haber verir:
“Sonra Kitab’ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan kimi nefsine zulmeder, kimisi orta yolludur. Kimisi de Allah’ın izniyle hayırlarda yarışıp öne geçer. Bu, büyük lütuf ve ihsanın ta kendisidir.”[7]
Bu din öyle bir din ki takva sahibi olan da nefsine zulmeden kişi de dinin temelini ve esaslarını oluşturan bilgilerle amel edebilir, bu dini yaşayabilir. Her türden insanın yaşayabildiği, öğrendikleriyle amel edebildiği bu ilim, yeryüzündeki en kalıcı ilimdir.
Dünyevi hiçbir ilim bilginin bu seviyesine çıkamadı ve Allah (cc) en doğrusunu bilir, hiçbir zaman çıkacağını da düşünmüyorum. Çünkü biri tüm eksikliklerden münezzeh olan Allah (cc) tarafından indirildi, ki O (cc) insanı en iyi tanıyandır; ilme, hikmete ve kudrete sahiptir, her insan tarafından yaşanabilecek bir din indirmiştir. Oysa dünyevi ilimlerin tamamı insan aklının ve becerilerinin bir sonucudur. İnsan aklının sınırları olduğu için, insan eksikliklerden oluştuğu için, âciz bir varlık olduğu için hangi dünyevi ilimle uğraşırsa uğraşsın muhakkak o ilmin eksik yönleri olacak, o ilim tüm insanlığı kapsayamayacak ve tüm insanlığın uygulayabileceği öğretiler içeremeyecek. İnsanın ürettiği dünyevi bilgilerdeki bu eksikleri tamamlamanın yolları da şeriatla indirilmiştir: İnsanlarla bir araya gelmek (istişare), sonuçları okuyup değerlendirmek (geri bildirim/ileti), hiçbir bilgiyi mutlak kabul etmemek (değişim) ve bol bol Allah’a (cc) sığınıp sonuçlara tevekkül etmek…
Dünyevi her bilgi yaşanabilir olmadığı için, birçok çıkarımın pratik hayatta bir karşılığı, geçerliliği olmadığı için son yüzyılda bilgiye dair teorik bilgi ve pratik bilgi olmak üzere bir sınıflama getirildi. Teorisi güçlü ve pratik hayatta da karşılığı olan, yaşanabilir bilgiler kaliteli kabul edildi.
Bugün herhangi bir dünyevi ilimle ilgilenecek insanların güçlü teorik bilgiyi oluşturması ve bu bilginin pratik hayatta nasıl bir karşılığı olduğunu gözlemleyip teoriyi sürekli geliştirmesi onu başarıya götürür, bilgiden faydalanmasını arttırır, Allah’ın izniyle. Ancak maalesef her mesele gibi bu mesele de günümüzde “Teoride konuştuğun gibi olmuyor pratik hayat.” edebiyatına kurban gitti…
Dünyevi ilimleri pratikte/uygulanabilirlikte güçlü yapan etken, teoride iyi düşünülmüş ve ince hesaplanmış olmasıdır. Sadece teorik bilgiye güvenmek nasıl ki bir eksiklikse sadece pratiğe (tecrübeye) güvenmek de aynı şekilde bir eksikliktir. Çünkü her şeyi deneyemez, her yanlışı yapamaz, hepsini tecrübe edemeyiz; birçok şeyi düşünerek, tartışarak ve öngörerek eleyip seçmeliyiz.
Detaylandırma. Bilgiye her yönüyle temas etmek. Bilgiyi nasıl işlediğimiz, öğrenirken hangi detaylara dikkat ettiğimiz önemlidir. Örneğin herkes bir kitabı okur, ancak herkesin dikkatini çeken yerler farklıdır. Herkes bir konuşma dinler, ancak farklı cümleler akılda kalır. Herkes umreye gider ama herkes farklı ânlardan etkilenir. Bu durum insanlar arasındaki öğrenme farklılığının nedenlerinden biridir.
Öğrenilecek bilgi zihin tarafından alınır, bilginin ayırt edici özellikleri tanımlanır ve hücrelerde kodlanır. Kim, hangi detaya dikkat etmişse nöronlar bilgiyi kodlarken o detaya göre anlamlandırır. Böylece bilgi insan zihni tarafından, olduğu gibi değil, yeniden yapılandırılarak öğrenilir. Yeni kodlanan bilgi sahip olunan mevcut bilgilerle birleştirilir. Hafıza ve hayal gücüyle desteklenir. Öğrenmeyi kolaylaştıran faktörlerden bir başkası da bilgiyi yorumlamak, kendi cümlelerinle ifade etmek ve kendi notlarını oluşturmaktır. Ancak her bilgi yorumlanarak öğrenilmez. Bazı bilgiler olduğu gibi öğrenilmelidir. Bu nedenle insan zihninin bu yönünün bir nimet boyutu bir de dikkat edilmesi gereken boyutu vardır.
Var olan bilgiler insan zihni tarafından yeniden yapılandırılarak öğrenildiğinde bilgi insanlar arasında çeşitlenir ve zenginleşir. Bir toplum bu farklılığı faydasına kullanabilirse, istişareyle birbirlerindeki farklılığı ortak değerler hâline getirebilirse, bilgi katlanarak artar. Bu büyük bir nimettir. Tarih boyunca birçok buluş ve icat, yıllar içerisinde elden ele geçip zenginleşerek keşfedilmiştir.
Bazı bilgiler aşama aşama öğrenilir. Önce bir temel öğrenirsiniz sonra onun üstüne bir kat çıkarsınız sonra da o katın üstüne bir kat daha çıkarsınız. Bu katlar tamamlandığında bir bina gibi öğrendiğiniz konuyu tamamlarsınız. Ancak herkes bilgiyi öğrenirken farklı yerlere dikkat ettiği için herkesin oluşturduğu bina en nihayetinde birbirinden farklıdır. Bu farklılık bereketin ve zenginliğin kaynağıdır. Farklı bakış açılarının ortaya çıkmasını sağlar.
Herkesin aynı şeyi öğrenmesi gereken, herkesin aynı şekilde anlaması gereken bilgiler de vardır. Bu da dikkat edilmesi gereken kısımdır. Bu durumda anlama farklılıklarını hesap etmek ve ona göre adım atmak gerekir. Özellikle yoruma ve kişisel farklı bakış açılarına kapalı olan bilgilerin öğrenilmesinde dikkatli olunmalıdır.
İnsanlar arasındaki öğrenme farklılıkları; yeniden yapılandırılma sürecinin kişiden kişiye değişmesi, herkesin farklı tecrübe ve bilgilere sahip olması, herkesin farklı hafıza deposu ve hayal gücünün olmasından kaynaklanır. Hikmet farklılığı, herkesin fakih olma derecesi ve derinleşme seviyesinin farklı olması buradan gelir. Kaynak ve maruz kalınan bilgi çoğu zaman aynıdır. İnsanlar aynı derslere girer, aynı kitapları okur, aynı hocaları dinler… ama herkesin kesesine koyduğu farklıdır. Allah’ın (cc) insana verdiği akıl, zekâ, anlama kapasitesi, yorumlama becerisi ve sonuç çıkarabilme kabiliyeti nimettir. Her nimetten herkesin payına düşen farklıdır.
Kaliteli uyku. Hafıza yazılarında daha detaylı değineceğimiz uyku ile hafıza arasında çok önemli bir ilişki vardır. İnsan beyni uyku esnasında gün içerisinde öğrendiği bilgileri ve nöronların kodladıklarını gözden geçirir. Bilgilerin bir kısmını budayıp yok ederken bir kısmını da kalıcı hafızaya depolar. Bilginin kalıcı olmasında ve uzun süreli belleğe aktarılmasında uyku çok önemli bir yer tutar. İnsanın hayatında uyku düzeni olmadığında öğrenmeye çabaladığı bilgiler bir süre ezberlenir sonra unutulur, kalıcı öğrenme sağlanmaz.
Sağlıklı yaşam. Bedenimizin bir işleyiş mekanizması (fizyoloji) vardır. Her hücrenin sağlıklı bir şekilde görevlerini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu temel şeyler vardır. Oksijen ve besin ortamda bulunmalı, atıklar uzaklaştırılmalıdır. Kişinin beslenmesi, düzenli egzersiz yapması, uyku kalitesi hücre sağlığını direkt etkilediği için hücrenin öğrenme performansını da belirler.
Bilginin öğrenilmesindeki önemli faktörlerden bir tanesi de strestir. “Sosyal medya profesörlüğü Google ana bilim dalı” kurulduğundan beri “stres” kelimesi, anlamı tahrife uğrayarak hayatımıza giren kavramlardan biridir. Stres, işleyiş mekanizmasını tehdit eden durumlarda vücudun kendini korumak için hormonal değişiklik yaparak oluşturduğu durumu ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere stres hâli vücudun kendisinin oluşturduğu bir mekanizmadır ve amacı vücudu korumaktır. Vücutta stres durumu istenmeyen ve zararlı etkenlerle oluşabildiği gibi bazı fizyolojik süreçler de aynı hormon sistemini devreye soktuğu için stres hâli oluşur.
Öğrenme mekanizmasına bakıldığında ve stres ânında devreye giren hormonların etkileri gözlemlendiğinde asgari düzeyde stres kişinin dikkatini belli bir noktaya toplar, odaklanmasını arttırır, bilinç düzeyini yükseltir ve öğrenmeyi kolaylaştırır. Ancak stres durumu uzun sürdüğünde veya olduğundan fazla algılandığında bu hormonlar vücutta çok yüksek seviyelere ulaşır, haddini aşan her şey gibi yıkıcı etkilere sebep olur. Bu hâldeyken öğrenme sürecinde beynin ön bölgesi devre dışı kalır; kalıcı öğrenme gerçekleşmez, kişi sadece ezber yapar. Hafıza olumsuz etkilenir, bilgi depolaması bozulur ve hatırlamada sorunlar meydana gelir.
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Sonraki sayıda görüşmek duasıyla…
[1] 18/Kehf, 24
[2] 20/Tâhâ, 52
[3] 18/Kehf, 63
[4] 51/Zâriyât, 55
[5] 2/Bakara, 143
[6] 3/Âl-i İmrân, 110
[7] 35/Fâtır, 32



