Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Hamd, âlemlerin Rabbi El-Alîm olan Allah’a, salât ve selam, Müslimlerin muallimi Allah Resûlü’ne olsun.

Hayattaki ilk nefes alma ânımızdan itibaren yapmaktan asla vazgeçmediğimiz bazı hayati kabiliyetlere sahibiz; nefes almak, yemek yemek, uyumak gibi… Ve bir de öğrenmek. Bunlar bizi biz yapan ve hayatta kalmamızı sağlayan ana unsurlardır. Dünyayla bağ kurduğumuz ilk ândan itibaren ara vermeksizin yeni şeyler öğreniyoruz. Rahmân (cc) her ân, bilmediklerimizi kendi ilmiyle bize öğretiyor. Peki, bu öğrenmeyi nasıl gerçekleştiririz ya da bu süreçten nasıl en üst düzeyde verim alabiliriz? Hangi etkenler öğrenmemize engel teşkil ederken hangileri pozitif katkı sağlıyor? Bu ve benzeri soruların cevaplarına değineceğimiz dört sayılık yeni yazı dizimizde sizlerle beraber öğrenme konusunu idrak etmeye çalışacağız ve bu sayımızda öğrenme nedir, nasıl gerçekleşir gibi çeşitli konuları inceleyeceğimiz bir mukaddimeyle giriş yapacağız, inşallah.

Öğrenme kavramını tanım olarak açıklamak istersek; yeni anlayış, bilgi, davranış, beceri, değer, tutum ve tercihler edinme sürecidir[1] ve bu süreç dinamik bir yapıdır, diyebiliriz. İnsan, hayatı boyunca hep yeni şeyler öğrenir ve bunlar, hayatında kalıcı manada değişikliğe neden olur. Yani öğrenilen her yeni bilgi ve eylem bizi yeni bir birey olma yönünde şekillendirir ve dönüştürür. Öğrenmenin yoğun bir şekilde gerçekleştiği ortam ise yaşadığımız çevredir. Bulunduğumuz çevre, ailemiz, arkadaşlarımız, pek farkında olmasak da kullandığımız sosyal medya mecraları sürekli yeni bilgi akışı sağlayarak hayatımıza öğrenme yoluyla etki eder. İçinde bulunduğumuz bu çevrelerle etkileşim sonucu bilgi, beceri ve değer yargıları kazanırız. Bu yüzden Allah Resûlü (sav) bulunulan çevreye, ailenin çocuk üzerindeki şekillendiriciliğine ehemmiyetle değinmiştir. Çünkü zaman ayırıp kıymetli dakikalarımızı paylaştığımız kişi ve mecralar, etkileşime geçtiğimiz ândan itibaren bizlere -iyi veya kötü, ama mutlaka- bir şeyler öğretir.

Peki, bu öğrenme süreci nasıl gerçekleşmektedir ve psikoloji bilimi bu konuyu nasıl açıkla? Bu konu psikolojinin alt başlıkları arasında farklı yorumlanmıştır. Temel öğrenme kavramları ve teorileri arasında davranışçı teoriler, bilişsel kuramlar, yapılandırmacılık, sosyal öğrenme kuramı, deneyimsel öğrenme, çoklu zekâ gibi kuramlar bulunur. Yazımızın mahiyeti gereği burada ne yazık ki hepsine değinemeyeceğiz.[2] Ancak birkaç ekolün konumuza ilişkin bazı izahatlarını aktarmak isterim, ki böylelikle öğrenmenin gerçekleşme çeşitlerinden haberdar olalım.

Davranışçı ekol, öğrenmenin gerçekleşmesini açıklarken öğrenmenin, uyarıcı ile kişi arasında bir bağ kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyluyla da sabitlendiğini belirtir. Bu tanımı, yapılan ünlü bir deney üzerinden anlatmak daha faydalı olacaktır, inşallah. Hemen hepimiz “Pavlov’un Köpeği” tabirini duymuşuzdur. Ivan Pavlov, köpeğini ilk önce bir zil çalarak uyarıyor, ardından etle besliyordu. Bir zaman sonra et olmasa da sadece zili çaldığında -köpek zille beraber etin geldiğini öğrendiği için- köpeğin ağzından otomatik olarak salya aktığını gördü. Yani uyarıcının (etin), belli bir uyaranla (zille) gelmesi köpeğe o sesi duyunca et gelecek bilgisini öğretmiş oldu ve bu bilgiye uygun tepkiler ortaya çıktı. Bir öğrenme gerçekleşti. Bu öğrenme gerçekleştikten sonra eti zille beraber vermeyerek belli bir zaman sadece zili çaldığında ise köpek artık zil sesine karşı duyarsızlaştı ve salya salgılamayı bıraktı. Yani öğrenilen bilgi söndü, unutuldu. Ancak Pavlov ara ara etle beraber zil çalmaya devam ettiği deneylerinde ise köpeğin, et gelmese bile gelme ihtimali devam ettiği için salya salgılamayı sürdürdüğünü gözlemledi. Yani organizma, öğrendiği bilgiyi unutmadı. Burada pekiştirilen bilginin daha uzun süre etkisini devam ettirirken, pekiştirilmeyen bilginin zamanla söndüğünü ve unutulduğunu görüyoruz.

Peki, bu deney gündelik hayatımızda neye tekabül ediyor? Örneğin, öğretmensiniz ve öğrencilerinizin ders saatlerine riayet etmediğinden şikâyet ediyorsunuz. Acaba bunun nedeni sizin onlara öğrettiğiniz bilgi olabilir mi? Sınıfa her zaman geç giren bir öğretmen, öğrencilere bu konuda “aslında ders saatine pek de riayet etmeye gerek yok” bilgisini öğretir. Sonrasında çocukların vaktinde ödev teslim etmemesi ya da zamanında sınıfta bulunmaması, aslında bu öğrenilen bilginin yansımasıdır. Ya da Kur’ân’dan ezber yapmak istiyorsunuz, ancak geçmiş deneyimleriniz size, ezber noktasında zorlanacağınıza dair korku pompalıyor. Siz de öğrenmiş olduğunuz “ezber yapmak zor bir iş” bilgisinden dolayı söz konusu çalışma için bir türlü adım atamıyorsunuz. Çok istemenize rağmen otomatik olarak kendinizi ezber yapmaktan alıkoyuyorsunuz. Aslına bakarsanız bu korkunuz, öğrenilmiş bir bilgidir ve bu bilgi değiştirilebilir. Örneğin, çocuğunuz derslerde zorlandığı için okul okumak istemiyor olsun. Sınavlar ya da ödev kontrolleri onda, başarısız olduğu için korku duygusunu dışarı çıkarıyor diyelim. Bu sınav ve ödev kontrolleri, ona belli aralıklarla okulda maruz kaldığı bir korku ve stres kaynağı olduğu için pekiştireç görevi görüyor ve onun okuldan daha da uzaklaşmasını sağlıyor. Yani çocuğa bu okulun stres ve korku yeri olduğu zamanla öğretilmiş oluyor. Peki, burada ne yapılması gerekir? Çocuğun eski koşullandığı kötü yapıdan uzaklaştırılarak bu bilgisi unutturulmalı ve yeni bir koşullanma gerçekleştirilerek okul sevdirilmeli. Örneğin, öğretmen olarak bu tarz öğrencilere kaldırabilecekleri sorumluluklar ve ödevler vererek başarma duygusunu tatmaları sağlanmalı. Ebeveyn olarak çocukların hangi konuya meyilli olduğu belirlenmeli ve ona uygun alanlara yönlendirme yapılmalı, ders çalıştırırken hangi zekâ türüne yatkınlığı varsa tespit edilerek öğrenme süreci daha eğlenceli hâle getirilmeli ki çocuk başarabildiğini görebilsin ve böylece okulun stres ve korku yeri olduğu bilgisini söndürüp “okul çok da zor değil” bilgisini öğrensin.[3]

Genel olarak davranışçı ekol, öğrenmeyi dışa yansıyan davranışlarda ve tepkilerdeki değişiklik olarak anlatırken; bilişsel kuramlar, öğrenmenin beyinde gerçekleştiği, düşünme, bellek, problem çözme gibi bilişsel süreçlerin de hesaba katılması gerektiğini dile getirerek aslında öğrenmenin zihinsel bir değişim süreci olduğunu belirtir.[4] Yani özetle, öğrenmeyi illa gözlemlemek zorunda değiliz, bilgiyi edinmek ve hafızaya atmak için aktif bir zihinsel süreç yeterlidir, denildi. Bir nevi pasif bilgi alıcılarıyız. Buna, günümüzdeki öğretmenlerin direkt anlatarak öğrenciye bilgi aktarımı yapmasını örnek olarak verebiliriz. Öğrenci dinler ve beyin süreçleri aktif olur. Bu ekole göre dışa yansıyan bir değişiklik olmak zorunda değildir. Bir diğer ekol olan “Oluşturmacılık” ya da diğer adıyla “Yapılandırmacılık”ta ise öğrenenlerin pasif bilgi alıcıları olmadıkları, ancak bilgilerini çevreyle etkileşim içinde ve zihinsel yapılarının yeniden düzenlenmesi yoluyla aktif olarak inşa ettikleri fikrini ortaya attı.[5] Yani öğrenciler, sadece verilen bilgiyi kaydetmekle kalmayıp aynı zamanda yorumlar, yeni anlamlar ortaya çıkarırlar. Aslında öğrenme bilgiyi edinmek değil, bilgiyi yeniden yorumlamak ve yapılandırmaktır, diyebiliriz.

Son olarak, Sosyal Öğrenme kuramından bahsetmek isterim. Bu kurama göre kişilik özelliklerimiz ile çevresel etkenler karşılıklı etkileşim hâlindedir. Kişide öğrenme; gözlemleyerek, modelleme ve taklit etme şeklinde gerçekleşir.[6] Peki, bunun yaşamdaki karşılığı nedir? Örneğin, çocuğunuz sizin iletişim yolu olarak şiddeti tercih ettiğinizi gözlemliyorsa, sizi müşahede ederek yaptıklarınızı taklit etme olasılığı çok yüksektir. Yani sizi taklit edilen bir model olarak görür. Ya da çevrenizdeki kişiler okumayı seven ve okuyup yazan kişilere saygı duyan bireylerden oluşuyorsa, sizin de daha entelektüel bir birey olma olasılığınız yükselecektir. Çünkü kitap okuyan kişilerin daha saygı gördüğünü gözlemlemiş ve bu bilgiyi öğrenmiş olursunuz.

Aslında hayata dikkatli baktığımızda her şeyin bir öğrenme sürecinden süzülerek geldiğini fark edebiliriz. Yemeği yapış şeklinizden ders çalışma şeklinize kadar… Örneğin, dikkat ettiyseniz daha önce bulunduğunuz bir ortama tekrar girdiğinizde, oturma yeri olarak bir önceki oturduğunuz yeri yeniden tercih edersiniz. Hatta çoğu kez bu yer seçimini farkında olmadan yaparsınız. Çünkü daha önce orada oturduğunuz derste, seminerde her şey yolundaydı ve bu size o yerin güvenli, rahat olduğunu öğretti. Elbette öğrenme süreci ve alışkanlıklar bu kadar kısa bir açıklamayla tanımlanamayacak kadar komplekstir. Ancak konu hakkında genel bir bakış açısı edinmeyi amaçlayan yazımız için bu kadarının kâfi olduğu kanaatindeyim.

İnsanoğlu olarak ritüelleri, alışkanlıkları severiz ve bunlar bize güvende olma duygusu verdiği için de öğrendikten sonra değiştirmek istemeyiz. Bu yüzden ilk olarak, attığımız tohuma dikkat etmemiz gerekir, zira sonrasında atılan tohumu sökmek ve yeni tohum ekmek her zaman daha zordur.

Bu yazımızda daha çok teorik kısma değindiğimiz öğrenme süreçlerinin, gelecek sayılarda daha fazla pratik ve gündelik kısımlarına değinmeye çalışacağız. Serinin ikinci yazısında öğrenmeyi etkileyen faktörleri incelerken, üçüncü sayıda yetişkinler için öğrenme teknikleri, son yazımızda ise çocukların öğrenme süreci ve yardımcı öğrenme tekniklerine değineceğiz, inşallah.

İlim sahibi olan Allah’tan, kendi yüce ilminden bize öğretmesi duasıyla..

 

[1]. Richard Gross, Psychology: The Science of Mind and Behaviour 6E, Hachette UK, ISBN 978-1-4441-6436-7

[2]. Konuya dair daha derin bilgi sahibi olmak isteyen Müslimler, öğrenme konusunu eğitim psikolojisi, nöropsikoloji, deneysel psikoloji başlıkları altında inceleyebilir.

[3]. Daha fazla öğrenme teknikleri için yazı dizimizin üçüncü ve dördüncü sayısını okuyabilirsiniz.

[4]. Davranışçı ve Bilişsel Öğrenme Kuramları “Tarih Nasıl Öğretilir?”, Ahmet Doğanay, 2021, S 5, s. 39

[5]. http://www.ibe.unesco.org/en/geqaf/annexes/technical-notes/most-influential-theories-learning#:~:text=The%20major%20concepts%20and%20theories,theory%20and%20community%20of%20practice (Erişim Tarihi: 15.10.2021)

[6]. Sosyal Öğrenme Kuramı ve Eğitimde Uygulanması, Mustafa Bayrakçı, Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi-2007, S 14, s. 198-210