SÜNNETİN MUHAFAZASINI KOLAYLAŞTIRAN ETKENLER

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Allah Resûlü’nün Öğreticilik Vasıfları

Sünnetin muhafazasını kolaylaştıran/sağlayan etkenlerin izah edildiği önceki makalelerimizde “Araplarda Ezber Kabiliyeti”, “Araplarda Rivayet Kültürü” ve “Allah Resûlü’nün (sav), Ashabıyla Birlikteliği” konularını işlemiştik. Bu sayımızda ise Allah Resûlü’nün öğreticilik vasfının, Sünnetin muhafazası ve öğrenilmesine etkisini işlemeye gayret edeceğiz inşallah…

Allah Resûlü’nün özelliklerinden biri de muallim/öğretmen oluşudur. Allah (cc) birçok ayette Nebimizin (sav) bu özelliğine dikkat çekmiştir:

“Size içinizden bir Resûl gönderdik. Size ayetlerimizi okuyor, sizi arındırıyor, size Kitab’ı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğretiyor.”[1]

“Andolsun ki Allah müminlerin içinde, kendilerinden olan bir Resûl göndermekle onlara iyilikte bulunmuştur. Onlara O’nun ayetlerini okur, onları arındırır ve onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretir. Hiç şüphesiz, (Resûl gelmeden) önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.”[2]

“Ümmiler arasında onlardan olan, kendilerine (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir Resûl gönderen O’dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.”[3]

Bu, aynı zamanda Allah’ın (cc) İbrâhîm’in (as) duasına icabetidir de:

“Rabbimiz! Onların arasından kendilerine senin ayetlerini okuyan, Kitab’ı ve hikmeti öğreten ve onları arındıran bir resûl gönder. Şüphesiz ki sen, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’sin.”[4]

Okuduğumuz ayetlerde dikkatimizi çeken bazı hususların altını çizelim:

a. Ayetlerde belirtildiği üzere Resûl, Allah (cc) tarafından seçilmiş, gönderilmiştir. Allah (cc) risalet görevini kime vereceğini en iyi bilendir. Kendisine risalet/nübüvvet görevi verdiği kulları, buna en layık ve donanımlı insanlardır. Seçtiği kullarının vazifesi, insanları hakka davet etmek ve davete kulak veren kimseleri fıtrat yolculuğunda Kitap ve hikmetle eğitmektir. Hâliyle seçilen elçinin, eğiticilik vasfını taşıması gerekir, Allah Resûlü de (sav) bu vasfa sahiptir:

Cabir ibni Abdullah’tan (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah beni, zora koşan biri değil, öğreten ve kolaylaştıran biri olarak gönderdi.”[5]

b. Ayetlerde, “kendi içlerinden, kendilerinden” bir Resûl olduğu vurgulanmaktadır. Bu hem insanlardan hem de Araplardan gönderilmiş olmasını ifade edebilir. Allah Resûlü’nün risaletten önceki yaşamına baktığımızda bunu görmemiz mümkündür. Babasını, annesini, sonra dedesini kaybedişi ve yaşadığı tüm musibetler onun olgunlaşmasını sağlamış, insanlara olan duyarlılığını arttırmıştır. Çobanlık yapması ve ticarete atılması onu, insanlarla ilgilenirken karşılaştığı zorluklara sabra, hilme ve mükemmel diyaloğa hazırlamıştır. Dolayısıyla Allah’ın tüm bunları takdir edişi yüce bir hikmete mebnidir. O (cc), ileride risalet davasının öncüsü ve eğiticisi olacak kulunu kevnî manada takdir ettikleriyle eğitmiştir. Aynı durum vahyin gelmesinden sonraki aşamalar için de geçerlidir. Allah (cc)  tedricî olarak indirdiği şer’i ayetlerle de ona (sav) öğretmiş, yaşanmışlıklar ışığında onu eğitmiştir:

“…Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür.”[6]

İyad ibni Himar El-Mucâşiî’den rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur:

“Rabbim bugün bana öğrettiği, sizin ise bilmediğiniz şeyleri size öğretmemi emretti ve buyurdu ki: ‘Bir kula ihsan ettiğim her şey helaldir. Ben kullarımın hepsini de hanif olarak yarattım; ancak şeytanlar onlara gelip dinlerinden alıkoydular ve kendilerine helal kıldığım şeyleri haram yaptılar. Haklarında bir şey indirmediğim bazı şeyleri bana ortak koşmalarını emrettiler.’…” [7]

Yani peygamberler, insanlar arasından seçildikleri için onları eğitebilecek potansiyele sahip kişilerdir. Zira insanların yaşadığı ve yaşayabileceği zorlukları, musibetleri, iyilik ve nimet hâllerini onlar da yaşamışlardır. Bu nedenle insanların hayatlarını, duygu ve düşüncelerini ve kime nasıl yaklaşıp eğiteceklerini bilmektelerdir.

Şimdi, Muâviye ibni El-Hakem Es-Sülemî’yi (ra) dinleyelim:

“Resûlullah (sav) ile namaz kılarken cemaatten biri hapşırdı.

Ben de, ‘Yerhamukellah!’ dedim.

Bunun üzerine cemaat, gözleriyle bana suçluymuşum gibi baktı.

Dedim ki: ‘Hay, annesiz kalasınız! Neden bana öyle bakıyorsunuz?’

Bu sözüm üzerine elleriyle baldırlarına vurmaya başladılar. Anladım ki benim susmamı istiyorlar, ben de sustum. Resûlullah (sav) namazını bitirince beni ne azarladı ne vurdu ne de kötü bir söz söyledi. Anam babam ona feda olsun! Ne önce ne de sonra ondan daha güzel öğreten bir öğretmen görmedim.

Buyurdu ki: ‘Namazda insan sözü uygun olmaz. Namazda Yüce Allah tesbih edilir, yüceltilir ve Kur’ân okunur.’ Veya buna benzer bir şeyler söyledi…”[8]

Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Ben sizin babanız yerindeyim ve her şeyi size öğretiyorum. Dolayısıyla biriniz tuvalet ihtiyacını gidereceğinde kıbleye önünü ve arkasını dönmesin, sağ eliyle de taharetlenmesin.”[9]

c. Ayetlerdeki “Ümmiler arasında onlardan olan… bir Resûl…” ve “Hiç şüphesiz, (Resûl gelmeden) önce apaçık bir sapıklık içindeydiler…” kısımları Allah Resûlü’nün eğiticilik vasfını ve Allah’ın (cc), kendisine bu yönde başarı ihsan ettiğini gösterir. Zira o Resûl, ümmi olan insanlara Allah’ın ayetlerini okumuş, onları arındırmış ve Kitap ile hikmeti öğretmiştir. Daha önce sapıklık içinde olan insanlar, müfredatı Allah katından verilen Resûl’ün eğitmenliğinde ve kısa bir sürede hidayet imamları olmuşlardır, böylelikle tarihin seyri değişivermiştir:

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz…”[10]

Cafer ibni Ebî Tâlib’in Necaşi’ye söylediklerini okuyalım:

“…Ey hükümdar! Biz putlara tapan çok cahil bir millettik. Murdar hayvanları yer ve çirkin işler yapardık. Akrabalık bağımızı gözetmez ve komşumuza iyi davranmazdık. Aramızdan güçlü olanlar zayıf olanları ezerdi. Biz böyleyken Allah bize nesebini, doğruluğunu, eminliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi gönderdi. Bizi, Allah’ı tek kabul edip ona inanmaya çağırdı. Bizi, bizim ve atalarımızın kendilerine taptıkları taştan putları terk etmeye çağırdı. Bize doğru sözlü olmayı, güvenilir olmayı, akrabalık bağını gözetmeyi, komşuya iyi davranmayı, haramlardan ve kan akıtmaktan uzak durmayı emretti. Çirkin şeylerden, yalancı şahitlik etmekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara iftira atmaktan bizi nehyetti. Bize sadece Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, zekât vermemizi ve oruç tutmamızı emretti.’ -Bu şekilde Necâşî’ye İslam’ın bütün emirlerini saydı.- ‘Biz de ona (sav) inandık, iman ettik ve getirdiği şey üzerine kendisine tabi olduk. Sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na hiçbir şeyi şirk koşmadık. Bize haram kıldığı şeyi kendimize haram kıldık ve helal kıldığı şeyleri helal saydık. Bu sebeple kavmimiz bize düşman oldu. Bize işkence ederek dinimizi bırakmaya ve tekrar putlara ibadete dönmeye zorladılar. Daha önce helal saydığımız pis şeyleri helal saymamızı istediler. Bizi kahredip zulmettiklerinde ve dinimizle aramıza girmeye çalıştıklarında senin şehrine geldik. Biz seni başkasına tercih ettik. Sana sığınmayı uygun gördük ve senin yanında bize zulmedilmez diye ümit ettik, ey hükümdar! …”[11]

Maliki âlimlerinden Karrafi (rh) şöyle der: “Peygamber’in (sav) hiçbir mucizesi olmasaydı bile sahabe, onun nübüvvetine delil olarak kâfi gelirdi.”[12]

d. Resul’ün eğitim müfredatı, Kitap ve hikmettir. Kitap, Kur’ân-ı Kerim; hikmet ise Sünnettir. Kur’ân’da hikmet kelimesinin kullanımı iki şekildedir: Bazen tek başına kullanılır, bazen de Kitap ile birlikte kullanılır. Kitap ile kullanıldığı yerlerde hikmet, Allah Resûlü’nün Sünneti manasındadır.[13] Buna işaret eden deliller şunlardır:

“Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti (Nebi’nin açıklaması olan Sünnet’i) hatırlayın. Şüphesiz ki Allah, (lütuf ve ihsan sahibi, en küçük şeylere ilmiyle nüfuz edip haberdar olan) Latîf, (her şeyden haberdar olan) Habîr’dir.”[14]

“Allah, Nebisinin zevcelerine kendi evlerinde Kitap ve hikmetten okunanları hatırlamalarını emir buyurmaktadır. ‘Kitap’, Kur’ân-ı Kerim’dir. Bundan başka Rasûlullah (sav)’in okuduğu şeyler de sünnettir.”[15]

Bunu destekleyen başka bir delil Sünnettendir:

Mikdam ibni Ma’dikerib’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Dikkat edin, bana Kitap ve onun bir misli verildi. Dikkat edin, karnı tok bir adamın koltuğuna yaslanarak size, ‘Bu Kur’ân’a uymanız gerekir. Onda helal bulduklarınız helal, haram bulduklarınız haramdır (başka kaynağa ihtiyacınız yoktur!).’ demesi yakındır. Dikkat edin! Allah’ın elçisinin haram kıldıkları, Allah’ın haram kıldıkları gibidir.”[16]

Allah Resûlü (sav) Kitab’ı öğrettiği gibi Sünneti de öğretmiştir. Onun mükemmel bir öğretmen olması, Kitab’ın en güzel şekilde öğrenimini kolaylaştırdığı gibi Sünnetin öğrenilmesini de kolaylaştırmıştır.

Bir sonraki makalemizde Allah Resûlü’nün eğitim tekniklerini kısaca ele almaya ve bunun, Sünnetin öğrenilmesindeki katkısına değinmeye gayret edeceğiz, inşallah…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun…

 

 

[1]. 2/Bakara, 151

[2]. 3/Âl-i İmran, 164

[3]. 62/Cuma, 2

[4]. 2/Bakara, 129

[5]. Müslim, 1478

[6]. 4/Nisâ, 113

[7]. Müslim, 2865

[8]. Müslim, 537

[9]. Ebu Davud, 8; Nesai, 40

[10]. 3/Âl-i İmran, 110

[11]. Ahmed 1740, 22498

[12]. El-Furuk, 4/170

[13]. bk. Medaricu’s Salikin, 2/448

[14]. 33/Ahzâb, 34

[15]. İbni Teymiyye Tefsiri, 1/509

[16]. Ebu Davud, 4604; Tirmizi, 2664