HİPNO TERAPİ

 

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Resûlü’ne salât ve selam olsun.

Bu yazımızda, geleneksel ve tamamlayıcı tıpta tedavi yöntemi olarak kullanılmaya başlanan yöntemlerden olan hipnozu ele alacağız.

İngiliz Tıp Birliği 1955 yılında, Amerikan Tıp Birliği ise 1958 yılında hipnozun tıpta kullanılabilecek bir yöntem olduğunu kabul etmiştir. Türkiye’deki tıp camiasında hipnoz, hâlâ tam bir kabul görmemiş olup Sağlık Bakanlığı tarafından 2015’te Getat kapsamına alınmıştır.

Hipnozun tarihinden kısaca bahsettikten sonra ne olduğunu/ne olmadığını hangi hastalıklarda ve ne şekillerde kullanıldığını ele alacağız inşallah.

Hipnozun Kısa Tarihi

Hipnoz, insanlarda her dönem ilgi uyandıran ve her zaman gizemini koruyan bir alan olmuştur. Hipnozun bir iyileştirme yöntemi olarak ilk defa kullanılması Hititlere dayandırılmaktadır. Hititlerin, uyku tapınaklarında, iyileşmeyi hedefleyen hipnotik teknikler kullandıkları söylenir.

Hipnozun, günümüzde kullanılan tanımıyla o çağlarda kullanılan tanımı elbette aynı değildir. Zaten hipnoz, o dönemlerde ismini de henüz kazanmamıştı. O dönemde Hititler, Yunanlılar, Asurlular gibi medeniyetlerin birbirine benzeyen iyileştirme teknikleri bulunuyordu. İyileştirme aracı olarak, olağanüstügüçleri olduğuna inanılan büyücüya da din adamları kontrolünde hipnoz yapılırdı. Hipnoz, uzun yıllar bu şekillerde kullanılmış ve değişik merhalelerden geçerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Günümüzdeki son hâlini tanımlamadan önce hipnozun geçtiği merhalelere de kısmen değinmek istiyorum.

Geleneksel hipnoz yönteminin bilinen kökeni 18. yüzyılın sonlarına dayanır. Dr. Anton Mesmer, 1778’de Viyana’dan, halk arasında bir devrim yaratacak yeni bir tedavi yöntemiyle dönmüştü. Dr. Mesmer, hipnozu “mesmerizm” adını verdiği hayvansal manyetizmayla ilişkilendirmişti. Kişiler arasında görünmez manyetik bir sıvıdan bahsetmiş ve bu manyetik sıvının dengesinin bozulmasına bağlı olarak hastalıkların oluştuğunu öne sürmüştü. Bu ve bazı sebeplerle de meslektaşları tarafından dışlanmış, özellikle bazı uygulamalarından dolayı şarlatanlıkla suçlanmış, hatta birkaç ülkeyi dahi terk etmek durumunda kalmıştır.

Mesmer’e kadar (1700’lerin sonlarına kadar) hipnozla ilgili hiçbir yazılı kaynağa rastlanmaz. Bu tarihten önceki tüm çıkarımlar tamamen varsayımlara dayanır.

Mesmer’den sonra da tıp camiasında hipnoza bakış, manyetizm ve Mesmer’in ekolüne yakın bir çizgide devam etmiştir; ancak itibarı yitirilmiş ve tıp camiası tarafından kabul edilmez bir şekilde…

Mesmer’in bu kadar sert tepki görmesi aslında gayet tabii bir durumdur; çünkü manyetizmden bahseden Mesmer, başlarda mıknatısla manyetik alanı düzeltiyordu. Daha sonra ise elleriyle. Halktan ilgi gördükçe tedavilerini toplu yapmaya başladı. Tabi bu toplu çalışmalar da daha çok tepki ve dikkat çekti ve Mesmer bazı taleplerden sonra çok ilginçdenemeler yaptı. Bir süre sonra da bahçesindeki ağacı “Mesmerize” ettiğini söyleyerek, yani kendisindeki güçleri o ağaca aktardığını ve hastaların sadece ağaca dokunarak şifa bulacağını iddia etti.[1]

Zamanla hastaların da iyileştiklerini iddia etmeleri üzerine bu durum, dönemin Fransa kralının kulağına gider ve Mesmer’in olayını soruşturmak için bir heyet kurulur. Heyetin sonuç olarak yazdıkları raporda; Mesmer’in hayale dayanan ve hiçbir gerçekliği olmayan güçleri kullanma yöntemiyle insanları dolandırdığı ve kandırdığı iddia edilir. Hastaların iyileşmelerine bir açıklama yapamayan heyet, aslında Mesmer’in orada bulunmadığı hâlde iyileşenlerin kendi inançları doğrultusunda iyileştiklerini kabul etmek zorunda kalır.

Bugünkü hipnoz tanımının dayandığı temel nokta budur, diyebiliriz. Aslında o heyet, bugün de kabul edilen hipnozun temel tanımını yapmıştır. Hipnoz uygulayıcısının kişiüstünde doğaüstü bir etkisi yoktur. Kişi, var olan inançlarının yönlendirilmesi sonrası verilen telkinler sonucunda iyileşir. Tedaviye ne kadar çok inanırsa iyileşmelerin de o derece olacağı gözlemlenmiştir. Hipnozda asıl olan; telkinlerle, var olan inançlara değinmesi ve sonrasında iyileşmenin olmasıdır.

Manyetik akım olmadan da hipnotik durumun oluşturulabileceğini, özellikle başta İngiltere olmak üzere hipnozun daha saygın hâle gelmesini ve Mesmerizm’den etkilenmeden, hipnozun ilk kez hipnoz olarak kullanılmasını sağlayan kişi ise hipnozun isim babası olan Dr. James Braid olmuştur.

İngiliz Dr. Braid, 1841 yılında uyduruk Yunan mitolojisinde -haşa- “Uyku Tanrısı” dedikleri sahte ilahlarından esinlenerek ilk defa hipnoz ismini kullanmıştır. Sebebi de Braid’in, hipnozu uyku benzeri bir durum olarak düşünmesidir.

Dr. Braid, insanların gözlerinin odaklanmasının bu yapay uyurgezerlik hâline girmeyi kolaylaştırdığını, yani hipnozun daha kolay oluşturulabileceğini de göstermiştir.

Birçok ameliyatında anestezik bir madde kullanmadan hipnozu kullanmış ve bundan tıp camiası da olumlu etkilenmiştir.

Mesmer döneminden sonra Dr. Braid, hipnoz uygulayıcısının kişiyi sadece telkin yoluyla etkilediğini ve bu nedenle de hipnoz tedavisinin; hipnozu gerçekleştiren kişinin gizli ve sihirli güçleriyle değil, hastanın telkine yatkınlığıyla ilişkili olduğunu ilk defa tez olarak sunmuştur. Tüm bunlar da Dr. Braid’in günümüz hipnozunun temellerini atan kişi olduğunu gösterir. Son dönemlerde ise Milton Erickson, hipnozu olağanüstüşekilde uygulamaya başlamıştır. Erickson’un yetenekleri çok daha fazla olup hastalar üzerindeçok büyük etkisi olmuştur. Erickson’un yöntemleri de tamamen telkin gücüne dayanmaktadır. Hastalarını istediği şekilde transa alabilmekte ve onları çok rahat bir şekilde kontrolünde tutabilmektedir. Hatta “El sıkarak hipnoz yapabiliyor.” iddiası, arkadaşlarının kendisiyle tokalaşmamasına bile sebep olmuştur. Bugünkü NLP (Neuro Linguistic Programming) Bilimi -her ne kadar hipnoz yöntemi olduğu kabul edilmese de- Erickson’un yaptığı çalışmalardan esinlenerek bu hâlini almıştır. Bununla birlikte bu metodolojinin, hipnozun kendisi olduğu kabul edilmelidir.

Hipnozun Tanımı

Bugüne kadar çeşitli teoriler ileri sürülse de hipnozun yapısını tam olarak açıklayan bir tanım yapılamamıştır.

Hipnozun açıklanma ve tanımlanma çabası Mesmer ile başlar ve günümüze dek bu süreçdevam edip durur. Hipnozu, bir tür uyku şekli ve yapay bir uyurgezerlik veya verilen telkinlerle dikkatin yoğunlaştırılması olarak açıklama çabaları devam etmektedir. Aslında hipnoz için aşağıda yazdığımız tüm tanımları kullanabiliriz:

  1. Bilinçaltıyla iletişim kurabilmenin ve bilinçaltına rahat ulaşabilmenin bir yoludur.
  2. Kişinin problemlerinin asıl nedenine ulaşılmasını sağlayan ve onların çözümüne de ulaşmayı hedefleyen bir yöntemdir.
  3. Telkinler yoluyla bilinçaltına ulaşıp değişim sağlamanın bir yöntemidir.
  4. Bir kişinin, başka bir kişinin hareketlerini kontrol edebileceği şekilde derin uykuya benzer bir duruma girmesini sağlamaktır.

Kişi, hipnozda uyku hâlini andırsa da aslen uykuda değildir; çünkü uykunun aksine kişinin bilinci tamamen açıktır. Kişi, yoğun bir konsantrasyon durumunda ve algıları açık hâldedir. Söylenenleri duyabilmekte ve istenildiğinde mantıklı konuşabilmektedir. Böylece hipnoz, ne uyku ne de uyanıklık hâlidir. En yalın şekliyle, kişinin verilen telkinleri alıyor durumda olmasıdır; bir telkinin bilinçaltına kabul edilmesi durumudur.

Hipnozun Tıpta Kullanıldığı Durumlar

  1. Çeşitli ameliyatlar (narkoz kullanmadan); apandisit, sezaryen, tiroit, safra kesesi, mide, barsak, yemek borusu, karaciğer vb.
  2. Diş hekimliği
  3. Bağımlılıkların tedavisi; alkol, sigara, uyuşturucu vb.
  4. Kilo problemleri; obezite, aşırı zayıf olma hastalığı vb.
  5. Cinsel sorunlar: Erkeklerde psikojen empotans (peniste sertleşme olmaması), erken boşalma, cinsel istek azlığı veya aşırı cinsel istek vb. Kadınlarda vajinismus (cinsel birleşmenin olamaması), ağrılı birleşme, cinsel istek azlığı vb.
  6. Tüm ağrılı durumlar; romatizmalı ağrılar, gerilim, migren, sinüzit, stres kaynaklı baş ağrıları, kansere bağlı ağrılar vb.
  7. Okuma, hafıza ve öğrenme kapasitelerinin artırılması ve öğrencilerde ders çalışmanın teşviki, yabancı dil eğitiminde ve çeşitli kurslarda başarının artırılması vb. alanlar
  8. Yanıkların tedavisi (ağrısız ve hızlı iyileşmeye yardımcı)
  9. Psikiyatrik bozuklukların tedavisi: Kekemelik, tik bozuklukları, tırnak yeme, gece ve gündüz alt ıslatma problemleri ve psikonevrotik bozukluklar; temizlik vb. takıntılar, agresiflik, depresyon, fobiler, panik bozukluk vb. çeşitli ruhsal bozuklukların tedavisi
  10. Uyku bozuklukları
  11. Uyum bozuklukları
  12. Nefes darlığı; bronşiyal astım, koah vb.
  13. Çocukların çeşitli ruhsal bozuklukları; gece işemeleri, eğitim sorunları, davranış bozuklukları vb. ve ders çalışmalarının teşviki
  14. Kanser tedavisi; gerek tümörün iyileşmesine katkıda bulunarak gerek de kansere bağlı ruhsal bozukluklar ve ağrıların kontrolü
  15. Çeşitli psikosomatik hastalıkların tedavisi; mide ve barsak ülserleri, nörojenik mesane, spazmodik tortikolis (boynun sık dönmesi-tutulması), tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, çeşitli kalp hastalıkları, inatçı kusma/bulantılar vb.
  16. Günlük stresler sebebiyle oluşan gerginliklerin bedensel ve zihinsel gevşemesi
  17. Ağrılı ve hastanın korktuğu çeşitli tıbbi tetkikler
  18. Organik bir sebebi olmayan kısırlık
  19. Bazı alerjik hastalıklar
  20. Yetenekleri artırma; spor, resim, şiir, tiyatro vb.
  21. Ağrısız, narkozsuz doğum yaptırma

Hipnozun kullanıldığı alanlar çok geniş bir yelpazeye sahip olsa da öyle her durumda tek başına kullanılabilecek bir tedavi yöntemi değildir. Genellikle tek başına kullanılabilecek bir tedavi yöntemi olmayıp yapılan tedavilere destekleyici olarak kullanılmasında fayda vardır, yani diğer tedavi yöntemleriyle kombine uygulanması daha isabetli olacaktır.

Bir sonraki yazımızda hipnozun çeşitlerinden, bilinç ve bilinçaltından ve hipnozun birtakım istenmeyen durumlarından söz edeceğiz inşallah.

Dualarımızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdetmektir.

 

 

[1]       .   Bu durum bize, günümüzde iple, bastonla günah çıkarma seansları yapan cenahı hatırlatıyor.

 

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver