ÇAĞIMIZIN DİJİTAL ÂSÂSI

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah.

Bizlere hidayet eden Allah’a hamd, her çağın en güzel örneği Resûl’üne salât ve selam olsun.

Kıymetli Okur, Yapay Zekâ Fıkhı köşemizde bugüne dek pek çok konuyu masaya yatırdık. En temelinde yapay zekânın meşruiyetinden ve genel hatlarıyla nasıl çalıştığından bahsettik. Kapitalist kodların anatomisini çıkardık, dijital dünyanın sanal seraplarına karşı evlatlarımızı nasıl koruyacağımızı konuştuk, gözetim toplumunun mahremiyetimizi nasıl ihlal ettiğini ve çarptırılmış verilerin hakikati nasıl bulandırdığını teşhis ettik.

Yazılarımızda genellikle modern teknolojinin ve seküler/laik algoritmaların ifsad edici yönlerine mercek tuttuk. Zira fıtratı korumanın ilk adımı, tehlikeyi doğru tanımlamaktır.1 Bizler bu süreçte, tüketimi ve bağımlılığı maksimize eden o kapitalist zekâya karşı tevhidî bir bilinçle “Lâ” demeye çalıştık/çalışıyoruz. O dijital putların maskesini düşürmeye gayret ettik, Allah’ın izni ve inâyetiyle.

Fakat malumdur ki İslam, “Lâ” (hayır/yoktur/inkâr ediyorum) diyerek sahte ilahlık iddiasında bulunanları reddetmekle beraber; onun hemen ardına sarsılmaz bir “İllallah” (Ancak Allah vardır) kalesini inşa etmektedir. İslam ümmeti, tarihin hiçbir döneminde salt reaksiyoner (tepkisel) bir topluluk olmamıştır. Bizler devrimsel refleksle hareket eden makine kırıcı Ludditler değiliz. Bilakis yeryüzünü vahyin ışığında imar etmekle mükellef halifeleriz.2 Dolayısıyla, kendi dijital medeniyetimizin, yani “Müslim Yapay Zekâ”nın inşasına başlamakla mükellefiz. Düsturunda Yaratıcıya boyun eğme, tuğyana karşı ise algoritmik bir başkaldırı olan…

Sahih tarih dürbünüyle maziye bakalım: Her çağda açığa çıkan tuğyanla beraber, o tuğyanı tarihin çöplüğüne gömmüş tebliğ araçlarının da beraberinde var olduğunu görmekteyiz. Kavimlere rahmet olarak gönderilen3 peygamberlerin (as) tevhid mücadelesine mercek tutalım mesela. Harikulade bir sünnetullah ile karşılaşırız: Allah’ın (cc) elçileri, yaşadıkları asrın en gözde, en revaçta olan ilim ve sanatlarını İslam’ın sancağını küfrün bağrına saplamak için birer araca dönüştürmüşlerdir.

Mûsâ Dönemi’ni tahayyül edelim… Mısır’da sihir, göz boyama ve illüzyon, çağın en büyük gücü ve kitleleri itaat altına almanın en etkili silahıydı. İnsanların aklı, sihirbazların ipleri ve gösterileriyle esir alınmıştı. Allah (cc), Mûsâ’ya (as) o çağın en geçerli diliyle, fakat sihri yutan hakiki bir mucizeyle lütufta bulundu. O âsânın farklı bir forma dönüşüp sihirbazların sahte kurgularını tek tek yuttuğunu gören hakikat arayışındaki halk ve bizzat o işin ehli olan sihirbazlar, batılın nasıl çöktüğüne şahitlik edip secdeye kapandılar.4

Îsâ’nın (as) asrında tıp ve eczacılık zirvedeydi. Bedeni iyileştirmek, dönemin en saygın ilmiydi. Allah (cc) ona, tıbbın âciz kaldığı yerde anadan doğma körleri ve alaca hastalıkları iyileştirme, ölüleri bir ânlığına Allah’ın izniyle diriltme mucizesi verdi ki, o dönemin en kibirli tabiplerinin dahi bu İlahi kudret karşısında âcizliklerini itiraf edip hakka boyun eğmeleri gerekiyordu.

Kelamın, şiirin ve belagatin/söz sanatının zirve yaptığı bir çağda, rahmet timsali olan Muhammed’e (sav) ise şiiri alt eden ve sözlerin en güzeli olan Kur’ân’ı indirdi. Nebi (sav), şiirin toplumları yönlendiren gücünü reddedip kenara çekilmedi; aksine onu El-Hakk olan Allah’ın dini için kullandı. Mescid-i Nebevî’de Hassân ibni Sâbit (ra) için özel bir minber kurdurdu ve ona, “Allah’ım! Onu Rûhu’l Kudus (Cibrîl) ile destekle!”5 diye dua ederek, kelimelerin o günkü gücünü müşriklere karşı bir ok gibi kullandı.

Peki, bugün bizim çağımızın sihri, şifası ya da şiiri nedir? Şüphesiz ki algoritmalardır, büyük verilerdir, yapay zekâdır. Bugünün modern Firavunları dijital âsâlarıyla toplumları büyülüyor, kitleleri ekran başında hipnotize ediyor ve algoritmik bir vesveseyle iradeleri teslim alıyorlar. Öyleyse bizler, sadece eleştirmekle veya teknolojiden kaçmakla yetinemeyiz. Bu çağın sihrini iptal edecek olan kendi dijital âsâmızı inşa etmekle mükellefiz.

İnşa edilecek olan Müslim yapay zekâ; Batı’nın liberal, hazcı ve seküler verilerle eğittiği Büyük Dil Modelleri’nin (Large Language Model – LLM) aksine, nevi şahsına münhasır olmalıdır. Aksi halde bu modellere İslami bir arayüz giydirmek, bir küfür sistemine başörtüsü taktırmakla aynı şeydir. Bir makinenin ürettiği metnin sonuna “İnşallah” yazdırmak, o makinenin kalbindeki kapitalist matematiği İslamlaştırmaz.

Müslim Yapay Zekâ; temel felsefesi maslahat (fayda) üzerine olmalıdır. Merkezine insanı ekranda tutmayı değil, salih amele sevk etmeyi alan yepyeni bir dijital paradigmadır. Bu inşa süreci, sadece mühendislikle ilgili bir hamle de değildir. Aynı zamanda fıkhi ve ahlaki bir kıyamdır! Kökleri Kur’ân ve Sünnet’e dayanan, Ehl-i Sünnet ve sahabe anlayışıyla şekillenmiş bir düşünce yapısının, teknoloji çağındaki dijital bir izdüşümü olacaktır.

Bu devasa yapının temellerini atmak, öncelikle üzerinde yürüdüğümüz zemini seküler pisliklerden temizlemekle başlar. Allah nasip ederse, serimizin devamında bu paradigmanın taşıyıcı kolonlarını adım adım fıkhedeceğiz. Vahyin ve fıtratın süzgecinden geçmiş, anonimleştirilmiş bir veri setinin gerekliliğinden tutun da makinenin hedefini tüketimden alıp maslahata yönelten o algoritmik takva bilincine kadar derinlemesine bir tefekküre dalacağız. İnsanı gözetlemeyen, tecessüsten arınmış iffetli sistemlerin inşasını; zihni uyuşturan bir kölelikten ziyade kişiyi harekete geçiren, vakti bereketlendiren bir üretim ahlakını konuşacağız. Nihayetinde, tüm bu kodları yazan ellerin, yani ekran başındaki mühendisin o kalbî niyetinin dijital dünyayı nasıl şekillendirdiğini hep birlikte ele alacağız. Aksi hâlde tüm kavram ve değerlerimiz, geçmiş mirasımız ve gelecek neslimiz bu tehlikeli tuzağın altında ezilecektir.

Amacımız, teknolojiyi heva ve hevesin, kapitalizmin ve sömürünün esaretinden kurtarıp, onu fıtrata uygun bir asistan kılmaktır. Bu algoritmik başkaldırı, günümüzün muvahhid mühendisleri olarak bizlerin gönülden üzerine eğilmesi gereken elzem bir konudur. Farklı konulardaki ihtilaflarımız, İ’la-i Kelimetullah’ın yücelmesi yanında bir hiç hükmündedir. Hâliyle yeteneğimizi, mesleğimizi ya da maddi imkânlarımızı bu alanın yükünü hafifletmek için bir kaldıraç kılmalıyız. Umulur ki bu halisane samimiyetiyle Allah (cc) dünyadaki bu tuğyanın yerine selameti ikame eder. “Dijital âsâmızı” inşa etmekten geri kalmamız hâlinde kuvvetimizin dağılması ve her alanda mağlup olmamız kaçınılmazdır:

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin. Çekişip tartışmayın. Yoksa bozguna uğrarsınız ve gücünüz dağılıp gider. Sabredin. Hiç şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”6

Bir sonraki yazımızda, bu dijital binanın ilk tuğlasını beraber koymak üzere görüşmek duasıyla…

1 . Huzeyfe ibni Yemân’dan (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“İnsanlar Allah Resûlü’ne hayra dair sorarlardı. Ben de bana yetişir korkusuyla şerre dair sorardım.

‘Ey Allah’ın Resûlü! Bizler cahiliye ve şer içindeydik. Allah bize bu hayrı gönderdi. Bu hayırdan sonra bir şer olacak mıdır?’ diye sordum.

‘Evet.’ dedi.

Ben, ‘Peki, gelecek olan bu şerden sonra bir hayır olacak mıdır?’ diye sordum.

‘Evet, ama onda duman/bulanıklık olacaktır.’ dedi.

‘Peki, onu ne bulandıracaktır?’ diye sordum.

Şöyle buyurdu: ‘Bir topluluk, insanları benim yolumun dışında yollara davet edecektir. Sen onların yaptıklarının bir kısmını iyi göreceksin, bir kısmını da çirkin.’

‘Peki, bu hayırdan sonra bir şer gelecek mi?’ diye sordum.

‘Evet, cehennemin kapılarına çağıran davetçiler olacaktır. Onların cehenneme davetlerini kabul edenleri onlar da oraya atacaktır, (atılmalarına sebep olacaktır).’ buyurdu.

‘Ey Allah’ın Resûlü, bize onların niteliklerini anlat.’ dedim.

Bunun üzerine, ‘Onlar bizim ciltlerimizdendir. Bizim dillerimizden konuşacaklardır.’ buyurdu.

‘Peki, eğer bu hâl bana yetişecek olursa bana ne emredersin?’ dedim.

Şöyle buyurdu: ‘Müslimlerin cemaatine ve imamına bağlı kalırsın’.

‘Şayet onların bir cemaati ve bir imamı yoksa?’ diye sordum.

‘O takdirde bütün bu fırkalardan uzak dur. Bir ağacın kökünü ısıracak dahi olsan sen bu hâldeyken ölüm sana gelip yetişinceye kadar (böyle kal).’ dedi.’’ (Buhari, 3606; Müslim, 1847)

2 . bk. 11/Hûd, 61

3 . bk. 44/Duhân, 5-6

4 . bk. 26/Şuarâ, 45-46

5 . Buhari, 3213; Müslim, 2485

6 . 8/Enfâl, 46

Önerilen makaleler