Hamd, gökleri direksiz yükselten, yeryüzünü bir döşek gibi seren ve her canlıyı bir hikmet üzere yaratan Allah’adır (cc). O ki, toprağın altında sürüneni de gökyüzünde süzüleni de bilir. Salât ve selam, şerefli elçi Muhammed’e (sav) olsun.
Doğa, sadece bir manzara değil; kevnî ayetler dediğimiz canlı sayfalardan oluşan bir tefekkür hâlesidir. Her böcek, kuş, taş dilsiz değil; zikreden, şahitlik eden, öğreten varlıklardır. Ve bizler bu varlıklara yabancı kaldıkça aslında kendi fıtratımızdan da uzaklaşırız. Çünkü fıtrat, yaratılmışların içinde saklı olan İlahi düzenin yansımasıdır. Rabbimizin (cc) bize verdiği akıl ve şuura rağmen, bu yansımayı okuyamazsak, yaratılıştaki hikmeti göremezsek içimizdeki saf dengeyi yitiririz. Fıtratın bizdeki tezahürü olan sabır, adalet, tevazu, sadakat gibi erdemlerden uzaklaşırız, kalbimiz karanlığa gömülür. Yaratılanları okumak, Yaratan’ın kudret ve azametine şahitlik etmemizde, tevhid şahitliğimizde bir basamak oluşturur. Çünkü tevhid, Allah’ın birliğinin yeryüzündeki yansımalarını görme hassasiyeti taşımalıdır.
İşte bu yüzden “Tefekkür Faunası” adını verdiğimiz bu yolculukta her ay bir canlının izini süreceğiz ve tevhid şahitliğimizi kevnî ayetlerle de diri tutmaya çalışacağız. Ayrıca izini takip ettiğimiz canlıların yaratılış sırlarını anlamaya çalışmakla birlikte Kur’ân ve Sünnet ışığında onun bize ne öğrettiğini fehmetmeye gayret edeceğiz.
Çünkü biliyoruz ki Allah’ın (cc) yarattığı hiçbir şey sebepsiz var edilmemiştir. Ve bu köşenin bir hayranlığın meyvesi olmasını arzuluyoruz. Çaba bizden, başarı Allah’tandır.
Toprağın Altında Saklı Bir Âlem: Karıncalar
Doğa, varoluşun sırlarını en ince detayına kadar bizlere sunmaktadır. Her bakışta yeni bir hakikat, her canlıda derin bir mesaj gizlidir. Bu yazımızda gözümüzü yere, toprağın altına çeviriyoruz: Karıncalara… Âdeta minik bedenlerinde taşıdıkları hikmetlerle, hayatın manasını arayan her kalbe sesleniyorlar.
Karıncalar, 100 milyondan fazla yıldır yeryüzünde var olan, yaklaşık 12.000 türü tanımlanmış olan ve muhtemelen 20.000’i aşkın türe sahip canlı topluluğudur. Bu küçük canlılar, kendi ağırlıklarının elli katına varan yükleri taşıyabilir, yani bedenlerine göre âdeta bir güç mucizesi içerisindelerdir. Kolonilerinde milyonlarca karınca bir arada, kusursuz bir görev dağılımıyla yaşar. İşçiler yiyecek arar, askerler koruma sağlar, kraliçe ise koloniye hayat verir. Aslında karıncaların bu eşsiz düzeni, insanın sosyal yapısına ilham veren eşsiz bir modeldir.
Fakat karıncaların senkronize olabilmeleri sadece biyolojik bir başarı değil, aynı zamanda derin bir ahlak ve hikmet yumağıdır.
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
“(Suleymân ve ordusu) karıncalar vadisine geldiklerinde bir karınca, ‘Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Suleymân ve orduları farkında olmadan sizi ezip geçmesinler.’ dedi.”[1]
Bu ayette, karıncanın bir topluluğa hitap ettiğini, onları uyardığını, tehlikeyi fark ettiğini ve bir refleks geliştirdiğini görürüz. Detaylandıralım:
1. Karınca konuşur: Bilinç sahibidir.
2. Karınca uyarıyor: Sorumluluk sahibidir.
3. Karınca ümmetini koruyor: Aidiyet, liderlik ve toplumsal şuur taşır.
Kur’ân’da hayvanların konuşması, mecaz değil, hakikatin başka bir dille zuhurudur. Allah dilerse dilsiz dediğimiz varlıklara bile bir hikmet yükler. Bu da bize şunu öğretir: Hiçbir varlık, anlamsız değildir. Her şey bir ayettir.
لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَابًا ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟
“Andolsun ki size, içinde sizi anlatan/sizi şerefe ulaştıracak (öğütler barındıran) bir Kitap indirdik. Akletmez misiniz?”[2]
Kur’ân’ın tekrar tekrar yönelttiği “Akletmez misiniz?”, “Düşünmez misiniz?” uyarıları, sadece canlılar arası meselelere değil, doğaya ve yaratılışa yönelik derin bir idrake işaret eder.
فَإِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن تُرَابٍ
“Şüphesiz ki sizi topraktan yarattık.”[3]
Hac Suresi’nin bu pasajı çok önemli bir hakikate işaret eder. Karınca sadece ekosistemin bir parçası değil, toprağın bağrında yaşamasıyla insanla özel bir bağ temaşa eder.
Karıncanın düzeni, çalışkanlığı, dayanışması, sabrı ve hedefe sadakati insanın özellikleriyle benzerdir. Ve Allah (cc) bu güzel hasletleri insana emretmiştir.
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği, yakın akrabaya vermeyi emreder. Fuhşiyatı, münkeri ve (başkalarının hakkını çiğneyecek) taşkınlığı yasaklar. Düşünüp hatırlayasınız diye size öğüt verir.”[4]
Bu yönüyle insan ile karınca arasındaki bağ önemlidir.
Karınca ve insan bağını derinleştirelim:
Karınca Üzerine Psikolojik Bir Tahlil
Modern psikoloji, bireyin ruhsal sağlığında şu temel başlıkları ön plana çıkarır: Anlam duygusu, aidiyet, üretkenlik ve sabır.
Karıncanın hayatı, bu maddelerin canlı karşılığı gibidir.
- Karınca, yönünü kaybettiğinde paniğe kapılmaz. Kokusunu takip eder, yolları öğrenir, iz bırakır. Bu davranışlar psikolojide amaç odaklılık (goal orientation) ve öz disiplin (self-regulation) kavramlarıyla açıklanır.
İnsan psikolojisinde öz disiplin, irade ile sıkı bir ilişki içerisindedir. Ancak bireyler, kısa vadeli hazların peşinden koşarken uzun vadeli hedefleri sıklıkla ihmal eder. Karınca ise “fıtri bir irade eğitimi” gibidir; bu yönüyle, psikolojik anlamda “dürtü kontrolü” ve “hedef yönelimi” için örnek alınabilecek bir canlıdır.
- Karıncalar koloniler hâlinde yaşar. Çünkü onlar birey değil, aidiyet varlığıdır. Sosyal Kimlik Teorisi’ne göre bireyin ruhsal gücü, kendini ait hissettiği grup üzerinden inşa edilir. Aidiyet duygusundan yoksun birey yalnızlaşır, anlamsızlaşır, savunmasız hâle gelir. Karıncalar dağılmaz; çünkü her karınca, bir diğerinin varlığıyla anlam kazanır. Modern insan yalnızlaşırken, karınca ona kardeşliği hatırlatır.
- Karıncanın dış motivasyonu yoktur; kimse onu izlemiyor, alkışlamıyor. Fakat o yine de yapması gerekeni yapar. Bu, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en üst düzeyi olan “kendini aşma (self-transcendence)” kavramına örnektir. Karınca, şahsi ihtiyacını aşarak koloniye hizmet eder. Bu, bencillikten uzak bir “varlık bilinci”dir. Ve insana bu anlamda örnektir. İnsan kendini aşamadığında bencilliğe saplanır. Ruhu kabarır, içi boşalır. Karınca ise diğerkâmlığıyla İlahi dengeyi korur.
- Karınca doğası gereği kırılgandır ama hayatta kalma becerisi olağanüstüdür. Mesela koloni yıkılsa yeniden inşa eder, yol kapanırsa yeni yol açar, grup hastalansa karantinaya geçer. Her şey değişse bile teslimiyetle ama mücadeleyle devam eder. Bugünün insanı ise küçük sarsıntılarda bile tükenmişlik yaşar. Karınca ise öğretir: Duygular inişli çıkışlıdır ama görev istikrarlıdır. Mücadele, âdeta varoluşun bir parçasıdır.
- Karıncalar kolektif varlıklardır. Aynı zamanda düşünürlerken de kolektif bir bilinç sergilerler. Aslında bu, modern psikolojide “ortak akıl” olarak tanımlanır. İletişim sistemleri karmaşık sinyallerle işler, ama asıl yönlendirici, içsel görev bilincidir. İnsan ise kolektif bilinçten kopunca ya sürüleşir ya da bireycilik sapkınlığına düşer. Karınca dengeyi bulmuştur: Hem ferttir hem de ümmettir…
- Karıncalar hasta bir bireyi koloniden izole ederek hem kendisinin hem de diğerlerinin sağlığını korur. Bunu yaparken bireyi dışlamaz, görevini üstlenir. Bu, sosyal bağlar kadar birey sağlığının da değerli olduğunu gösterir. Modern psikoloji, empati ve duygusal farkındalık üzerine çok şey yazar. Karınca yazmaz, uygular. “Sen hasta isen ben de senin için dururum.” der âdeta… Ve bu, gerçek bir dayanışmadır…
Bir Karıncadan Heybemize Kalan
Gözümüz hep büyük şeyleri arıyor: Yüksek binaları, kalabalık alkışları, büyük başlıkları. Oysa karınca gibi küçük bir varlık, bize hayatın asıl imtihanlarının görünmeyen yerlerde yaşandığını fısıldar. Her gün ezmeden geçtiğimiz bir karınca, belki de bize ahlak, disiplin, sadakat ve tevekkül dersi veriyordur da ya biz duymuyorsak!..
Belki de biz karıncalara yukarıdan baktıkça küçüldük. Ama şimdi durup eğilme zamanı. Yere, toprağa, yuvalarına ve içimizdeki asli sadeliğe doğru. Çünkü Rabbimiz bize;
اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠
“Devenin nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?”[5] diye sorarken, cevabı sadece gökyüzünde değil, toprakta yürüyen bir karıncada da gizlemişti.
Ve sözlerimizi karıncaların suskun diliyle nihayetlendirelim:
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
“O hâlde, büyük olan Rabbini ismiyle tesbih et.”[6]
Rabbim, karıncaya verdiğin sabrı, bana da ver. Adım küçük olsa da adımlarım istikametli olsun. Zorluklar karşısında yolunu şaşırmayan, çabalamaktan yılmayan bir kul eyle beni.
Ey âlemlerin Rabbi! Beni karınca gibi kendi derdine değil, ümmetin derdine düşenlerden eyle. Benliğini değil birliği düşünen, başkasının ezilmesini kendi derdi bilenlerden eyle.
Selam ve dua ile…
[1] 27/Neml, 18
[2] 21/Enbiyâ, 10
[3] bk. 22/Hac, 5
[4] 16/Nahl, 90
[5] 88/Ğâşiye, 17
[6] 56/Vâkıa, 74




İlk Yorumu Sen Yap