NERESİNDEN TUTSAK DA ELİMİZDE KALMASA

Selamun aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

Bizlere hidayet eden El-Hadi, karanlıklardan aydınlığa çıkararak merhamet eden Rahman ve Rahim olan Allah’a hamdolsun.

Bu yazımızda sizlerle eğitimin uygulayıcılarına temel bir inceleme yapacağız inşaallah. Eğitim uygulayıcıları denildiği zaman bu kısma birçok kişiyi dahil edebiliriz fakat biz yönümüzü öğretmenlere çevirelim.

Mezun olurken, göreve başlarken (burası ayrı bir facia) bile yapmanız gereken ritüeller var. Bunlardan biri ve onlar için en kutsal olanı öğretmen yemini:

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 2670 Sayılı kanunla değişik 6. maddesine göre;

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk inkılap ve ilkelerine, Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma, insan haklarına ve Anayasanın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”

Subhanallah! Neresinden tutsan elinde kalan bir metin. Adı Milli Eğitim olan ama aslına baktığımız zaman hangi millete ait olduğu belli olmayan bu çark çocuklarımızı öğüttükçe öğütüyor.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk 4 maddesi şunlardır:

Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe, bayrağı, şekli, milli marşı ve başkenti bellidir.

Madde 4 – Anayasanın 1. maddesindeki Devletin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

İlk dört maddenin bile durumun anlaşılması için yeterli olduğunu düşünüyorum.

Atatürk inkılap ve ilkelerine:

Halkçılık: Toplumun tüm kesimlerinin eşit haklara sahip olması.

Devletçilik: Ekonomik alanda devletin rolünün artırılması.

Cumhuriyetçilik: Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması.

Laiklik: Din ve devlet işlerinin ayrılması.

Milliyetçilik: Türk milletinin bağımsızlığı ve ulusal birliğinin önemi.

İnkılapçılık: Sürekli yenilik ve reform anlayışı.

Rabbimiz ne diyor?

“(Mutlak hâkimiyet/egemenlik sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden) El-Melik, (hak ve hakikatin kaynağı) El-Hak olan Allah yücedir. Kur’ân’ın sana vahyedilişi bitmeden (onu ezberlemek için) acele etme! De ki: ‘Rabbim, benim ilmimi arttır.’ ”[1]

“(Mutlak hâkimiyet/egemenlik sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden) El-Melik, (hak ve hakikatin kaynağı) El-Hak olan Allah (böylesi batıl zanlardan ne kadar da) yücedir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. O, kerim olan arşın Rabbidir.”[2]

“Geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar. Güneş’i ve Ay’ı emre amade kılmıştır. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte bu, sizin Rabbiniz olan Allah’tır. Hâkimiyet/Egemenlik yalnızca O’na aittir. O’nun dışında dua ettikleriniz, kıl kadar dahi bir şeye sahip değildir.”[3]

Türk milliyetçiliğine:

Peki İslam’da ırkçılığa bakış nasıldır?

Ebû Saîd’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Arap’ın Acem’e, Acem’in Arap’a; kırmızının (beyazın) siyaha, siyahın da kırmızıya (beyaza) hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”[4]

“Kim ırkçılık propagandası yaparak veya kabileciliğe/ırkçılığa destek vererek yoldan çıkmış bir topluluğun bayrağı altında öldürülürse, onun ölümü câhiliye ehlinin ölümü gibidir.”[5]

“Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık davası uğruna savaşan bizden değildir. Irkçılık davası uğruna ölen bizden değildir.”[6]

Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma:

Diyelim ki biz çocuğumuzu buraya teslim ettik. (Allah korusun) Dedikleri gibi ahlaki, insani, manevi ve kültürel bir gelişim elde eder miyiz? Elbette hayır. Sokağa çıkıp baktığımız zaman bu sistemin çıktılarını net bir şekilde görmekteyiz. Okullardaki ahlaksızlıklar ağza alınmayacak boyutta. Bırakın Müslimleri, İslami hassasiyeti olmayan insanlar bile çocuklarını okullara göndermek istemiyor.

Milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarımı:

Yani diyor ki bak İslam’a bizim sistemde yer yok. İslam’da din, devlet ve hayat birbirinden ayrılmaz ve yalnızca Allah’ın çizmiş olduğu sınırlar içindedir. Buna da şeriat denir. Demokratik, laik sistemlerin şeriatla bir arada olması su ile yağın birbirine karışması kadar mümkün olabilir. Şeriata uymak Allah’ın emridir. Her şeyimizin Allah için olması atamız İbrahim’in (as), önderimiz Muhammed’in (sav) yoludur.

“De ki: ‘Şüphesiz ki benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.’ ”[7]

“Sonra seni, (ilahi) emre dayalı bir şeriat üzere kıldık. Ona uy. Bilmeyenlerin hevalarına/arzularına uyma.”[8]

Namusum ve şerefim üzerine yemin ederim:

“Peygamber (sav) şöyle demiştir: ‘Kim Allah’tan başkası üzerine yemin ederse, şirke düşmüştür.’[9]

Bu, küçük şirk kapsamındadır. Çünkü bu yeminle Allah’tan başkasına yücelik isnadı vardır. Yemin ancak yüce olana edilir. Allah’tan başkasına yemin eden kişi, bir nevi üzerine yemin ettiği şeyi Allah’a denk tutmuş olur.”[10]

Müşrikler Allah’tan başka herkesi ve her şeyi yüceltmeye meyillidir. Çünkü fıtrata dönülmesin diyedir tüm çalışmalar.

Bir anı:

2016 – 2017 yıllarda bir etüt merkezinde çalışıyordum. Orada çok popüler bir öğretmen vardı. Tabi popüler olmasının sebebi çocuklara sözde güzel eğitim vermesi ama eğitimi tamamen korkutma üzerine.

Bir gün ben, bu öğretmen hanım ve idarecimiz otururken bir veli geldi. Veli çarşaflı. Biz epey şaşırdık. Popüler öğretmenimiz koştu ilgilendi. Bir süre sonra yanımıza geldi ve dedi ki:

“Bunlarla daha çok ilgilenmemiz lazım. Çünkü diğerleri bizden ama bu bizden değil. Bunu da yanımıza çekmemiz lazım.”

O kadar şaşırmıştım ki, hayata bakış açıma büyük etkisi olmuştu.

Sözüm o ki sadece çocuklar değil, veliler de hedefte.

“Böylece biz, her beldenin önde gelenlerini oranın suçlu günahkârları kıldık ki orada tuzaklar kursunlar. Oysa onların tuzakları, yalnızca kendilerine zarar verir. Farkında da değillerdir.”[11]

“…Yoksa onlar, tuzaklarını planlamak için toplandıklarında, sen onların yanında değildin.”[12]

Hem de öyle bir tuzak ki dostça ve samimi görünen…


[1] 20/Tâhâ, 114

[2] 23/Mü’minûn, 116

[3] 35/Fâtır, 13

[4] El-Mu’cemu’l Evsat, 4749

[5] Müslim, 1848

[6] Ebu Davud, 5121

[7] 6/En’âm, 162

[8] 45/Câsiye, 18

[9] Tirmizi, 1535

[10] bk. Mecmûu’l Fetâvâ, 1/291 vd.

[11] 6/En’âm, 123

[12] 12/Yûsuf, 102

Önerilen makaleler