RESÛLULLAH’IN KÜÇÜK HİZMETKÂRI: ENES İBNİ MÂLİK

أنس بن مالك Ebû Hamza Enes ibni Mâlik ibni Nadr El-Ensârî (ö. 93/711-12)

Allah Resûlü’nün (sav) ashâbından bazı kimseler küçük yaşta ona iman etmiş ve sonra daima onunla beraber olmuşlardır. Allah Resûlü’ne (sav) o kadar yakın durmuşlardır ki bu yakınlıklarıyla büyük faziletlere erişmişlerdir. Allah Resûlü’nün hayatına yakından şahitlik etme, ona hizmet etme, onunla mücadele etme şerefine en müstesna yerden nail olmuşlardır.

İşte bu kimselerin başında gelir Enes ibni Mâlik (ra). Ailesi tarafından Allah Resûlü’nün (sav) hizmetine verilmiş ve yaşadığı müddetçe onun hizmetini yapmıştır. Resûlullah’ın (sav) tüm hayatını yakından gözlemlemiş ve uzun ömrü boyunca sonrakilere en güzel şekilde aktarmıştır. En son vefat eden sahabe olması hasebiyle sünneti yaşama ve yaşatmanın en güzel örneklerinden biri olmuştur. Uzun ömründen ötürü neredeyse tüm önemli dönem ve olaylara tanıklık etmiş, bu olaylar içerisinde en güzel şekilde örnek olmuştur.

Davaya Adanan Gençlik

Enes (ra) aile olarak Neccaroğullarına mensuptu. Hicretten on yıl önce doğmuştu. Babası Mâlik ibni Nadr, annesi Ummu Suleym binti Milhân’dır (r.anha). Babası Mâlik, annesi Ummu Suleym’in iman etmesine kızarak ticaret için Şam’a gitmiş ve orada vefat etmişti. Sonra Ummu Suleym sahabeden Ebû Talha’yla (ra) evlenmişti. Böylelikle Enes harika bir çevreye sahip olmuştu. Zaten annesi teslimiyetiyle, cesaretiyle, ilmiyle öne çıkan Ummu Suleym’di. Üvey babası, herkesin infakıyla ve cihadıyla tanıdığı şehit Ebû Talha’ydı. Teyzesi, Kıbrıs’ın fethinde şehit düşen Ummu Harâm binti Milhan’dı. Dayısı, Bi’ri Maûne’de “Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki ben kazandım.” diyerek şehit olan Harâm ibni Milhân’dı. Amcası, Uhud’un eteklerinde cennetin kokusunu aldığını söylerek şehadete koşan ve adını kendisinden aldığı Enes ibni Nadr’dı. Kardeşi, Fars fetihlerine katılıp ölüm bahçesinde kalkanlar üzerinden kalelere atlayıp saldırı yapan; şehadet için dua edip şehadete kavuşan Berâ ibni Mâlik’ti (r.anhum). İşte böyle şerefli bir çevrede yetişmişti Enes (ra).

Allah Resûlü (sav) Medine’ye hicret ettiğinde Enes (ra) küçüktü. Henüz on yaşındaydı. Sahabeden herkes Allah Resûlü’ne (sav) bir şeyler veriyordu. Enes’in annesi ve babası da Enes’i onun hizmetine vermek istediler. Enes, Allah Resûlü vefat edinceye kadar on yıl boyunca ona hizmet etti.

Enes’den (ra) rivayetle şöyle dedi:

“Allah Resûlü (sav) Medine’ye geldiğinde yanında bir hizmetçi yoktu. Ebû Talha elimden tuttu ve beni Allah Resûlü’ne (sav) götürdü.

‘Ey Allah’ın Resûlü! Enes zeki bir çocuktur, sana hizmet etsin.’ dedi.

Bunun üzerine ben seferdeyken de mukimken de ona hizmet ettim. Hiçbir zaman bana yaptığım bir şey için ‘Bunu neden böyle yaptın?’ demedi, yapmadığım bir şey için de ‘Bunu neden böyle yapmadın?’ demedi.”1

Enes ibni Mâlik’ten (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Nebi (sav) Medine’ye geldiğinde Ummu Suleym (ra) elimden tuttu ve beni Allah Resûlü’nün (sav) yanına getirdi.

Sonra şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Bu benim oğlumdur. Yazı yazabilen bir çocuktur.’

Enes (ra) dedi ki: Bunun üzerine ona dokuz yıl hizmet ettim. Yaptığım herhangi bir şey için bana asla ‘Kötü yaptın!’ veya ‘Ne kadar kötü yaptın!’ demedi.”2

Enes (ra) hem zeki hem de yazı yazabilen bir çocuktu. Bu özellikler önemliydi. Özellikle o günün dünyasında daha bir kıymetliydi. Ummu Suleym ve Ebû Talha (r.anhuma) oğullarının bu güzel özelliğini Allah (cc) yolunda kullanmasını istediler.

İnsanın kendisi için kıymetli olanları Allah’ın (cc) yoluna takdim etmesi takdire şayan bir tutumdur. O gün için herkes Allah Resûlü’ne (sav) yanlarındaki kıymetli eşyalardan bazılarını vermişlerdi. Ancak Ebû Talha ve Ummu Suleym ise belki de en kıymetli varlıkları olan oğullarını Allah’ın (cc) yoluna takdim etmişlerdi.

İşte bu yüce davranışı her çağdaki müminler sergilemeye çalışmalıdırlar. Hayatlarındaki en sevdiği şeylerden vazgeçip davalarına takdim etmelidirler. Tıpkı sahabede gördüğümüz gibi kimisi evini kimisi bahçesini kimisi bineklerini kimisi parasını kimisi de evlatlarını… Allah’ın (cc) kendisine verdiği en çok sevdiği nimetlerden yine onun yoluna tasadduk etmelidirler.

Bu durum özellikle bulunduğumuz çağda daha mühimdir. Çünkü küfrün sistemleşip tüm hayatı kuşattığı bir zamanda en çok ihtiyaç duyulan şey, küfrün izalesi için benliğini davasına adamış gençlerdir. İslam sancağının tekrar dalgalanabilmesi ancak yeteneklerini tam zamanlı olarak dini uğruna kullanan gençlerin çabasıyla mümkündür. Bu yüzden her anne baba bu konuda endişelenmeli ve gözlerinin nuru olan evlatlarını davalarına feda etmelidirler.

Tıpkı mübarek bir aile olan İmrân ailesi gibi…

“(Hatırlayın!) Hani İmrân’ın karısı demişti ki: ‘Rabbim! Şüphesiz ki ben, karnımdaki (çocuğu) hür olarak (ve senden başkasına kulluk yapmayacak şekilde) sana adadım. (Adağımı) benden kabul et. Şüphesiz ki sen, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semî’ ve (her şeyi bilen) El-Alîm’sin.’ Çocuğu doğurunca, Allah’ın, onun doğurduğunu en iyi bilmesine rağmen demişti ki: ‘Rabbim! Ben kız çocuk doğurdum. Erkek, kız çocuk gibi değildir. Şüphesiz ki onu, Meryem diye isimlendirdim. Onu ve zürriyetini taşlanmış/kovulmuş şeytandan sana sığındırırım.’ ”3

İmrân’ın eşi kısırdı. Çocuğunun olmasını çok arzuluyordu. Bir gün yavrusunu besleyen kuş görmüştü ve Rabbine dua etmişti. Rabbim bana da bir evlat nasip edersen onu mâbede adayacağım, demişti. Allah (cc) onun duasını kabul edip ona bir evlat nasip etmişti.

O günlerde sadece erkekler mabede veriliyordu. Ama İmrân’ın karısı kız doğurmuştu. Ne yapacağını bilemedi. Ancak sözünden de dönmedi yine onu Rabbine adadı. Rabbi onun evladını en güzel şekilde kabul etti. Onu ve zürriyetini şeytanın şerrinden muhafaza etti. Zekeriyyâ (as) gibi bir nebisini onun bakımına tayin etti. Onun soyundan Îsâ (as) gibi muttakilere imam olan ulu’l azm peygamberler var etti. Göz aydınlığı evlatlar kıldı.

Buradan şunu anlıyoruz: Allah (cc) evladını davasına adayanlara Meryem (as) gibi göz aydınlığı evlatlar verir. Îsâ (as) gibi göz aydınlığı evlatlar verir. Yeter ki anne ve baba çocuğunu bu dine takdim etsin. Tıpkı Ebû Talha ve Ummu Suleym’in yaptığı gibi. Onlar da gözlerinin nuru olan evlatlarını verdiler. Allah’ta (cc) onların evlatlarını Enes (ra) gibi kıymetli bir şahsiyet kıldı. O hâlde bizlerin de bugünün Müslimleri olarak evlatlarını Allah’a (cc) adaması gerekir. Belki de böylelikle onlar da Enes (ra) gibi hem aileleri hem de ümmetleri için göz aydınlığı olurlar. İslam davasını bizlerden sonra zirveye taşırlar.

Resûlullah’ın (sav) Duasında

Allah Resûlü (sav), Enes’in (ra) ailesine çok yakındı. Allah Resûlü onlara, onlar Allah Resûlü’ne sık sık gidip gelirdi. Dilediği gibi onların evine girip çıkardı. Onlarda uyurdu, onlarda yemek yerdi, onlarda namaz kılardı…

Enes ibni Mâlik’ten (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Büyükannem Muleyke, Allah Resûlü’nü (sav) kendisi için hazırladığı bir yemeğe davet etti. Allah Resûlü (sav) o yemekten yedi.

Sonra, ‘Kalkın, size namaz kıldırayım.’ buyurdu.

Ben de uzun süre kullanılmaktan kararmış olan hasırımıza yöneldim ve üzerine biraz su serptim. Ardından Allah Resûlü (sav) namaza durdu. Ben ve bir yetim çocuk onun arkasında saf tuttuk. Yaşlı kadın ise arkamızda durdu. Böylece Allah Resûlü (sav), bize iki rekât namaz kıldırdı; sonra da ayrılıp gitti.”4

Enes’in (ra) Allah Resûlü’ne (sav) bu yakınlığından dolayı eriştiği en büyük faziletlerden bir tanesi Allah Resûlü’nün (sav) duasına nail olmasıydı. Allah Resûlü (sav) ona annesinin isteği üzerine daha küçükken dua etmiş ve o da bu makbul duanın eserini hayatında açıkça görmüştü.

Ummu Suleym (ra) şöyle demiştir:

“ ‘Ey Allah Resûlü (sav)! Hizmetçin Enes için Allah’a dua et!’

Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle dua etti:

‘Allah’ım! Onun malını ve evladını çoğalt. Kendisine verdiğin şeylerde de ona bereket ver.’ ”5

Enes’ten (ra) şöyle rivayet edilmiştir:

“Allah Resûlü (sav) yanımıza geldi. O sırada evde yalnızca ben, annem ve teyzem Ummu Harâm vardı.

Allah Resûlü (sav), ‘Kalkın, size namaz kıldırayım.’ buyurdu.

Bu, farz bir namaz vakti dışında idi. Böylece bize namaz kıldırdı.

Bunun üzerine bir adam, Sâbit’e, ‘Allah Resûlü (sav), Enes’i yanında nereye durdurdu?’ diye sordu.

Sâbit, ‘Onu sağ tarafına durdurdu.’ dedi.

Sonra Allah Resûlü (sav), ev halkımız için dünya ve ahiret hayırlarından her türlü hayrı dileyerek dua etti.

Annem, ‘Ey Allah Resûlü (sav)! Şu küçük hizmetçin için de Allah’a dua et!’ dedi.

Enes (ra) şöyle devam etti:

‘Bunun üzerine benim için her türlü hayrı dileyerek dua etti. Bana yaptığı duanın sonunda şöyle buyurdu:

‘Allah’ım! Onun malını ve evladını çoğalt, bunları kendisi için bereketli kıl.’ ”6

Evet, Allah Resûlü’nün (sav) Enes (ra) için yaptığı bu dua kabul olmuştu. Bu yüzden malı sayılmayacak kadar çoktu. Çocuklarının ve torunlarının sayısı yüz kişiyi geçmişti. Mahsulü çok bereketliydi, tarlası ve ağaçları yılda iki defa ürün verirdi. Ömrü de aynı şekilde yüzü aşmış, uzun bir ömür sürmüştü.

“Enes (ra) der ki: ‘Allah’a yemin ederim ki malım gerçekten çoktur. Çocuklarım ve torunlarımın sayısı bugün yaklaşık yüz kişiye ulaşmıştır.’ ”7

Enes ibni Mâlik’in (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Annem beni Allah Resûlü’nün (sav) yanına götürdü ve:

‘Ey Allah Resûlü (sav)! Şu küçük hizmetçin için Allah’a dua et.’ dedi.

Bunun üzerine Allah Resûlü (sav) şöyle dua etti:

‘Allah’ım! Onun malını ve evladını çoğalt, ömrünü uzun kıl ve günahını bağışla.’

Enes (ra) der ki:

‘Ben kendi neslimden yüz iki kişi -yahut yüz kişiden iki eksik- defnettim. Bahçemdeki ağaçlarım yılda iki defa meyve verirdi. Ayrıca öyle uzun yaşadım ki artık hayattan usanır hâle geldim. Ben hâlâ duanın dördüncü kısmının, yani günahlarımın bağışlanmasını ümit ediyorum.’ ”8

Burada dikkat çeken husus yalnızca Enes’in (ra) mallarının, evlatlarının, mahsullerinin, ömrünün çokluğu değildir. Asıl dikkat çeken, annesi Ummu Suleym’in (r.anha) evladının dünya ve ahiret saadeti için duyduğu hassasiyettir. Onu küçük yaşlardan itibaren hayır kapılarına yönlendirmesidir. Günümüzde anne babalar çocuklarını çoğu zaman dünyevi kaygılarla eğitime yönlendirip, bir meslek edinerek çok kazanç sağlamaları yönünde bir yönlendirmede bulunurlar. Oysa Ummu Suleym’in (r.anha) tavrı bizlere, evlatlar için yapılacak en değerli yatırımın onları salihlerin meclisine katmak ve hayır ehlinin duasına mazhar kılmak olduğunu öğretmektedir.

Nitekim Allah Resûlü’nün (sav) Enes (ra) için yaptığı dua hayatında yalnızca mal ve evlat çokluğuna sahip olmasını sağlamamış, bilakis ilmine ve ömrüne bereket katarak ümmete ilim taşıyan büyük bir sahabi olmasını sağlamıştır. Çünkü Allah Resûlü (sav) her hayrı dileyerek ona dua etmiştir. Enes’in (ra) son kısımdaki arzusu da dikkat çekicidir: “Ben hâlâ duanın dördüncü kısmının, yani günahlarımın bağışlanmasını ümit ediyorum.” Demek ki her Müslim, kendisi ve nesli için bereketin yalnızca maddi imkânlarda değil Allah’ın rızasına götüren hayırlı bir hayat sürmekte olduğunu bilmeli; dualarını da gayretlerini de bu istikamette çoğaltmalıdır.

Devam edecek, inşallah…

1 . Buhari, 6728

2 . Ahmed, 12251

3 . 3/Âl-i İmrân, 35-36

4 . Buhari, 380; Müslim, 658

5 . Buhari, 6378; Müslim, 2480

6 . Müslim, 660; Buhari, 1982

7 . Müslim, 2481

8 . Et-Tabakâtu’l Kubrâ, İbnu Sa’d, Mektebetu’l Hâncî, 5/326

Önerilen makaleler