GÖĞE HER BAKIŞ BİR TEFEKKÜR OLSUN

Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

İnsanın gökyüzü ile arasında derin bir bağ vardır ve bu bağ, yalnızca meraktan veya estetik bir zevkten ibaret değildir; insanın, Rabbini tanıma yolunda attığı adımlardan biridir. Çünkü gökyüzü, bize Rabbimizi (cc) gösteren bir aynadır. Her bir yıldız, her bir yağmur damlası, her bir ışık kümesi, hatta göremediğimiz her zerresiyle insana; Allah’ın isimlerini, sıfatlarını, rahmetini ve kudretini yansıtır.

Hidayet, Allah’ın (cc) elindedir. O, kalbimize hidayet tohumunu atar; ancak bu tohumu filizlendirmek ve meyve vermesini sağlamak ise bizim çabamıza bağlıdır. Bu çabanın yollarından biri de başımızı kaldırıp semaya bakmaktır. Gökyüzüne bakmak, yalnızca bulutları, yıldızları, Ay’ı veya Güneş’i fiziksel olarak görmek demek değildir. Aynı zamanda varlığın ardındaki düzeni, ahengi ve İlahi ölçüyü idrak etmektir. O gök kubbeyi insanın göz bebeğine sığdırabilen kudreti görmek demektir. Çünkü bizler için gökyüzü sadece üzerimizde asılı bir tavan değil, Allah’ın azametinin ayakta duran en büyük şahididir. Gökyüzündeki ayetleri görüp farkına varmak ve tefekkür etmek gerekir.

Gökyüzü, İnsanı Allah’a Davet Eder

Kur’ân-ı Kerim’de Allah (cc) şöyle buyurur:

“Göklerde ve yerde (Allah’ın birliğine ve şanının yüceliğine delalet eden) nice ayet vardır.”1

Aslında gökyüzü, bir davet mektubudur; bizi Rabbimize (cc) davet eder. O mektubu okuyabilen kalpler, yıldızların, Güneş’in, yağmurun… davetine icabet eder. Her birinde birer ayet olduğunu, Rabbinin bir hikmetinin var olduğunu bilir. Bununla birlikte, gökyüzündeki ayetler, Allah’a derin bir hayranlık ve sevgi duygusu oluşturur. İnsan, gökyüzüne her baktığında, oradaki mucizeleri ve hikmetleri gördükçe Allah’ın yaratma sanatına hayran kalır. Yarattıklarına bakarak, O’nu (cc) daha yakından tanımaya başlar. Örneğin yıldızlar gökyüzünün süsü, gecenin karanlığında insana bir kandil ve yön bulmak için birer işarettir. Allah (cc) şöyle buyurur:

“Andolsun ki, dünya semasını yıldızlarla süsledik.”2 Allah’ın, gökyüzünü süslemesi plan dâhilinde oluyor. Ona bakıp imanınız artsın, daralan ve sıkılan gönülleriniz genişlesin ve aynı zamanda bir estetik olsun diye Allah (cc) bakanlar için göğü süslemiştir. Yıldızlar sadece süs de değildir; aynı zamanda birer rehberdir. İnsana karanlığın içinde yol gösterir. Denizlerde yolculuk edenler yönlerini yıldızlara göre bulurlar:

“O, karanın ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin (emrinize amade) kıldı.”3 Gecenin zifirî karanlığında yıldızlara bakan bir insan, Allah’ın (cc) kudretini ve rehberliğini hatırlar. Allah’ın “El-Hâdî” (yol gösteren) isminin tecellisini görür.

Güneş, gökyüzündeki en büyük kandildir. Kur’ân onu “sirâcen vehhâcâ”, yani ışık saçan bir kandil olarak tarif eder. Bu tarif Güneş’in hem ısı hem de ışık saçtığını ve kaynağının kendi içinden geldiğini gösterir. Güneş, yeryüzündeki hayatın işleyişi için gereklidir; ısısı olmasa hiçbir canlı yaşayamaz, ışığı olmasa hiçbir renk görünmez. Güneş’in hareketi ise son derece hassas bir dengeye sahiptir. Bir ân bile düzenini şaşırmaz. Eğer yörüngesinden azıcık sapsa, dünya ya donar ya da yanar. Bu hassas denge, “El-Mukaddir” (her şeyi takdir eden) olan Allah’ın takdirinin delilidir. Güneş’in her ân takdir edilen bu düzeni, insanın gökyüzüne bakarken Allah’ın büyüklüğüne dair bir içsel şuur geliştirmesine olanak tanır. İnsan, her sabah Güneş’in doğuşunu ve her akşam batışını birer nimet olarak kabul etmeli, her birinin arkasındaki kudreti idrak etmelidir. Allah’ın kudreti o kadar büyük ki hiçbir şeyin yönü şaşmaz.

Yağmur, gökyüzünün bir başka mucizesidir. Kur’ân onu “rahmet” olarak anar:

“Rahmetinin/Yağmurun öncesinde rüzgârları bir müjde olarak gönderen O’dur. Ve gökten tertemiz bir su indirdik.”4 Yağmur, yalnızca toprakla buluşan bir su damlası değildir; her damlası, Allah’ın rahmetinin bir tecellisidir. Rabbimiz (cc), suyun buharlaşıp göğe yükselmesini, sonra bulutlarda toplanıp damla damla yeryüzüne inmesini mükemmel bir düzen içinde yaratmıştır. Bu düzen, her şeyi hikmetle yapan “El-Hakîm” olan Allah’ın hikmetini gösterir. Yağmur, ölü toprağa hayat verir; tohumları canlandırır, susuz kalmış hayvanlara ve bitkilere can olur. Yağmurun inişinde bir ölçü vardır; fazla inse taşkınlık, az inse kuraklık olur. Bu da bize Allah’ın “El-Muksît”, yani her şeyi ölçüyle yapan ve adaletle takdir eden olduğunu öğretir. Yağmurun her damlası, Allah’ın (cc) her şeyin ölçüsünü ve zamanlamasını ne kadar mükemmel bir şekilde takdir ettiğini hatırlatır.

Ay’ın gökyüzündeki seyahati, bulutların hareketi, rüzgârın yönü, gecenin sessizliği, şimşeğin çakışı, gecenin ve gündüzün birbirini ardınca kovalaması, Güneş’in ve diğer sistemlerin belli bir döngü ve düzen içinde dönmesi ve daha nicesi… Her birinde ayrı bir hikmet, Allah’ın isimlerinin farklı bir tecellisi vardır ve tüm bunlar, yedi kat gökleri direksiz yükselten Allah’ın (cc) eseridir. Bu da Allah’ın “El-Mudebbir” (her işi hikmetle yöneten) sıfatını gösterir. Tüm bunlar her gün şahit olduğumuz İlahi bir düzenin sadâsıdır.

Evrenin Büyüklüğü ve İnsan

Dünya, Güneş sistemindeki gezegenlerden yalnızca bir tanesidir ve Güneş sisteminde bir nokta kadar yer kaplar. Güneş Sistemi ise Samanyolu Galaksisi içerisinde bulunur ve bu galaksi içinde Güneş Sistemi de bir nokta kadar yer kaplar. Samanyolu ise yalnızca evrende var olan sayısız galaksiden biridir. Gökyüzünün büyüklüğü ise insan aklının kavrayamayacağı kadar büyüktür. Hatta günümüzde bilim insanları, evrenin her geçen gün genişlemeye devam ettiğini, gökyüzündeki cisimlerin birbirlerinden uzaklaştığını belirtiyor; bu da Kur’ân’da Rabbimizin, “Göğü büyük bir kuvvetle bina ettik. Ve biz, onu genişleticileriz.”5 ayetinde, 1400 yıl önce haber verdiği gerçeğin bir yansımasıdır. Bu da Allah’ın ilminin ve kudretinin sonsuzluğunun bir delilidir.

Gökyüzünün büyüklüğü ve her geçen gün genişlemesi bize iki şeyi öğretir: İlki âcizliğimizi, ikincisi Rabbimizin (cc) büyüklüğünü. İnsan, gökyüzüne baktıkça kendi sınırlılığını, gücünün ne kadar kısıtlı olduğunu fark eder. Gökyüzünün sonsuzluğu, insanın ruhunu derinleştirir ve ona gerçek anlamda küçüklüğünü hatırlatır. İnsan, elindeki tüm teknolojik araçlarla gökyüzünü inceleyebilir, teleskoplarla evreni gözlemleyebilir, uydularla uzak gezegenlere kadar ulaşabilir. Ancak bu çabalar ne kadar ileri giderse gitsin, insanın gökyüzüne bakışı her zaman sınırlıdır. İnsan, fiziksel sınırlarla ne kadar yol alırsa alsın, gökyüzünün derinliklerine ulaşması ve evrenin gerçek boyutlarını kavraması mümkün değildir. Teleskoplar, uydular, hesaplamalar… Hepsi bir yere kadar ulaşır. İnsan, gökyüzüne bakarken, tüm bu bilimsel aletlerin ve akıl yürütmelerin ötesinde, sadece âcizliğini hisseder. Evrenin büyüklüğü karşısında insan “Subhanallah!” demekten başka bir söz bulamaz. Bu teslimiyet, iman edenler için bir şereftir. Çünkü tefekkür, sadece bilgi toplamak, gözlemlemek değil; aynı zamanda kalbin Rabbine yönelmesidir.

Sonuç olarak;

Tefekkür, insanın Allah’a yöneldiği bir ibadettir ve sadece gökyüzünü gözlemlemek değil, aynı zamanda kalbi bu gözlemlerle beslemektir. Gökyüzü insanı Allah’ın kudretine tanık kılar, O’nun (cc) her şeyin yaratıcısı ve düzenleyicisi olduğunu hatırlatır. İnsan, gökyüzüne baktığında aslında Rabbini görür, O’nun her şeydeki izlerini fark eder. Bir yıldızın parlaması, bir gezegenin hareketi, bir bulutun gökyüzündeki seyahati, her biri Allah’ın kudretinin bir tecellisidir. Bu kudret karşısında insan, kendisinin ne kadar küçük ve sınırlı olduğunu; Rabbimizin ise ne kadar büyük ve sonsuz olduğunu fark eder. Bundan sonra, bu sonsuz kudret karşısında göğe her bakışımız bir tefekkür olsun ve kalbimizde şu ayet yankılansın:

“Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler ve (derler ki:) ‘Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni eksikliklerden tenzih ederiz, bizi ateş azabından koru.’ ”6

1 . bk. 12/Yûsuf, 105

2 . bk. 67/Mulk, 5

3 . bk. 6/En’âm, 97

4 . 25/Furkân, 48

5 . 51/Zâriyât, 47

6 . 3/Âl-i İmrân, 191

Önerilen makaleler