ÂDİYÂT

 

Koşan atlar değil bakın, kanatlanmış parmaklar
Hücûmdadır zulumâta, bünyan-ı mersus satırlar
Onca ırağa ışık saçıp parıldar mıymış kılıçlar?
Kasem olsun Âdiyâta, kılıçtan keskin gibi tuşlar

 

Tevhid ile şerha eder mücrim kalpleri mısralar
Ehli adavetin hece hece gecesini kâbuslar
Harf nizamında filler dolu, Ebreheli medyalar
Âsîfât… Fârîkât… Şafaklarda, gecelerde Âdiyât…

 

Zamanın sonsuzluğunda art arda akınlar
Tırnağa yaslı parmak, saçıp savur kıvıllar
Gökten ateş toplarına tutulmuş gibi şeytanlar
Sadâyı tevhidi bastıracakmış, kakofolink nutuklar

 

Bil ki mevzidir, rampadır ve barikattır ekranlar
Paganist marabalar, atalarından da azgınlar
Atlısıyla yayasıyla İblis, mücrim ve habis ruhlar
Kudurgan bir ğayzla dolu, onlar binler yığınlar

 

Çehresi beniâdem, karanlıktan katmanlar
Her zamankinden daha donanımlı düşmanlar
Koyu karanlık zemheride, baharı hışırdatır
Zihinleri durultur, kalp diriltir baskınlar

 

İslâm yüklüdür âtî, maziden sarkan sefer
Göçenlerin ardından cenkte kalan kalender
Kalplerde ve zihinlerde seni bekler fetihler
İbretler albümünde, yenilmez denilenler

 

Yağmurdan önce rüzgâr ile sökün eder bulutlar
Davran fıtrat katiline, Âdiyât olsun parmaklar
Söndür semumu görünsün o şeytani suratlar
Bitsin nesilleri rehin alan korkunç hile ile tuzaklar

 

Işıldat kararmış ruhları, ölmeden dirilsin kullar
Vakit devrini işte, henüz yeni tamamlar
Ey Ehl-i Bedir ahfâdı, sevdayla yunmuş yürekli
Arınmış gibi Kevser’le, sal kavgalara kendini.