يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
“Ey iman edenler! Fısıldaştığınız zaman günah, düşmanlık ve Resûl’e isyan ile fısıldaşmayın. (İllaki fısıldaşacaksanız/kulis yapacaksanız) iyilik ve takva (ile ilgili) konuşun. (Diriltilip) huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkup, sakının.”[1]
Allah’ın (cc) adıyla,
Allah’a (cc) hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.
Tefsirine odaklandığımız birçok ayetin ışığında İslam dininin yalnızca emir ve yasaklardan ibaret olmadığını; bireysel ve toplumsal hayatın her alanına nüfuz eden, dünya ve ahiret saadetini, huzurunu ve güvenliğini sağlayan bir din olduğunu ele aldık.
Bu ay konu edindiğimiz ayetin ışığında İslam cemaatinin/toplumunun selameti açısından önemli bir yere sahip olan kulis yapmak ve fısıldaşmak konusunu işlemeye çalışacağız.
Ey iman edenler! Fısıldaştığınız zaman günah, düşmanlık ve Resûl’e isyan ile fısıldaşmayın.
Ayette geçen “تَنَاجَيْتُمْ” kelimesi, “نجو” kökünden gelir ve geniş bir anlam ifade eder. Birinin birini kurtarması; etrafından yüksek ve ayrı bölge anlamına gelir. Sel bastığında yüksek kalan yerler aynı kökten gelen “النجوة” kelimesiyle ifade edilir. Bununla birlikte sır vermek, gizlemek ve örtmek anlamlarını ifade eder.[2] “تَنَاجَيْتُمْ” kelimesi “تفاعل” kalıbındadır ve iki kişi veya daha fazla insanın bir işi karşılıklı yapmaları anlamında kullanılır.
Allah Resûlü (sav) bir seriyye tertiplediğinde münafıklar bu durumu olumsuz bir şekilde değerlendirir, seriyyeye giden müminlerin öldürüleceğini söyler ve diğer müminlerin morallerini bozarlardı. Allah Resûlü’nü (sav) gördüklerinde ise bu söylemlerini açıktan yapamaz, kendi aralarında fısıldaşırlardı. Özellikle seriyye veya orduda bir yakını veya sevdiği birinin olduğunu bildikleri birinin yanına gider ve olumsuz şeyler söylerlerdi. Bunun sonucunda da bu kişi yakınının savaşta öldüğü zannına kapılır ve üzülürdü. Bunun üzerine Rabbimiz (cc) münafıkların yaptığı bu davranışları kınamış ve müminlere de kendi aralarında fısıldaşmalarını nehyetmiştir.[3]
Ayet, yalnızca gizlice konuşmayı değil; kötü niyetli, olumsuz içerikli konuşmaları da yasaklamaktadır. Herhangi bir durum hakkında, özellikle bir amel esnasında yapılan iş ya da bu ameli gerçekleştiren kişiler hakkında olumsuz şeyler söylemek de yasaklanmıştır. Bu tür konuşmalar kimseye bir fayda sağlamadığı gibi onları dinleyen insanların kalplerine hüzün ve korku düşmesine de neden olur.
“Ancak fısıldaşmak, iman edenleri üzmek için şeytanın (süslediği ve teşvik ettiği) şeylerdendir. Allah’ın izni olmadan (şeytan) onlara hiçbir şekilde zarar veremeyecektir. (Öyleyse) müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”[4]
Fısıldaşmanın yasaklandığı konulara baktığımızda ilk olarak “إثم” kavramını görüyoruz. “إثم” kelimesi, lugatta bir şeyin yavaş olması ve geride kalmak anlamına gelir. Kişinin iyilik ve hayırdan geri kalmasından dolayı bu kelime daha çok, kötülük ve günah anlamında kullanılır.[5]
Bu kavramın en geniş tanımı ise Allah Resûlü (sav) tarafından yapılmıştır:
“Birr, güzel ahlaktır. Günah/إثم ise içinde kuşku uyandıran ve insanların onu bilmesini istemediğin şeydir.”[6]
Bu hadis, Allah’ın (cc) yasakladığı gizli konuşmaların özelliklerini net bir şekilde tefsir etmektedir. Kulislerde ve fısıltıyla yapılan bu tür konuşmalar, çoğu zaman insanın içinde bir rahatsızlık uyandırır. Konuşanlar, bu yaptıklarının yanlış olduğunu vicdanen bilir ve bu konuştuklarının başkaları tarafından duyulmasını istemez. Lugat anlamıyla birlikte ele alındığında, bu tür fısıldaşmaların kişiyi hayırdan alıkoyan konuşmalar olduğunu anlıyoruz.
Düşmanlık ve Resûl’e (sav) isyan içerikli fısıldaşmalar hakkında müfessirlerimizin genel aktarımı, bunların münafıkların müminlere yönelik düşmanca tutumlarını yansıttığı ve birbirlerini Allah Resûlü’nün (sav) emirlerine karşı gelmeye teşvik ettikleri konuşmalar olduğu yönündedir.
“Kendilerine fısıldaşmanın yasaklandığı kimseleri görmedin mi? Sonra nehyedildikleri şeye geri dönüyor; günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyan hakkında fısıldaşıp (kulis yapıyorlar). Sana geldikleri zaman, Allah’ın seni selamlamadığı sözlerle seni selamlarlar. İçlerinden derler ki: ‘Söylediğimiz sözler nedeniyle Allah bize azap etmeli değil miydi?’ Onlara cehennem yeter. Oraya gireceklerdir. O ne kötü bir dönüş yeridir.”[7]
(İllaki fısıldaşacaksanız/kulis yapacaksanız) iyilik ve takva (ile ilgili) konuşun.
Fısıldaşmak ya da insanların kendi aralarında özel konuşmaları mutlak anlamda yasaklanmış değildir. Müminler kendi aralarında özel olarak birbirlerini iyiliğe, takvaya, sadaka vermeye teşvik etmeye ve insanların arasını ıslah etmeye yönelik konuşmalar yapabilirler:
“Sadakayı, iyiliği ve insanların arasını düzeltmeyi teşvik etmeleri dışında, aralarında yaptıkları fısıldaşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim de bu (iyiliğe teşvik işini) Allah’ın rızasını elde etmek için yaparsa, ona büyük bir ecir vereceğiz.”[8]
Ancak bunun dışında kalan, gereksiz ve faydasız konulara dair özel konuşmalar ya da fısıldaşmalar Allah Resûlü (sav) tarafından sert bir üslupla yasaklanmıştır:
Ebû Saîd El-Hudrî (ra) şöyle anlatır:
“Bizler, Allah Resûlü’nün kapısında nöbetleşe kalırdık. Ben de bir gece onun yanında kalırdım; zira geceleyin ona bir iş gelebilir, bir ihtiyaç belirebilirdi. Derken bir gece, Allah Resûlü’nün kapısında nöbetçiler ve başka görevliler çoğaldı ve biz kendi aramızda konuşmaya başladık. Biz konuşurken Allah Resûlü (sav) yanımıza geldi ve ‘Bu fısıldaşmalar da nedir! Ben sizi bundan nehyetmedim mi?’ dedi.
Biz, ‘Bu yaptığımızdan dolayı Allah’a tevbe ediyoruz, ey Allah’ın Nebisi! Biz sadece Mesîh-i Deccâl hakkında konuşuyorduk, ondan korktuğumuz için.’ dedik.
Allah Resûlü, ‘Sizin hakkınızda Mesîh-i Deccâl’den daha fazla korktuğum şeyin ne olduğunu söyleyeyim mi?’ buyurdu.
Biz de, ‘Evet, ey Allah’ın Resûlü!’ dedik.
Bunun üzerine Allah Resûlü (sav) şöyle buyurdu: ‘Sizin hakkınızda en fazla korktuğum şey küçük şirktir: Bir adamın bir ameli başka bir adamdan dolayı yapması.’ ”[9]
Yazımıza konu olan ayetin ışığında bu hadisi değerlendirdiğimizde, özel ortamlarımızda yaptığımız gizli konuşmaları yeniden gözden geçirmemiz gerekir. Kendi aramızda ne hakkında konuşuyoruz? Bu konuşmalar, gerçekten birbirimize yaptığımız bir nasihat mı? Yoksa, konuştuğumuz kişiyle birlikte o ortamda bulunmayan bir başkası hakkında (gıyabında) yapılmış, “nasihat” kisvesi altındaki bir gıybet mi? Ya da yıllarca ilim talebelerinin öğrenmek için çabaladığı, âlimlerin ihtilaf ettiği ilmî veya fıkhi konularda fetva vermeye kalkmak mı?
(Diriltilip) huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkup sakının.
Bir kimsenin ağzından çıkan sözleri en güçlü şekilde ıslah eden şey, ahiret bilinci ve takvadır. Bu, Allah Resûlü’nün (sav) bizlere öğrettiği bir hakikattir:
“Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”[10]
Allah’ı ve Ahiret Günü’nü hatırlamanın yolu da bol bol Allah’ı (cc) zikretmektir.
Bununla ilgili İbni Kayyim (rh) şöyle der:
“(Zikir;) dili gıybet, kovculuk, yalan, çirkin söz ve batıldan korur. Çünkü kul, mutlaka konuşacaktır. Şayet konuştuğu şey Allah’ın zikri ve O’nun emri değilse, insan mutlaka zikredilen haramları veya bir kısmını konuşacaktır. Tecrübe ve müşahede şahittir ki dilini Allah’ın zikriyle ıslak tutan insan, batıl ve boş sözden dilini koruyacak, dili Allah’ın zikriyle ıslanmayanın dili ise batıl, boş ve çirkin sözlerle ıslanacaktır.”[11]
[1] 58/Mucâdele, 9
[2] bk. El-Mufredât, s. 792 vd; Mu’cemu Mekâyîsi’l Luğa, 5/397 vd, n-c-v maddeleri
[3] Mevsûâtu’t Tefsîri’l Me’sûr; 21/423-424, 75971 ve 75973 No.lu nakillerden özetlenmiştir.
[4] 58/ Mucâdele, 10
[5] bk. Mu’cemu Mekâyîsi’l Luğa, 1/60, a-s-m maddesi
[6] Müslim, 2553; İbn Hibban, 397; Tirmizi, 2389
[7] 58/Mucâdele, 8
[8] 4/Nisâ, 114
[9] Müsned, 11424
[10] Buhari, 6018; Müslim, 47; İbn Hibban, 506; Ebu Davud, 5154; Tirmizi, 2500
[11] El-Vâbilu’s Sayyib, Dâru Atââti’l İlm, 1/98-99