DÜŞÜN ÇOCUĞUM

Siyah bir midyeyi andıran Minik Balık Yüzyüz ile tanıştırmak istiyorum sizi bu ay.

Kendisi cesaretin ve çabanın metaforudur. Serin sularda yüzen sürünün tek siyah renkli balığıdır o. Dev bir balık, sürüsüne saldırınca Yüzyüz son ânda kaçmayı başarır. Fakat yapayalnız kalır. Korkar. Hem de çok üzülür. Derin sularda yüzerek uzaklaşır. Etrafında ilginç deniz canlılarını gördükçe, yaşadıklarını unutarak merak ve neşeyle dolar. Derken kendisine benzeyen minik balıklar sürüsüyle karşılaşır. Her biri kayaların ve yosunların koyu karanlığına gizlenmiştir. Öylece duruyorlardır.

Yüzyüz onları görmenin sevinciyle, “Hadi gidip yüzelim, oyun oynayalım, neler varmış görelim.” der.

“Olmaz.” diye yanıtlar balıklardan biri. “Büyük balık hepimizi yutar.”

“Ama böyle durup bekleyemeyiz, bir şeyler düşünmeliyiz.” der Yüzyüz.

Düşünür , düşünür, düşünür. Sonunda, “Buldum!” deyip fikrini arkadaşlarına açıklar.

“Hep birlikte denizdeki en büyük balık gibi yüzeceğiz.”

Bu kadar alıntıyla yetinelim. Kitabın sonu malum olsa da minik balıkların bu harika fikri nasıl uyguladıklarını -çizimleri vesilesiyle- görmek ve okumak için kitabı almakta acele edelim.

Dev balıkların küçük balıkları yuttuğu şu devirde yalnız balık olmama mücadelesi veren; iyilikte, takvada, hizmette, var olma hatta var kalabilme mücadelesinde cemaat olmayı önemseyen Müslimlerin güzel yavruları için kıymetli bir eser Yüzyüz. İnandığımız ve uğruna bedeller ödediğimiz dinimizi bireysel yaşamıyoruz biz. Allah’ın (cc), Peygamberimize (sav) emrettiği beş emirden biri olan cemaat olmayı önemsiyor, yalnızlıktan sakınıyoruz. Bizi şer’i naslar ikna ediyor. Bu şuuru bize kazandıracak bir ayet veya bir hadis yetiyor. Fakat yavrularımızın da bu bilinci kazanmaları gerekiyor. Yüzyüz adlı eser bunun için biçilmiş kaftan.

Yüzyüz’ün korkan balıkları örgütleyip dev bir balık gibi yüzmelerini sağlaması, birlik olmanın ve birlikten kuvvet doğacağının sembolü. Evet, birlikten kuvvet doğuyor. Öyle bir kuvvet ki dev balıklar dahi sizden korkuyor. Ancak öncesinde o birliği tesis edecek, balıkları yosunların ve kayaların karanlıklarından çıkaracak cesaretli birine ihtiyaç var. Burada da Yüzyüz, yavrularımıza rol model olabilir. Bu noktada bize düşen yalnızca dua etmektir. Furkân Suresi’nin 74. ayetini sık sık tekrar etmektir.

Hepimizin duası takva sahiplerine önder bir nesil yetiştirmek. Önceliğimiz bu elbette, ancak unutmamak gerekir ki mutlu sonun mimarı bir tek Yüzyüz değil.

Yüzyüz önder. Yüzyüz rehber. Herkese nasip olmaz bu vasıf elbette. Ama diğerleri de en az onun kadar cesur. Yüzyüz’ün dediklerine dikkat kesiliyor ve uygulamaya geçiyorlar. Belki de en önemli vasıfları uyum… Onun hedefine inanıyor ve bu hedefi sahipleniyorlar. Öyleyse herkes önder olamaz, yavrumuzda bu cesaret olmayabilir. Olsun, o da işaret edilen hedefi gerçekleştiren fertlerden olsun. Demek ki bir rol model daha var kitapta. Uyumlu, söz dinleyen, hedefe kilitlenen, birlikte hareket eden, istikameti bozmayan diğer balıklar… Tebaa…

Yüzyüz bir dâhi değil. Ama dâhiyane bir fikrin sahibi. Bu da şu cümlede gizli: Düşündü, düşündü, düşündü… Her özel buluş, düşünmenin ürünüdür aslında. Düşünmek, yalnızca filozofların işi mi? Elbette hayır. Düşünmeyi teşvik eden, hatta düşünmeyeni azarlayan bir dinin müntesibiyiz. O zaman düşünen, merak eden, üreten bireyler yetiştirme konusunda azmetmeliyiz. Nasıl muvaffak oluruz buna, derseniz yavrumuzu düşünmeye sevk eden sorular ve deneyimlere muhatap ederek işe başlayabiliriz. Örnekler üzerinden gidelim:

Birlikte kitap okurken kahramanın başardığı veya başaramadığı sahnelerde okumaya ara verip, “Sen olsaydın ne yapardın?” sorusunu yöneltebiliriz.

Gün içinde okulda veya mescidde, hatta sokakta gördüğü bir olayı, bir kavgayı, bir tartışmayı aktarırken de aynı soruyla alternatif çözümler düşünmesini sağlayabiliriz.

Yağan yağmuru izlerken, gökten teker teker düşen karı seyrederken damla ve taneciklerin tek tek değil de topluca düştüğünü varsayıp olacaklar üzerine bir beyin fırtınası yapabiliriz.

Seslerden yardım alıp eğlenceli bir oyuna başlayabiliriz. “O” sesini kullanarak anlamlı beş cümle oluştur diyebiliriz. Ya da “Off, güm, pat, eee…” diyerek listeyi uzatabiliriz. İkilemelerden de istifade edebiliriz: şıpır şıpır, fokur fokur, zangır zangır…

Bir resim verip ne gördüğünü sorabiliriz. Diyelim resimde elinde kuş kafesi olan bir çocuk var.

Bunu ifade ettikten sonra asıl soruya geçebiliriz: Sence bu çocuk nereden geliyor olabilir? Ya da kafes neden boş olabilir? Ya da çocuk ne yapmaya gidiyor olabilir?

Pinterestte çokça dolaşan etkinlik örneklerinden istifade edebiliriz:

Bir anahtar olsaydın hangi kapıları açardın?

Mutfağın tezgahı bulaşık dolu fakat sular kesik. Bulaşık sorununu nasıl çözerdin?..

Mescidden eve dönerken yolu değiştirip bizi eve başka bir yoldan götürmesini isteyebiliriz.

Yaşı biraz daha büyükler için bir ayet hakkında konuşabilir, “Sence Rabbimiz burada ne demek istedi?” sorusuyla tefekkür dünyasının kapılarını aralayabiliriz.

Bu ve bunun gibi daha pek çok etkinlikle yavrumuzun kafatası içinde sessiz sakin hayatını idame ettiren, birkaç nöronla işi götüren beyninin rahatını bozacak ve onu düşünmeye sevk edeceğiz.

Daha neler mi yapabiliriz? Onu da siz DÜŞÜNÜN…