RÛMLAR YENİLDİ

الٓمٓ۠ غُلِبَتِ الرُّومُۙ ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Elif, Lâm, Mîm. Rumlar yenildiler. Yakın bir yerde. (Fakat) onlar yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç sene içinde… (Rumların yenilgisinden) önce de sonra da emir/yetki Allah’a aittir. (Rumların galip geleceği) o gün, müminler sevineceklerdir. Allah’ın yardımıyla… O dilediğine yardım eder. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir. (Bu,) Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez, fakat insanların çoğu bilmezler.”[1]

Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Geçen ayki yazımızda, Rûm Suresi’nin ilk ayetlerinin mucizevi yönünü daha iyi anlayabilmek için Bizans ve Pers imparatorlukları arasındaki savaşların tarihsel seyrini genel hatlarıyla ele almıştık. Bizans İmparatorluğu’nun maddi ve manevi açıdan ciddi bir gerileme içinde bulunduğu ve birçok cephede üst üste ağır mağlubiyetler aldığı bir dönemde, Rabbimiz (cc) Rumların birkaç yıl içinde Perslere karşı yeniden galip geleceklerini haber vermiş ve mümin kullarının bu zaferin gerçekleştiği gün sevineceklerini müjdelemiştir.

Bu ayki yazımızda ayetlerin tefsirine ve nazil olduğu süreçte yaşanan olaylara odaklanacak, Kur’ân’ın azametinden payımıza düşeni almaya çalışacağız.

Elif, Lâm, Mîm

Kur’ân’da yirmi dokuz surenin başında yer alan bu harflere Huruf-u Mukatta’a denilmektedir. Bu harflerin anlamları ve hikmetleri hakkında tefsir kitaplarımızda çok sayıda görüş zikredilmiştir. Bu görüşler arasında tercihe şayan olanı, bu harflerle dinleyicinin dikkatinin çekilmesi ve ardından zikredilecek ayetlere karşı zihinlerin uyanık hâle getirilmesidir.

Genel olarak Kur’ân’da bu harflerden sonra gelen ayetler, Kur’ân’ın kendisinden ve onun Zikir, Furkân gibi niteliklerinden bahsederek devam eder. Ancak Rûm Suresi, bu harflerle başladıktan sonra Rumların mağlubiyeti konusuyla başlamaktadır. Bu durum, Rumların mağlubiyetlerinden sonra yeniden galip geleceklerinin haber verilmesinin büyüklüğüne dikkat çekmektedir. Allah en doğrusunu bilir.[2]

Rumlar yenildiler.

Arap dilinde “Rum” adı, Yunanlar, Slavlar ve kökenleri İtalya’nın yerli halkı olan Latinlerden gelip Doğu Avrupa sınırlarına göç etmiş Romalılardan oluşan karma bir topluluğu ifade eder.

Yakın bir yerde.

Rumların yenildikleri yakın yer, tefsir kaynaklarımızda geçtiğine göre o dönem Bizans yönetimi ve himayesi altında olan Filistin ve Ürdün veya Şam topraklarıdır. Bu topraklar Araplara en yakın Bizans bölgeleri olduğu söylenebilir. Bizans-Pers Savaşı’nı anlattığımız yazıda da Bizans’ın bu bölgelerde ciddi mağlubiyetler yaşadığını ve çok fazla toprak kaybettiğini anlatmıştık.

(Fakat) onlar yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç sene içinde…

Bizans’ın Pers İmparatorluğu karşısında düştüğü bu durum Araplar tarafından da biliniyor ve takip ediliyordu. Çünkü söz konusu coğrafyayla yakınlıkları olduğu gibi ticaret yolları da kesişiyordu. Bölgedeki güç sahiplerinin değişmesi onları yakından ilgilendiren bir konuydu.

Bununla birlikte özellikle Mekkeli müşrikler, bu savaşlarda Pers İmparatorluğu’nun tarafını tutuyor ve onların galibiyetlerine seviniyorlardı. Çünkü Pers İmparatorluğu kendileri gibi putpereset olan Mecûsî bir toplumdu. Bizans ise her ne kadar muharref de olsa o günün dünyasında Ehl-i Kitab’ı temsil ediyordu ve zahiren bakıldığında müminlere daha yakın görünüyorlardı. Bundan dolayı Mekkeli müşrikler, “Bizim kardeşlerimiz Persler sizin kardeşleriniz Rumları yendiler! Onların sizin kardeşlerinizi yendiği gibi biz de size galip geleceğiz!” derler ve müminlere karşı böbürlenir, onlara baskı kurarlardı.

Müşriklerin bu tutumuna karşılık olarak Rabbimiz (cc) bu ayetleri indirdiğinde müşrikler bu durumu anlayamadılar. Çünkü maddi şartlara bakıldığında Bizans’ın Perslere karşı zafer elde etmesi mümkün değildi. Mekkeli Müşrikler bu ayetler nazil olunca Ebû Bekir’e (ra) geldiler ve “Ey Ebû Bekir! Arkadaşın Muhammed’in (sav) söyledikleri hakkında ne dersin? O Rumların birkaç yıl içinde galip geleceğini söylüyor!” dediler. Ebû Bekir Es-Sıddîk (ra) “Doğru söylemiştir!” dedi.

Bunun üzerine Mekkeli müşrikler, “Var mısın bahse?” dediler ve Ebû Bekir de (ra) onlarla yedi yıl süreyle on deve üzerine bahse girdi.[3] Yedi yıl geçtikten sonra Rumlar henüz Perslere karşı galibiyet elde edememişti ve Ebû Bekir (ra) bahsi kaybetmiş görünüyordu. Bu durum müminlere de ağrı geldi ve durumu Resûlullah’a (sav) haber verdiler. O (sav) “Sizin yanınızda بِضْعِ/bid’[4] kaç senedir?” buyurdu. Onlar da “On seneye kadardır.” dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sav) Ebû Bekir’e (ra) “Onlardan iki yıl daha süre iste ve bahis ücretini de arttır.” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir (ra) Mekkeli müşrikler ile arasında yapmış olduğu bahsi 100 deveye çıkarmış ve iki sene dolmadan Rumlar Persleri mağlup etmişti. Bunun sonucunda Ebû Bekir (ra) develeri almış ve bu gaybi haber karşılığında Mekkeli birçok kişi İslam’a girmişti. Bu develer hakkında Resûlullah (sav) “Bu develeri tasadduk et, çünkü bu (kazanç) haramdır.” buyurdu. Ebû Bekir de (ra) bu develeri kesip müminlere yedirdi.[5]

(Rumların yenilgisinden) önce de sonra da emir/yetki Allah’a aittir.

Bütün işler Rabbimizin (cc) dilemesine ve iznine bağlıdır. Geçen ayki yazımızda anlattığımız Bizans/Doğu Roma İmparatorluğu gerek siyasi gerek manevi gerek askerî açıdan çok ciddi sıkıntılar içindeyken kendileri dahi Perslere karşı kaybettikleri toprakları ve itibarlarını geri kazanabileceklerini düşünemezlerdi. Ancak ne Rumların yenilgisi ne de Perslerin zaferi, ve yine ne Rumların zaferi ne de Perslerin yenilgisi kendi başına gerçekleşmiştir; bunların tamamı Allah’ın izni ve yetkisiyle olmuştur.

Bu olay üzerinden genel olarak dünyada yaşanan büyük değişim ve olayların hiçbir zaman süper güçlerin, belli başlı ailelerin ya da gizli teşkilat ve örgütlerin kararları ve yönetimiyle gerçekleşmediğini, her şeyin mutlaka Allah’ın (cc) izni ve yönlendirmesiyle olduğunu bir kez daha görüyoruz. Şartlar ne olursa olsun, her şeyin üzerinde Allah’ın gücü ve yardımı vardır. Düşmanın çokluğu ve sahip olduğu imkânların fazlalığı ya da sahip olduğumuz gücün ve imkânın azlığı sorumluluklarımızın belirleyicisi değildir. Sorumluklarımızı belirleyen sadece vahiydir ve bize düşen, her şeyin sadece Allah’ın yardımıyla olduğunu bilmek ve buna itikad etmektir.

Rumların galibiyetine baktığımızda onlar güç olarak eşit oldukları bir durumda Perslere galip gelmediler. Onlar üst üste ağır yenilgiler almış, birçok büyük şehir ve vilayetlerini kaybetmişti. Ancak Rabbimiz (cc) tarihin akışına müdahale etti, “Ol!” dedi, kendilerinin dahi kendilerinden beklemediği bir şekilde tüm şartların aleyhlerine olduğu bir savaşta galip geldiler. Demek ki mevcut şartlar hiçbir işin sonucunu belirlemez, sonuçları belirleyen sadece Allah’tır (cc).

“Bu, sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Bundan önce ne sen ne de kavmin (bu bilgileri) biliyordunuz. (Öyleyse) sabret! Şüphesiz ki akıbet muttakilerindir.”[6]

(Rumların galip geleceği) o gün, müminler sevineceklerdir.

Rumların Persler karşısında zafer kazandığı haberinin geldiği gün, müminler Rumların putperest Perslere galip gelmelerine sevinmişlerdir. Tefsir kaynaklarımıza baktığımızda, aynı günlerin müminler için son derece önemli ve sevinçli bir gün olan Bedir Günü’ne denk geldiği görülmektedir.

Rabbimiz (cc) bu ayetlerle, Rumların ağır mağlubiyetlerinin ardından kendi yardımı ve vaadiyle Perslere karşı zafer kazanacaklarını gaybi bir bilgi olarak bildirmiş; aynı zamanda o gün müminlerin de sevineceklerini haber vererek kullarını müjdelemiştir. Bu ayetlerde Rabbimiz; “Perslerin Rumları yendiği gibi biz de sizi yeneceğiz!” diyen müşriklerin propagandasına karşı, zafer ve galibiyetin yalnızca Allah’ın dilemesi ve yardımıyla gerçekleşeceğini vurgulamış, gün gelecek müminlerin de müşrikler karşısında zafere ulaşacaklarının müjdesini vermiştir.

Bazı rivayetlerde Bizans’ın Persler karşısındaki sonuç belirleyici zaferinin, Hudeybiye Antlaşması’nın yapıldığı döneme denk geldiği belirtilmektedir. Ancak bu rivayetler, olayların zaman akışıyla tam olarak örtüşmemektedir. Zira Hudeybiye Antlaşması’nın ardından Resûlullah (sav) diğer bölgelere davet mektupları göndermeye başlamıştır. Resûlullah’ın (sav) Heraklius’a yazdığı mektup da Heraklius’un Kudüs’te zafer kutlamaları yaptığı sırada kendisine ulaşmıştır. Heraklius ile Ebû Sufyân’ın (ra) meşhur konuşması da bu esnada gerçekleşmiştir.[7]

Allah’ın yardımıyla… O dilediğine yardım eder. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir.

Bizans-Pers savaşlarıyla ilgili tarihî sürece baktığımızda Bizans’ın bu kadar zorlu şartlar altında böyle bir zafer elde etmesi mümkün görünmüyordu. Ancak Allah, hikmetiyle dilediği kullarına yardım eder. Savaşın taraflarına bakıldığında her iki taraf da batıl üzereydi. Allah (cc) onları birbirlerine musallat ederek “tebdil” sünneti cereyan etmiş, yeryüzünde fesadı engellemiştir:

“Şayet Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile (tarih sahnesinden silip) savmasaydı, yeryüzünde düzensizlik/kaos/bozgun olurdu. Fakat Allah, alemler üzerinde büyük bir lütuf ve ihsan sahibidir.”[8]

Bizans-Pers savaşlarında Bizans her ne kadar galip gelmiş ve Persler henüz tarih sahnesinden tamamen silinmemiş olsa da iki taraf arasında uzun yıllar süren savaşlar her iki gücü de ciddi biçimde zayıflatmıştı. Bizans, kaybettiği bölgeleri ve itibarını yeniden kazanmış olsa da ağır askerî kayıplar vermiş, devletin ekonomisi ise büyük ölçüde tükenmişti. Ayrıca dönemin tarihçilerinin aktardığına göre Heraklius, bu zaferden sonra eski hâline dönmüş ve devleti anlamlı bir şekilde ileriye taşıyamamıştı. Persler ise aldıkları ağır mağlubiyetler sonrasında toplumsal birliklerini kaybetmiş, ekonomik ve askerî açıdan son derece zayıflamışlardı. Dönemin iki süper gücünün birbirlerini bu duruma düşürmeleri, Allah’ın mümin kullarına önceden verdiği bir yardım niteliğindeydi. Nitekim Raşid Hilafet ve özellikle de Emîru’l Mu’minîn Ömer (ra) Dönemi’nde Bizans’ın Şam vilayetleri fethedilerek İslam topraklarına katılmış, Doğu Roma İmparatorluğu’nun bölgedeki varlığı sona ermiş; Persler ise tamamen tarih sahnesinden silinmişti.

Bizans-Pers savaşlarıyla ilgili dikkatimizi çeken bir diğer husus da bu savaşlar yaşanırken Allah Resûlü’nün (sav) onlara karşı sergilediği tutumdur. Allah Resûlü (sav), bu savaşlar sürerken hiçbir zaman doğrudan bu çatışmalara yönelik stratejik bir adım atmamış, aksine davet faaliyetleriyle meşgul olmuş ve İslam Devleti’nin temellerini iman esasları üzerine inşa etmeye odaklanmıştır. Günümüz müminleri olarak dünyada yaşanan hadiselere baktığımızda, çağımızın süper güçlerinin de birbirleriyle mücadele ederek güçlerini yıprattıklarını görmekteyiz. Tüm bu gelişmeler karşısında “Bu durumda bizim ne yapmamız gerekir?” sorusunu sorduğumuzda, stratejik analizler üretmek veya bu çatışmaları yakından takip etmek yerine şu soruları sormamız gerekir: “Bu tür olaylar yaşanırken Resûlullah (sav) ne yaptı? Allah (cc) kullarına hangi ayetlerle hitap etti? Resûl’ü (sav) bu ayetlerle nasıl amel etti? Vahyin rehberliğinde sorumluluğumuz nedir?”

(Bu,) Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez, fakat insanların çoğu bilmezler.

Rumların Persler karşısındaki zaferi, Allah’ın yardımı ve vaadiyle gerçekleşmiş bir olaydır. Rabbimiz (cc) bu olayı yıllar öncesinden haber vererek Kur’ân’ın i’câzını çok açık bir şekilde ortaya koymuş, mümin kullarını bu mucizeyle müşriklere karşı desteklemiştir. Biz de bu ayetleri okumaya, anlamaya çalıştık. El-Azîm olan Rabbimizin Kitabı Kur’ân’ın azametinden payımıza düşeni almaya çalıştık.

Yazıda istifade edilen bazı kaynaklara aşağıda yer alan linklerden ulaşabilirsiniz.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/yenifikirjournal/issue/61755/923238
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1153776
https://dergipark.org.tr/tr/pub/firatsbed/issue/34969/387965
https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosekev/issue/71841/1154811

http://ktpmakale.isam.org.tr/detayilhmklzt.php?navdil=tr&midno=134098125&YayinTarihi=2019

https://earsiv.odu.edu.tr/xmlui/handle/11489/549

[1] 30/Rûm, 1-6

[2] Bakara, A’râf, Secde, Fussilet surelerinin ilk ayetleri.

[3] Bu olay kumarın haram kılınmasından önce meydana gelmiştir.

[4] بضع/bid’ kelimesi Arapçada üç ila dokuz arası için kullanılır.

[5] Mevsûsatu’t Tefsîri’l Me’sûr, 17/398-401, 60328, 60329 ve 60331 No.lu rivayetlerden özetle.

[6] 11/Hûd, 49

[7] Buhari, 7

[8] 2/Bakara, 251

Önerilen makaleler