Neredeyiz?”

Nerede olacak, aynı yerde.”

Onu sormadım, bulunduğumuz yeri sordum.”

Yaşadığımız yer işte.”

Hah… Nerede yaşıyoruz biz?”

Bilmem.”

Nasıl yani, bunca yıldır yaşadığın yeri bilmiyor musun?”

Maalesef.”

Merak da mı etmedin?”

Yoo…”

Sana inanamıyorum… Şu karartılar ne?”

Tümsek sanırım.”

Her biri birbirinden farklı, uzunlu kısalı, değişik şekillerde.”

Sence ne?”

Bilmiyorum.”

Boşveeer… Şunun şurasında ne kadar ki ömrümüz! Şu yapraklardan ye, karartılarda gez, yorulunca dinlen. Sabah yeniden başa dön. Ye, gez, dinlen. Ye, gez, dinlen…”

Aaa… Neler oluyor?”

Bilmiyorum.”

Başım döndü. O da ne? Kaaaç! Bir cisim yaklaşıyor. Ezecek bizi!”

Oh be! Yaprağı çevirdi. Ucuz kurtulduk.”

Acıktım.”

Ben de.”

Haydi biraz daha yaprak kemirelim…”

İki toz böceğinin diyaloğunu okudunuz. Biri meraklı, diğeri bir o kadar umursamaz. Fakat ufaklık ne kadar merak etse de hakikati hiç bilemeyecek. Çünkü o sadece bir toz böceği. Nerede yaşadığını bilmeyen, bilse de bu bilginin kendisine hiçbir faydası olmayacağı bir toz böceği… Kitap gibi koca bir hazinenin içinde yaşıyor aslında. Kemirdiği yapraklar, kitabın sayfaları. Karartılar, o kitaba derç edilmiş hazinenin şifreleri, kelimeler… Toz böcekleri nasıl bir hazinenin içinde olduğunun farkında dahi değil. Tek amacı kemirmek; satırlar ve kelimeler arasında gezinmek; bazen bir noktanın, bazen de bir ünlemin üzerinde dinlenmek… O kadar. Kınamayın, yaratılışının gereği bu… Bizden biri kitabı raftan alırken sarsılıyor. Sayfaların içinde gördüğümüzde zarar verenlerimiz olduğu için korkuyor. Yaşam döngüsü bu onun. Kemir, gezin, dinlen, kaç…

Bu toz böceklerinin yaşamıyla benzer aslında bizim yaşamımız da. Öyle bir kitabın içinde yaşıyoruz ki farkında değiliz. Dağlarında dolaşıyor; denizinde yüzüyor; nehrinde balık tutuyor; ormanında kamp kuruyor; yıldızlarının altında hayallere dalıyor; her gün yollarından geçiyor; bulutuyla gölgeleniyor; rüzgârıyla serinliyor; yağmuruyla bereketleniyor; nebatatıyla rızıklanıyor; çiçekleriyle bezeniyor; denizlerin, okyanusların dibinden çıkarılan yeraltındaki ziynetlerini takınıyor; gecesinde dinlenip gündüzünde çalışıyor; atılan bir sudan, akleden bir canlıya dönüşüyor; binek hayvanlarını kullanıyor; ehil hayvanların etinden, sütünden ve yumurtasından istifade ediyoruz da hiç idrak etmiyoruz.

Dağların büyüklüğü, Rabbimizin azametini hatırlatmıyor; denizler üstünde gezen gemiler, O’nun kudretini bize göstermiyor; topraktan çıkan bitkiler, bize Rahman’ın ayetleri olarak görünmüyor; kapkaranlık göğü süsleyen yıldızlara bakıp imanımız artmıyor; göğe bakınca nasıl da direksiz durduğuna hayret etmiyoruz… Her birinin yanından kayıtsızca geçip gidiyoruz. Oysa insana Yaratıcısını tanıtan eserlerdir bunlar. Bu eserlerden kimi sanatını anlatır bize Allah’ın (cc), kimi büyüklüğünü, kimi eşsiz gücünü, kimi tek oluşunu, kimi ise merhametini… Kısacası her eser, O’nun esmasının tecellisi…

Bu tecellileri ancak müminler görebilir. Göremeyen, büyük bir gaflet içindedir. Hatta mümin ile müşrik arasındaki en belirgin farktır bu görebilme yeteneği. Öyleyse müminler sıkı bir muhasebe yapmalı, hayatında tefekküre ne kadar zaman ayırdığını hesaplamalıdır.

Neredeyiz?”

“…”

Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün peşi sıra yer değişmesinde akıl sahipleri için (üzerinde düşünüp, bunları yapanın tek ilah olduğu, kulluğun sadece kendisine yapılması gerektiğine dair sonuçlar çıkaracakları) ayetler vardır. Onlar ki ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler ve (derler ki): ‘Rabbimiz! Sen bunu boşa yaratmadın. Seni eksikliklerden tenzih ederiz, bizi ateşin azabından koru.’ ‘Rabbimiz! Şüphesiz ki sen, kimi ateşe sokmuşsan onu rezil etmiş/alçaltmışsındır. Zalimlere hiçbir yardımcı yoktur.’ ‘Rabbimiz! Şüphesiz ki biz: ‘Rabbinize iman edin!’ diye imana davet eden bir davetçiyi işittik ve iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve Ebrar olanlarla (çokça iyilik yapanlarla) beraber canımızı al.’ ‘Rabbimiz! Resûllerine vadettiğini bize ver ve Kıyamet Günü’nde bizi rezil etme. Şüphesiz ki sen, sözünden dönmezsin.’ ”1

Göklerde ve yerde (Allah’ın birliğine ve şanının yüceliğine delalet eden) nice ayet vardır. O ayetlerin yanından ilgisizce/sırt dönerek geçip giderler. Onların birçoğu Allah’a şirk koşmadan iman etmezler.”2

1. 3/Âl-i İmran, 190-194

2. 12/Yûsuf, 105-106