Asil Duruş: Boş İşlerden Yüz Çevirmek

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ

“Onlar, boş şeylerden yüz çevirir, ilgi duymazlar.”[1]

Allah’ın (cc) adıyla,

Allah’a (cc) hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

İslam’ın Müslimlere emrettiği tüm emirlere ve sakındırdığı tüm yasaklara baktığımızda onları kendisine ulaştırmayı hedeflediği bir “karakter” olduğunu görürüz. Ve mümin, bu karakteriyle cahiliye toplumlarının arasından sıyrılacak, farkını fark ettiricek bir forma ulaşacaktır.

“Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürümesi için kendisine bir nur/ışık kıldığımız kimsenin durumu, karanlıklar içinde olup oradan çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kâfirlere yaptıkları ameller böyle süslü gösterildi.”[2]

Daha önce de değindiğimiz gibi İslam, insana kurallar dikte eden bir ideoloji değildir. İslam, kâmil ve şâmil olan tek dindir. İnsan hayatının her alanına nüfuz ederek onu tamamlar, selamete ve huzura ulaştırır. Önceki yazılarımızda konu edindiğimiz ayetlerde sakındırılan zanda bulunmak, insanlarla alay etmek, yapamayacağı şeyler söylemek ve gereksiz sorular sormak… Bunların hepsi kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeylerden yüz çevirmemesinden dolayı ortaya çıkan afetlerdir. Kişi bu ahlakı bir karakter hâline getirdikten sonra bir bakıma İslam’ın sakındırdığı pek çok kötülükten de kendisini korumuş olacaktır.

Ayete konu olan lağv kelimesinin kök itibarıyla iki anlamı vardır. İlki; kâle alınmayan, önemsiz şeydir. İkincisi ise bir şeye tutkuyla bağlılık, sürekli onu yapma/onunla olma isteğidir.[3]

Yani kurtuluşa eren müminlerin kendisinden yüz çevirdiği lağvın iki özelliği vardır: Kendisine bir faydası olmadığı hâlde insanın tutkuyla bağlı olduğu, fayda görmediği hâlde ısrarla yapmayı sürdürdüğü her şey lağvdır.

Lağv kelimesi hakkında müfessirlerden lugavi anlamının vakadaki farklı yansımaları olan bazı açıklamalar nakledilmiştir:

İbni Abbâs (ra) lağv için “batıl, boş şeyler” açıklamasında bulunmuştur.

Hasan El-Basrî (rh) ise “masiyetler” olarak açıklamıştır.

Mucâhid (rh), Suddî (rh) ve Mukâtil (rh) lağvı “mümine eza veren, rahatsız edici şeyler” olarak tanımlamıştır.

Taberî (rh) der ki:

“Lağv hakkında söylenen bu sözler ile alakalı benim katımdaki isabetli görüş şöyle denmesidir: ‘Şüphesiz Allah, lağv gördüklerinde, değerli/onurlu insanların tavrını sergileyerek yüz çevirip gittiklerinden dolayı övdüğü bu müminlerden bizlere haber vermiştir. Lağv, Arap dilinde aslı ve gerçeği olmayan her türlü batıl söz ve fiil demektir. Veya çirkin görülen, bir insanın başka bir insana asılsız ve sebepsiz yere sövmesi de lağvdandır. Bir kişinin cinsel içerikli konulardan açıkça ve gereksiz yere, bir yerlerde bahsetmesi de lağvdandır. Aslı olmayan, batıl şeylerden olan müşriklerin ilahlarını yüceltmesi, ilahlarının çevresinde onları tazim etmeleri lağvdandır. Yine müzik dinlemek din ehli kimseler nezdinde çirkin bir davranış olduğundan bu da lağvdandır. Bu saydıklarımızın hepsi lağv manasının kapsamında değerlendirilir. Bu rivayetler ve görüşlerin sadece bunlarla kayıtlı olduğuna delalet eden bir nass olmadığında, bunlardan sadece birine lağv deyip bu anlamı daraltmak, bazı manaları dışarıda bırakıp sadece bazısına bu ismi hamletmenin bir manası yoktur.”[4]

Lağv/Boş/Yararsız işlerden yüz çevirmek; Allah’ın (cc) “Rahmân’ın kulları” ismiyle vasfederek kendisine (cc) nispet ettiği, yani bir nevi “has” kullarının öne çıkan özelliklerinden biridir:

“Onlar, yalana şahitlik etmezler. Boş/yararsız/batıl bir şey gördüklerinde, değerli/onurlu insanların tavrını sergileyerek yüz çevirip giderler.”[5]

Kurtulan müminlerin/Rahmân’ın kullarının boş işlerden yüz çevirmesiyle ilgili genel olarak şunu söyleyebiliriz: Lağv, insanda alışkanlık/tutku oluşturan faydasız şeylerdir. Bu anlamda insanı peşinden sürükleyen, yapmaya dair istek uyandıran, bununla birlikte insana faydası olmayan her şey lağvdır. Lağvın tespit edilmesi için ise bilgi ve bilince ihtiyaç vardır. Kişinin hayatında olan her şeye, “Bunun bana faydası nedir?” sorusunu sorması, özellikle de “tutkuyla bağlı olduğu şeyleri” sorgulaması gerekmektedir.

Ayetin hatırlattığı bir diğer nokta, lağva karşı tepkinin niteliğidir. Öncelikle bu tepki kerim, değerli, onurlu ve asil bir tepki olmalıdır. İnsanın iman ve tevhid nimetinin farkında olarak boş şeyleri kendisine yakıştırmamasından kaynaklı bir yüz çevirme olmalıdır. Aslında bu, müminin kendisine olan saygısını ifade eder. İslam’ın kendisine kazandırdığı güzelliği boş işlerle lekelememesi gerekir:

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeylerden yüz çevirmesi İslam’ının güzelliğindendir.”[6]

Lağva karşı Yüce Allah’ın istediği hassasiyetin ardında vakit bilinci vardır. Mümin, vaktin hayat imtihanının sermayesi olduğunun bilincindedir. Namazdan, oruçtan, zekâttan… hesaba çekildiği gibi vakti nasıl harcadığından da hesaba çekilecektir. Vakit, boş şeylere harcanmayacak kadar değerlidir. Kişi vaktin değerini idrak ettiğinde, boş şeylere karşı tabii bir nefret duyacaktır. Çoğu insanın boş şeylere olan ilgi ve tutkusu, vakit hassasiyetinin olmaması, buna bağlı olarak da iyi programlanmamış vaktin boş şeylerle dolmasındandır.

Günümüzde lağvın en somut örneği sosyal medyadır. Hem lugavi hem de ıstılahi olarak lağvın tüm özelliklerini kendisinde bulundurur. Sosyal medya kullanan herkes, orada maruz kaldığı içeriğin %99’unun boş/faydasız olduğunu, orada harcadığı vakti daha faydalı şeylerle geçirebileceğini bildiği hâlde bağımlı bir şekilde sosyal medyayı kullanır. Sosyal medya uygulamalarını ve hesaplarını bir daha açmamak kaydıyla sildikten kısa bir süre sonra tekrardan aynı mecralara döndüğümüzü/dönenleri görmüşüzdür. Bunun sebebi, vaktimizi değerlendirememe ve hesap verme bilincine sahip olamamaktır. Boş işlerden yüz çevirmek zordur, evet; ancak bu konuda asıl etken hayatımızdan çıkardığımız boş şeylerin yerini faydalı ve “gerçekçi hedeflerle” dolduramıyor oluşumuzdur. Boş işlerle harcadığımız vakti faydalı işlerle doldurmadığımız sürece nefsin meyli ve şeytanın da yönlendirmesiyle boş işleri bırakmak maalesef mümkün olmayacaktır.

Boş işlerden yüz çeviren müminleri kurtuluşa erdiren etken de tam olarak budur. Yani müminler vakitlerini zikirle, namazla, tefekkür, tedebbür, Allah’ın (cc) Kitabı’nı tilavet, emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münker yapmakla geçirirler. Kaldı ki mümin bir kul dininin emrettiği sorumlulukları yerine getirip Resûlullah’ın (sav) öğrettiği kulluğu (sünneti) yaşadığında boş işleri hoş görecek bir kalbi olmayacağı gibi boş işlere ayıracağı bir vakti de kalmayacaktır.

Selam ve dua ile…


[1]. 23/Mu’minûn, 3

[2]. 6/En’âm, 122

[3]. bk. Mu’cemu Mekâyîsi’l Luğa, 5/255, l-ğ-v maddesi

[4]. Tefsîru’t Taberî, 19/315-316, Furkân Suresi, 72. ayetin tefsiri

[5]. 25/Furkân, 72

[6]. Tirmizi, 2317; İbni Mace, 3976; Sahîhu’l Câmi’, 5911

Önerilen makaleler

İlk Yorumu Sen Yap

Cevap Ver