Sevgili günlük,
Kendimi çok değersiz hissettiğim günlerden biriydi. Herkes yatakhanede sohbet ediyor, gülüp eğleniyordu. Kimse benimle konuşmuyor, olduğum tarafa dahi bakmıyordu. Biliyorsun buraya geleli iki ay oldu ve hiç arkadaş edinememiştim. Yan tarafta muhabbet edenlere kulak kabarttım. Fısır fısır konuştukları için pek bir şey duyamadım. Yataktan süzülüp kahkaha atan grubun yanına yaklaştım. Biraz dikildim orada. Kimse farkıma varmadı. Kalbime o his sinsi sinsi doluşmaya başladı. “Kimse seni sevmiyor. Sana değer dahi vermiyor.” Bu duygum büyüdükçe büyüdü. Gözümden iki damla yaş süzüldü. Başımı eğip kütüphaneye yöneldim. Derdimi unutmanın tek yolunu hep böyle gecelerde öğrendim.
Kütüphane sıcacıktı. Loş bir ışık yanıyor, kitapların görkemini arttırıyordu. Şöyle bir taradım kitapları. Rastgele birini seçerek sayfalarını araladım. İri puntolu ince bir eserdi. Sayfa tasarımı gayet güzeldi. Başlık sanki benim için yazılmıştı: “Allah (cc) sana değer verdiğinde!”
Kitabı masaya bıraktım. Hemen anahtara dokunup kütüphaneyi aydınlatan ışıklardan birini daha yaktım. Masaya döner dönmez okumaya başladım: “Düşünsene, yerde ve gökte ne varsa Allah (cc) yarattı. Yaratmak O’nun (cc) için çok da kolaydı. ‘Ol!’ dedi ve her şey oluverdi. Fakat insanoğlunun yaratılışı böyle değildi. Allah (cc) seni, evet seni elleriyle halk etti. Ve üstelik sana kendi ruhundan üfledi. Bu, şu demekti: ‘Kâinat bir yana, ey insan, sen bir yana!’ Bu senin Allah (cc) katındaki değerini göstermez mi?
Sonra yine düşün, sen yaratılınca ey insan, Allah (cc) tüm varlıklara emretti. Melekler sana secde etti. Kimse bana değer vermiyor diye başını eğme artık. Baksana, tüm başlar senin önünde eğildi.
Durma, düşün! Yarattığı tüm varlıkları karşısına alarak sordu Allah (cc): ‘Emaneti kim taşımak ister?’ Hiçbiri buna güç yetiremedi. Bu cesareti gösteremedi. Sen ise bunu yüklendin. Yaratılmışlar arasındaki farkını bir kez daha gösterdin.
Düşün, emanet Allah’a (cc) ibadet etmekti. O’na (cc) şirk koşmadan tevhid etmekti. Bunu kabul edince sen, Allah (cc) sana, ‘Yeryüzündeki halifem,’ dedi. Sen Allah’ın (cc) halifesiyken kim seni değersiz görebilirdi?
Bak şu dünyaya! Nasıl da donatılmış senin ihtiyaçlarınla. Hiçbir şey eksik bırakılmamış, yürüyeceğin yollar dahi renk renk açılmış. Kim için bu ikramlar? Değerli kulu yeryüzünü teşrif edecek diye tüm hazırlıklar.
Bu da yetmezmiş gibi Yüce Allah kitabında rahmeti kendine farz yazmış. O’na (cc) şirk koşmadığın müddetçe, ‘Merhametim seni karşılayacak,’ diye aktarmış. Bu ihtimam kimin için? Niye hâlâ kendini değersiz hissetmektesin?
Allah (cc) yüz yirmi dört bin peygamber göndermiş. Seni son peygamberin ümmetinden eylemiş. Bu seçkin ümmetten olmanın şerefi yetmez mi sana? Muhammed (sav) ümmeti olmaktan daha güzel bir isim takamazlardı sana.
Bu ad ile şahitlerden olacaksın. Nûh’un (as) mahkemesinde yer alacaksın. Nûh’u (as) yalanlayınca ümmeti, sen haykıracaksın şehadetini: ‘Nûh (as) doğru söyledi!’
Bu ne güzel şehadettir. Bu şehadete layık olmak ne büyük saadettir. Bu saadete erişen sen, senin kıymetin Nûh (as) nezdinde de çok değerlidir.
Kur’ân’da yalnız Zeyd’in (ra) adı geçiyor sanma. Allah (cc) her fırsatta senden de bahsediyor Kur’ân’da. ‘Siz insanlar arasından seçilmiş en hayırlı ümmetsiniz,’ buyuruyor. Değerini insanlığa teyit ettiriyor.
Şimdi tekrar düşün! Allah (cc) sana bu kadar değer vermişken, kim seni değersiz görebilir?”



