Allah Resûlü’nün Kur’ân’ı Tefsir/Beyan Yönleri

Allah’a hamd, Resûl’üne, âline, ashabına ve ihsan üzere onlara tabi olanlara salât ve selam olsun…
[1]

Sünnetin İslam’daki yerine dair “Sünnet, Kur’ân’ı açıklar.” konusuyla devam ediyoruz. Bu ayki sayımızda Sünnetin, Kur’ân’ı hangi yönlerle tefsir ettiğini ve Kur’ân ile Sünnet arasındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu göreceğiz.

Sünnetin, Kur’ân’ı tefsir/beyan yönleri olarak şunları zikredebiliriz:

Mücmelin Beyan Edilmesi[2]

Mücmel, ancak sözü söyleyenin bir ilave ve açıklamasıyla anlaşılabilecek derecede kapalı olan lafızdır. Yani manası akılla değil, ancak sözün sahibinden gelen bir nakille anlaşılır. Allah’ın Kelamını en iyi bilen ve onu beyan etme vazifesine sahip olan Allah Resûlü (sav), ayetlerden mücmel olanları Sünnetiyle açıklamıştır.

Örneğin, Allah Resûlü (sav) “Namazı ikame edin.” manasındaki mücmel ayetleri,[3] “Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz öylece namaz kılın.”[4] şeklinde ifade ederek Sünnetiyle beyan etmiştir/açıklamıştır.

Yine, haccın farziyetiyle ilgili ayetler[5] için, “Hac ibadetinde uymanız gereken kurallarınızı benden alınız. Bilemiyorum, belki bu haccımdan sonra bir daha haccedemem.”[6] buyurmuş, Sünnetiyle bu ibadetin nasıl yapılacağını beyan etmiştir.

“İmrân ibni El-Husayn’ın yanında ilim müzakere ederken bir adam, ‘Kur’ân’da olandan başka şey konuşmayın.’ dedi. Bunun üzerine İmrân ibni El-Husayn şöyle dedi: ‘Sen ahmaksın. Sen öğle namazının Kur’ân’da dört rekât, ikindi namazının dört rekât olduğunu ve bunlarda sesli okumayacağını, akşam namazının üç rekât olduğunu bunun iki rekâtında açıktan okuyacağını, üçüncü rekâtta sesli olarak okumayacağını, yatsı namazının dört rekât olduğunu, bunun iki rekâtında sesli olarak okuyacağını, diğer iki rekâtında sessiz olarak okuyacağını, sabah namazının iki rekât olduğunu ve bu rekâtlarda sesli olarak okuyacağını gördün mü?’ ”[7]

Umumi Lafzın Tahsis Edilmesi[8]

Tek bir mana için konulan, bütün fertlerini kapsayan ve kapsadığı fertleri sınırlı olmayan kelimelerdir. Örneğin, “her”, “bütün”, “kim” kelimeleri umumu ifade eden kelimelerdir. Tahsis ise umumi lafzın içine aldığı bazı fertleri onun hükmünden çıkarmak demektir.

Sünnet, Kur’ân’daki bazı umumi ifadeleri tahsis etmiştir. Yani, normalde umumi ifadenin hükmüne dâhil olan bir şey, Sünnetten bir delille ayetin hükmünden çıkmıştır.

Örneğin, “…Hayız döneminde kadınlardan uzak durun. (Hayız bitip) temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın…”[9] ayetini Sünnetten bağımsız olarak anlamaya kalktığımızda hayızlı kadınları tamamen terk etmek ve onlara yaklaşmamak emrediliyor gibi anlaşılır. Ancak Allah Resûlü (sav) umumi olan bu emri, “Cinsî birleşme dışında her şeyi yapabilirsiniz.”[10] sözüyle tahsis etmiş, bu uzaklaşmanın sınırlarını beyan etmiştir.

Yine “Allah, evlatlarınız hakkında erkeklere, kız çocuklarının payının iki mislini vermenizi tavsiye eder…”[11] ayeti, tüm çocukları hükme dâhil eden umumi bir ifadedir. Ancak Sünnet, miras almak için varisi öldürene[12] ve kâfire[13] mirastan pay olmayacağını belirtmiş, geniş olan bu hükmü daraltmış, tahsis etmiştir.

Mutlak İfadenin Takyid Edilmesi[14]

Mutlak, delaleti/işaret ettiği manası sıfat, şart, zaman, mekân gibi kayıtlarla kayıtlanmamış lafızdır. Örneğin, “adam, kitap” ibareleri bir sınır/kayıt zikredilmeyen mutlak lafızlardır. Takyid ise, kayıtlamak, sınırlamak anlamındadır. “Kırmızı kitap, yaşlı adam” denildiğinde kitap ve adam kelimelerinin kapsamı kayıtlanmış/sınırlandırılmış oldu.

Kur’ân’da yer alan bazı mutlak ifadeler, Sünnetle kayıtlanmıştır. Böylece mutlak ifadenin genişliğinde bir daralma olmuş, ayeti doğru anlamak ve kulların maslahatı açısından büyük faideler ortaya çıkmıştır. Bir örnek verelim:

Allah (cc), mirasta paylaşım hükümlerini belirttikten sonra şöyle buyurmuştur:

“…(Tüm bunlar ölenin) vasiyeti yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonradır…”[15]

Peki, vefat eden kişi, malının tümünü vasiyet etmişse ne olacak? Çünkü ayetteki [وَصِيَّةٍ] “vasiyet” mutlak bir ifadedir, miktarında bir sınır yoktur. Böyle durumda mirasçıların hak talebi olur mu? İşte Sünnet, ayetteki mutlak ifadeyi üçte bir (1/3) olarak sınırlandırmış/kayıtlamıştır. Allah Resûlü (sav) malının üçte ikisini (2/3) vasiyet etmeyi soran Sa’d ibni Ebu Vakkas’a bunun yanlış olduğunu söyler. Sa’d (ra) sonra, yarısını vasiyet etmenin hükmünü sorar. Allah Resûlü yarısını da vasiyet etmenin doğru olmadığını belirtir ve şöyle der: “Üçte birini, aslında üçte bir de çoktur. Senin mirasçını zengin/kimseye ihtiyacı olmayacak şekilde bırakıp göçmen, insanların yardımıyla geçinen muhtaç olarak bırakmandan daha hayırlıdır.”[16]

Müşkil Ayetlerin İzah Edilmesi[17]

Müşkil, ilk bakışta kapalı duran, anlaşılmasında zorluk yaşanılan, başka şeylerle çelişkili gibi görünen demektir. Allah Resûlü (sav) Kur’ân’da bu şekilde olan bazı ayetleri kapalılığa yer kalmayacak şekilde açıklamıştır:

Muğire ibni Şube’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Necran’a vardığımda bana soru sordular ve ‘Siz Kur’ân’da (İsa’nın (as) annesi Meryem hakkında), ‘Ey Harun’un kardeşi.’[18] şeklinde okumaktasınız. Hâlbuki Harun da Musa da (as) İsa’dan şu kadar şu kadar yıl önce yaşamışlardır.’ dediler.

Ben de Resûlullah’a geldiğimde kendisine bunu sordum.

O da, ‘Onlar, kendilerinden önce yaşamış olan peygamberlerinin ve salih kimselerinin adlarını çocuklarına verirlerdi.’ buyurdu.”[19]

Ğarib Kelimelerin Açıklanması[20]

Kur’ân’da yaygınlık kazanmamış ve bundan dolayı manası herkesçe bilinmeyen bazı kelimeler vardır. Bu kelimelere ğarib denir. Allah Resûlü’nden (sav) bu kelimelerin izahına dair rivayetler gelmiştir.

Örneğin, Allah Resûlü (sav), “Şayet (kadınlar arasında) adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, bir eşle veya cariyelerinizle yetinin. Haksızlık yapmamanız için en uygun olan budur.”[21] ayetindeki

[أَلَّا تَعُولُوا] kısmını [أَنْ لَا تَجُورُوا] “Adaletsizlik, insafsızlık yapmamanız”[22] diyerek açıklamıştır.

Müphem İfadenin Tefsir Edilmesi[23]

Kur’ân’da yer alan insan, melek, cin, topluluk veya bir kabilenin kimliğinin yahut sıfatlarının açık bir şekilde yer almamasına müphem denir. Ayetlerde müphem/kapalı bırakılan noktalar ancak nakille/Kur’ân ve Sünnetle bilinebilir. Allah Resûlü (sav) bazı müphem ifadeleri açıklamıştır. Genel olarak müphemin açıklanmasının üzerine bir amel/hüküm terettüp etmez. Bundan dolayı sahabe neslinin müpheme dair soru sordukları pek olmamıştır.

Örneğin, Allah Resûlü (sav), “Zalim olanlar, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler.”[24] ayeti hakkında, “Onlar dübürleri üzerinde sürünerek girdiler, kendilerinden istenilen sözü de ‘saçtaki bir tane’ diyerek değiştirdiler.”[25] diyerek müphem noktayı beyan etmiştir.

Yine, “En bedbaht olanları harekete geçtiğinde…”[26] ayeti hakkında, “Yani tıpkı Ebu Zem’a gibi kavminin içerisinde arkası olan, güçlü ve zorba bir adam, deveye saldırdı.”[27] diyerek Salih Kavmi’ne gönderilen deveyi kesen kişinin sıfatlarını zikretmiştir.

✽ ✽ ✽

Sonuç olarak; Sünnet, birçok yönden Kur’ân’ı açıklamıştır. Mücmelini beyan etmiş, umumunu tahsis etmiş, mutlakını takyid etmiş, müşkilini izah etmiş, ğarib kelimelerin açıklamasına yer vermiş ve müphemini tefsir etmiştir. Yani Kur’ân’ı tefsiri açısından Sünnet, âdeta bir hazine gibidir. Sünnetten bağımsız olarak Kur’ân’ı doğru anlamak mümkün değildir. Farklı açılardan farklı tefsirler yapanlar olabilir, olmuştur da… Ancak Sünnet, Kur’ân tefsirinde temel asıllardandır. Bir söz, Sünnet tefsiriyle çeliştiğinde elbette tercih edilecek olan Sünnettir.

Bir sonraki sayımızın sayfa aralarında buluşmak duasıyla…

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır…

 


[1]. Bu konu hakkında tafsilatlı bilgi için bk. Et-Tahrir Fi Usuli’t Tefsir, Musaid ibni Süleyman et-Tayyar, s. 61; Makalat Fi Ulumi’l Kur’ân ve Usuli’t Tefsir, Musaid ibni Süleyman et-Tayyar, s. 138; Kavaidu’t Tefsir Cem’an ve Diraseten, Halid ibni Osman es-Sebt, 1/130; Et-Tefsiru’n Nebevi, Halid ibni Abdulaziz el-Batili, s. 54; Tefsir Usulü, Musaid ibni Suleyman et-Tayyar, s. 46

[2]. bk. Fıkıh Usulü, Salih bin Abdullah el-Fevzan, s. 140

[3]. 2/Bakara, 43

[4]. Buhari, 631; Müslim, 674

[5]. 3/Âl-i İmran, 97; 22/Hac, 27

[6]. Müslim, 1297

[7]. Musannef-i Abdurrezzak, 20474. Benzer rivayetler için bk. Ebu Davud, 1561; Mu’cemu’l Kebir, 537; el-Fakih ve’l Mutefekkih, Hatib el-Bağdadi, 235

[8]. bk. Fıkıh Usulü, Salih bin Abdullah el-Fevzan, s. 109, 120

[9]. 2/Bakara, 222

[10]. Müslim, 302

[11]. 4/Nisâ, 11

[12]. Tirmizi, 2109; İbni Mace, 2645

[13]. Buhari, 4283; Müslim, 1614

[14]. bk. Fıkıh Usulü, Salih bin Abdullah el-Fevzan, s. 130

[15]. 4/Nisâ, 11

[16]. Buhari, 1295; Müslim, 1628

[17]. Tefsir Usulü, İsmail Cerrahoğlu, s. 207

[18]. 19/Meryem, 28

[19]. Müslim, 2135

[20]. Tefsir Usulü, İsmail Cerrahoğlu, s. 176

[21]. 4/Nisâ, 3

[22]. İbn Hibban, 4029

[23]. Tefsir Usulü, İsmail Cerrahoğlu, s. 215

[24]. 2/Bakara, 59

[25]. Buhari, 3403; Müslim, 3015

[26]. 91/Şems, 12

[27]. Buhari, 4942; Müslim, 2855

Önerilen makaleler