Es-Selamu Aleykum Kıymetli Okurlar,
Gençlerle Muamele köşemizde otoriter ailelerin ebeveynlik davranışlarını geliştirmenin yollarını ele alıyoruz. Önceki yazımızda bir ebeveynin otoriter olmasına sebep olan faktörlerden ve bu faktörlerin altında yatan psikolojik süreçlerden bahsetmiştik. Bu yazıda, kaldığımız yerden devam edeceğiz, inşallah.
Otorite kurma, otoriter ebeveyn ifadesi ile çocuk kavramının gelişimsel olarak pek de uyuşmadığını fark etmişsinizdir. Net olmak ile otoriter olmak arasındaki ince çizgide otoriter olmaya kayan ebeveynler çocuğu yönetme kaygısıyla boğuşan ve bundan da epey yorulmuş ailelerdir. Bundan dolayı da duygusal olarak yıpranmış, bazen de tükenmişlerdir. Bu durumun dinamiklerini ele almaya devam ettiğimizde ebeveynin kendi duygusal ihtiyaçlarını fark etmemesi,[1] fark ettiğinde ifade etmemesi, görmezden gelmesi, kendini ihmal etmesi, bu ihmali bilinçli bir fedakârlıkla değil, zorunlu bir kendini feda etme hâliyle mecburen yapması durumları başka bir sebep olarak önümüze çıkmaktadır. Evet, her ebeveynin er ya da geç anladığı hakikat şudur ki çocuk yetiştirmek büyük fedakârlıklar ister. Özellikle de kendi kişisel istek ve ihtiyaçlarınızdan. Eski devirlerde insanlar hem çocuklarını yetiştirirken fedakârlık yapmaları gerektiğinin bilincinde büyüyorlardı hem de ebeveynin sabır depolarını koruyan önleyici uğraş alanlarına sahiplerdi (tarlalar, sokaklar, parklar, komşuluk, akrabalık vb.). Bu fedakârlığı bilinçli olarak yapan ebeveynler günün sonunda gönlü rahat, ruhu doymuş olarak başlarını yastığa koyabiliyorlardı. Zira yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş emekçi insanlardı anne babalarımız. Günümüz insanı ise bu durumun bilincinde değil. Özellikle çocuklukta sorumluluk almadan büyümüş gençler, yetişkinlik döneminde sorumluluk almayı, insanların hayatına dokunmayı geçin kendi ihtiyaçlarını bile karşılamaktan âcizler. Bunun için ya çok üşeniyorlar ya unutuyorlar ya da ihtiyaçlarını başkalarının onlar için karşıladığı hayalî senaryolarla kendilerini avutuyorlar. Tabii bu sorumlulukları bekârken anne babasına, evliyken kocasına, hanımına yıkanlar da bolca mevcut. Tek başlarına kalıp da ihtiyaçlarını karşılamaları gerektiğinde sudan çıkmış balığa dönüyorlar. İşte o zaman ya insanlar ya da hayat çok acımasız oluveriyor birdenbire. Zorlana zorlana sorumluluk almayı öğreniyorlar. Üzücü olan şu ki böyle yetişmiş kişiler, kendi bedenlerindeki hâlleri okuma ve fark etme konusunda da çok yetersiz oluyorlar. Ve kendi ihtiyaçlarını vaktinde ve yeterince karşılamak onlar için öğrenilecek en zor şeylerden birine dönüşüyor.[2] Bunu öğrenemeyenlerin, ihtiyaçlarını karşılamamaya devam ederken bir yandan da yetiştirdikleri çocuklar için fedakârlıklar yapmaları gerekiyor. Beklenti içine düşen, kafası karışık ebeveynler olarak bu fedakârlıkları bir zorunluluk olarak görme hatası karşımıza çıkıyor. Ameller rutinleştikçe anlamını kendi dünyamızda kaybediyor, anlamını kaybettikçe de zorunluluk/mecburiyet gibi algılanıyor. Veya o amellere en başta bakış açısı olarak “Yapmak zorundayım.” diye bakılıyor. Sorumluluk duygusunun eşlik etmediği bir “Yapmam gerekiyor.” düşüncesi, insanda iradeyi güçlendirmek bir yana insanı nefret ve öfkeyle bile doldurabiliyor. Böylece bu fedakârlıklar iyiden iyiye zorlayıcı oluyor, çekilmez hâle gelebiliyor. Nefsin rahata olan düşkünlüğü burada devreye giriyor. “Hem ihtiyaçlarım karşılanmıyor hem de sürekli fedakârlık yapıyorum.” olarak durumu görüyor. Tahammül edilemez hissettiren bu durum ebeveynin dünyadan ve kendisinden kaçmak istemesine sebep oluyor. Ve iki temel davranışın önünü açıyor: Bağımlılıklar (beynin uyuşma hâli) ve kendime kulaklarımı kapatıp kendimi duymama hâli (gerçeklerle yüzleşmeme arzusu). Kendimi görmek istemiyorum hâli. Görülmeyen yanıma sırtımı dönüyorum hâli. Bu durumdaki kişi şunları yaşadığını söyler: “İhtiyaçlarımı fark edemeyecek kadar zihnen yoğun/bulanık hissediyorum. İhtiyaçlarım karşılanmadıkça hâliyle daha öfkeli ve daha kaygılı olmaya başlıyorum. Sorumluluklarım adı altında yaptığım fedakârlıklar vefayla karşılık görmeyince, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarım görülmedikçe ve tek yapılanın da daha fazla sorumluluk verilmesi olduğunu gördükçe tükeniyorum. Bu da evladım üzerinde daha otoriter ve baskıcı olmama sebep oluyor. Günün sonunda tüm aile inanılmaz öfkeli ve gergin oluyoruz ve benim zihnimde ‘Tüm gün durup nefes alacak vaktim olmadı.’ cümleleri defalarca dönüp duruyor. Çok yorgunum, koşuşturduğum her şey için. Çok öfkeliyim, karşılamadığım (ve karşılanmayan) tüm ihtiyaçlarım için. Çok mutsuzum, işleri bir türlü yoluna koyup yetemediğim için. Hiç kimse beni düşünmüyor (ihtiyaçlarımı görmüyor)!”
Bu cümleler size tanıdık gelebilir. Ebeveyn olmanın yapısında fedakârlık var elbette, fakat bu fedakârlık anlamlı olduğunda doyurucu, anlamını kaybettiğinde ise çok yıpratıcı olmaktadır. Fedakârlık adı altında kendiyle iletişimi koparıp ihtiyaçlarını karşılamayan kişi önce imanına sonra da kendi nefsine zulmetmiş olur. Kişi, Allah (cc) ile olan bağını temel hedefi belirlemeli. İman ve hidayet konuları üzerine bolca düşmelidir. Kalbini inceltecek yollara tevessül etmelidir. İkinci etapta ise kendi nefsiyle ilişkisini de mutlaka yeniden düzenlemelidir. Bu ve benzeri durumları yaşayan aileler ihtiyaçlarıyla ilişkilerini ele almalılar:
1. İnsan fıtratındaki âcizliği kabul etmiyor olabilir miyim? Kendimi yeterli hissetmek veya fedakâr/iyi insan olarak görülmek için ihtiyaçlarım yokmuş gibi davranıyor olabilir miyim?
2. Karşımdaki kişi bana ihtiyaçlarını söylemese nasıl hissederim? İhtiyaçlarını ve neler hissettiğini söylemese dahi anlamam mümkün olabilir mi?
3. İhtiyaçlarımı söylediğimde bir yük olarak görüleceğimi mi düşünüyorum? Acaba ihtiyaçlarım/taleplerim fazla olursa karşımdaki beni sevmez/bırakır veya beni onaylamaz diye endişe ediyor olabilir miyim?
İhtiyaçlar kavramıyla ilişkinize biraz bakmış oldunuz. “Peki, şimdi ne yapmalıyız?” diyorsunuz. İkinci adım olarak ihtiyaçlarınızı ve meşguliyetlerinizi listelemelisiniz. Sizler için bunu iki tablo şeklinde aşağıya bırakıyoruz.
Tablo I
| Gündelik Hayatta Karşılamam Gereken Beş Temel İhtiyacım | |
| 1. Sırada | |
| 2. Sırada | |
| 3. Sırada | |
| 4. Sırada | |
| 5. Sırada |
Tablo II
| Gündelik Hayatta Beni En Fazla Meşgul Eden Beş Şey | Hangi İhtiyacımı Bu Zaman Diliminde Karşılayacağım? | |
| 1. Sırada | ||
| 2. Sırada | ||
| 3. Sırada | ||
| 4. Sırada | ||
| 5. Sırada |
Öncelik sırasına göre ihtiyaçlarınızı listeleyip sürekli göz önünde bulundurmanız kullanabileceğiniz bir yöntem. Böylelikle dikkatinizin başka daha az önemli olan ihtiyaçlarınıza kayıp asıl olanları ihmal etme durumunu engellemiş olursunuz. Meşguliyetlerinizi ve o meşguliyetle birleştirebileceğiniz ihtiyaçlarınızı belirlemek bir diğer yöntem. Bu yöntemde ihtiyacınız ile meşguliyetlerinizi birleştiriyorsunuz. Mesela yemek yapma, temizlik vb. sorumluluğunuz var. İlim öğrenmek veya zikir yapmak da manevi ihtiyacınız. Yemek yaparken zikirleri, temizlik yaparken dersleri dinlemek bu ihtiyacınızı hiç karşılamamaktan daha tercih edilesi olmalıdır. Burada “Tüm dersi dinleyemedim, zikirlerime odaklanamadım.” gibi mükemmeliyetçi söylemlerin ve vesveselerin sizi tamamen alıkoymasından kaçının. Böylece az çok ihtiyaçlarınızın dengesini kurabilirsiniz, Allah’ın izniyle…
Bugün sizlerle, karşılanmayan ihtiyaçların ebeveynler üzerindeki etkisinden bahsettik. İhtiyaçları karşılanmayan ebeveyn, deposu doldurulmadan boş olarak istasyondan ayrılan bir arabaya benzetilebilir. Bu arabanın yola istenilen şekilde ne kadar devam edebileceğini siz düşünün… Son olarak, bu durumda neler yapabileceğinizi beraber ele aldık. Gelecek sayıda, kaldığımız yerden görüşmek üzere…
[1] İhtiyaçlarının fark edilmesinin bir sebebi de daha çok küçükken düzenli olarak ihtiyaçları karşılanmamış çocukların kendi ihtiyaçlarına yabancı kalması ve bunları karşılayıp kendine bakım vermeyi öğrenmemesidir. Bu sebep yazıda bahsi geçen durumlarla iç içe ve alakalıdır.
[2] Burada her istediğini yapmayı, heva ve hevesine göre yaşamayı kastetmiyorum. İhtiyaçlarını tanımayan, bilmeyen insanların hevalarına göre yaşamaya daha çok eğilimli olduğu düşüncesindeyim. Çünkü ortada bir eksiklik var, ama bunu tanımlayamıyor ve o boşluğu nefsine göre ne olursa onunla doldurmaya çalışıyor. Aksine ihtiyaçlarını fark edebilen ve görebilen insan istek ve ihtiyaç olan arasındaki ayrımı yapabilir. Böylece tüketim alışkanlıklarından ilişkilerine kadar hayatının tüm alanlarında dengeyi yakalayabileceğine inanıyorum.




İlk Yorumu Sen Yap