Kitabın Yazarı: Prof. Dr. M. Ali Haşimi

Yayınevi: Risale Yayınları

Basım Tarihi: 2016

Sayfa Sayısı: 288

Ebat: 13,5 X 21,0 cm

Kitap Hakkında

İnsan, bir yanı hayra bir yanı şerre davet eden iki yönlü bir yapıyla yaratılmıştır. Takva sağa, fücur sola çekiştirir durur. Herhangi bir durumla karşılaşılınca iki tercihten birini seçmek zorundayızdır. Bir yanımız iyilikten, diğer yanımız kötülükten yanadır. Kul olmanın adıdır bu çift taraflı yapı. Öyleyse kulluk bir imtihandır. İmtihanı kazanan, kurtuluşa erecektir. Bunun yolu ise takvayla katre katre arınmaktır:

“Nefse ve onu düzenleyene, ona hem kötülüğü hem de takvayı ilham edene (tüm bunlara andolsun ki), onu (nefsini) arındıran, kesinlikle kurtuluşa ermiştir.”[1]

Sadece Müslim olmak, azaptan azat olmaya yeterli olmayabilir. Kul, Rabbine doğru hızla seyrederken ruhunu bencil tutkulardan temizlemesi elzemdir. Aynada örnek bir şahsiyet oluşturmalı ve bu şahsiyeti muhafaza etmek için var gücüyle çaba sarf etmelidir. Çünkü o; gökyüzünün, yeryüzünün ve hatta dağların dahi yüklenmekten imtina ettiği bir mükellefiyetin sahibidir.[2]

“Peki, bu şahsiyeti neye göre oluşturmalı?” diye sorulursa; “Kur’ân ve Sünnet’e Göre Müslüman Şahsiyeti”[3] kitabı cevap niteliğindedir. Doğru değişime karar verildiğinde başvurulacak ilk kitaplardandır.

Mümin yalnızca kendisi için kurtuluş çabasında olamaz/olmamalıdır. En temel vazifelerinden biri de insanlığı vahyin doğrultusunda yeniden inşa etmektir. Bu, en hayırlı ümmet olmanın sorumluluğu ve Allah ile (cc) yapılan sözleşmenin gereğidir.[4] Çünkü insanlık ancak ve ancak Müslim bireylerin örnekliğiyle gerçek onura ve şerefli bir şahsiyete ulaşacaktır.

Yazar bu durumu şöyle ifade etmektedir:

“Bu olgun hayata doğru atılan adımların ilki, İslam’ın kendinde canlandığı ihlaslı Müslüman bireyler oluşturmaktır. İnsanlar onu görünce İslam’ı görmeliler. Onunla ilişkilerinde, İslam’a inançları artmalı ve ona yönelmelidirler.”[5]

Hakikaten öyle değil mi? Bugün insanlar İslam’ı, kendisine Müslüman diyen, fakat İslam’dan fersah fersah uzak olan kimselerden tanıyor. Sonra onların kötü örnekliği İslam’a mâl ediliyor. Vaziyetten habersiz kimseler adım adım bu pak dinden uzaklaşıyor. O hâlde bu sakıncalı durumu düzeltmek, yine muvahhidlere düşüyor. Zira bugün beşeriyet, “Örnek insana her zamankinden daha muhtaçtır.”[6] Müslimler bu asırda ve gelecek tüm zamanlarda dünyaya doğru bir şahsiyet sunmak zorundadır. Kur’ân ve sünnet çerçevesinde yeniden yenilenmeye başlamalıdır. Hani Aişe Annemize (r.anha) Resûlullah’ın (sav) ahlakından soruluyor da kendisi, “Sen Kur’ân okumuyor musun? Onun (sav) ahlakı Kur’ân’dı.”[7] diye cevap veriyor ya; bugün bizler de kendimize sormalıyız, “Ahlakımız Kur’ân’ı ne kadar yansıtıyor?”

Yola koyulurken kulun yapması gereken ilk adımlardan biri de “tanımak”tır. Kişinin gideceği yola dair birtakım bilgisi olmak zorundadır. Atacağı adımı görmeyen insanın düşmesi kaçınılmazdır. En kısa mesafelerde bile “rota oluşturuldu” sesini duymadan yola koyulamazken, doğru bir şahsiyeti tanımadan oluşturması –siz de takdir edersiniz ki- çok da makul değildir. Bu manada yazar, bizlere inci dizer gibi hassasiyetle sıralanmış dokuz başlık arz eder. Böylelikle erdemli şahsiyetin yol haritasını tüm detaylarıyla oluşturup önümüze koyar.

“Müslüman Rabbiyle” ilk serlevhasıdır. Evvela kula Rabbini ve O’nunla olması gereken ilişkisini anlatır. Bunun sebebini ise şöyle ifade eder:

“İslam’ın Müslümandan istediği ilk şey; Allah’a hakkıyla iman etmesi, O’nunla olan bağının kuvvetli olması, daima O’nu zikretmesi ve bütün tedbirleri aldıktan sonra O’ndan yardım isteyerek O’na tevekkül etmesi ve ne kadar gayret sarf ederse etsin, ne kadar tedbir alırsa alsın daima Allah’ın kuvvet, yardım ve desteğine muhtaç olduğunu, kalbinin derinliklerinde hissetmesidir.”[8]

Sonra, “Müslüman, Nefsiyle” der ve kişinin kendisini bilmesinin önemine dikkat çeker. Çünkü kendini bilmeyen insan, haddini de bilmez. Haddini bilmeyen ise rezil olmaktan kurtulamaz. Zaten bu ümmetin başına gelenler, hep kendini bilmez insanların yaptıkları yüzünden değil midir?

Çoğu zaman nefsimizle ilgilenmeyi erteliyoruz. Çoğu zaman öze dönmeyi tecil ediyoruz. Çoğu zaman aynada kendimizi göremiyoruz. Bedenimiz tok, ama ruhumuz aç. Hazlar, hevesler, şehvetler… abluka altına almış bizleri, fakat farkında bile değiliz. Kim veya ne olduğumuzu bilmediğimiz için doğru bir deva da bulamıyoruz. Ara sıra değil, daima zatımıza yönelmeliyiz. Bunu yaparken de Kitab’a başvurmalıyız, zira Kitap bize bizi anlatır:

“Andolsun ki size, içinde sizi anlatan/sizi şerefe ulaştıracak (öğütler barındıran) bir Kitap indirdik. Akletmez misiniz?”[9]

Bu iki temel aşamayı tamamlayan Müslim, artık çevresiyle olan ilişkilerini güzelleştirmek için diğer aşamalara geçmeye hazırdır. Geriye kalan yedi başlıkla kâmil bir Müslim olması mümkündür. Okuduğu Kur’ân ve sünnetten süzülen satırlar, bedeninde ve ruhunda hayat bulursa, artık son sayfayla birlikte keramet tacını giymeye hazırdır.[10]

Kitaplarda buluşmak üzere, Allah’a ısmarladık…

 


[1]. 91/Şems, 7-9

[2]. “Şüphesiz ki biz; göklere, yere ve dağlara emaneti (şer’i sorumluluğu/irade ve mükellefiyeti) teklif ettik. Onu yüklenmekten kaçındılar. Ve ondan endişeye kapıldılar. (Ama) insan onu yüklendi. Çünkü o, pek zalim, pek cahildir.” (33/Ahzâb, 72)

[3]. Halis Hoca’mız bu kitabın kadınlara yönelik versiyonunu şerh etmeye başlamıştı. “Müslüman Kadının Şahsiyeti” başlığıyla on ders yapmıştı. Bu kitabı okurken de insan içinden, “Keşke Halis Hoca’mız dışarıda olsa da bu kitabın şerhini de yapsa…” diye geçirmeden kendini alıkoyamıyor.

[4]. “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz...” (3/Âl-i İmran, 110)

Katade ibni Diame’den rivayetle dedi ki: “Ömer ibni Hattab (ra) ‘Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.’ ayetini okuyup şöyle dedi; ‘Ey İnsanlar! Kim bu ümmetten olmak istiyorsa Allah’ın şartına bağlı kalsın.’ ” (Mevsûatu’t-Tefsiri’l-Me’sûr, 5/447)

[5]. Kur’ân ve Sünnet’e Göre Müslüman Şahsiyeti, Prof. Dr. M. Ali Haşimi, Risale Yayınları, s. 15-16

[6]. age. s. 17

[7]. Müslim, 746; Nesai, 1601

[8]. Kur’ân ve Sünnet’e Göre Müslüman Şahsiyeti, Prof. Dr. M. Ali Haşimi, Risale Yayınları, s. 19

[9]. 21/Enbiyâ, 10

[10]. Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

          “Kıyamet Günü Kur’ân getirilecek ve şöyle diyecek: ‘Ey Rabbim, beni okuyup benimle hayatını yaşayan bu kulunu giydir.’

          O kimseye keramet tacı giydirilecek sonra Kur’ân diyecek: ‘Arttır ya rabbi.’

          İkram olarak elbise de giydirilecek, sonra Kur’ân diyecek ki: ‘Ey Rabbim, ondan razı ol.’

          Allah da ondan razı olacak.

          Denilecek ki: ‘Ey kul, oku ve yüksel, böylece okuduğu her bir ayetle iyilik, sevap ve mükâfatları artırılacaktır.’ ” (Tirmizi, 2915; Darimi, 3354)