TEVBEYLE KAZANILAN FAZİLET

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Kıymetli Kardeşim,

Tevbe dönüştür; şirkten tevhide, batıldan hakka, günahtan sevaba, dalaletten sırat-ı mustakime, eğriden doğruya dönüştür. Tevbe; şeytanın tuzağından Allah’ın rahmetine, nefsin arzusundan Allah’ın rızasına dönüştür.

Âdem’in (as) Rabbine olan dönüşü gibi. Cennette nimet içerisinde Havva Annemiz ile birliktelerdi. İmtihan gereği yasaklanan ağaçtan yememeleri gerekiyordu. Şeytanın hilesiyle Âdem (as) ve eşi günaha bulaştılar, yasaklanan ağaçtan yediler. Akabinde hatalarını anladılar ve Rabblerinden, bağışlanma dileyecek kelimeler öğrendiler. Bu kelimelerle Rabblerine dönüp, günahlarından af dilediler. Allah da (cc) onlara rahmetini indirdi.

Sen de Âdem’in (as) çocuğusun. Günahın, hatan olacaktır elbet. Lakin sen de babanın yaptığı gibi Rabbinden kelimeler öğrenecek ve tevbe edeceksin. Pişman olacaksın, hatanı telafi etmenin mücadelesini vereceksin. Göreceksin ki bu yakarışın, Rabbine olan dönüşün, günahını silmekle beraber seni Allah katında değerli ve faziletli kılacaktır.

Bazen hayatın zorlukları içerisinde bir çıkış, kurtuluş ararız. Ailevi sorunlar, toplumsal sıkıntılar, savaşlar, ölümler, ekonomik krizler, doğal afetler… üst üste gelir, umutlarını tüketecek dereceye getirir insanı. Artık tüm benliğinle “Huzur, kurtuluş, çıkış!” diye haykırasın gelir. Bir çıkış kapısı ararsın. İşte tevbe, bu sıkıntıları giderecek en büyük çıkış kapısıdır.

Yunus Nebi’yi (as) hatırlamanı isterim. Allah’ın emri olan daveti terk ettiğinden dolayı balık onu yuttu ve kendisi karanlıklar içerisinde kaldı. Lakin pes etmeden çıkış aradı, kapıların açılması için çabaladı. Fakat Yunus (as) bu çıkışı Rabbine dönmekte aradı. Biliyordu ki başına gelenler günahı sebebiyleydi, oradan kurtuluşun yolu da bu günahından tevbe etmesiydi. En güzel isimleriyle Allah’tan bağışlanma istedi. Allah da (cc), Yunus’u bağışladı ve balığın karnından kurtardı.

Abdullah ibni Abbas’tan (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Kim, istiğfara ısrarla devam ederse, Allah onu bütün kaygılardan kurtarır, bütün darlıklardan bir çıkış yolu verir, ona hiç beklemediği bir yerden rızık verir.”[1]

Günahlarımız, yeryüzünde fesada sebebiyet veriyor. İnsanlarda ruhsal bozukluğa, toplum arasında zulümlerin artmasına; kâinat düzeninde yağmurun azalmasına, nebatın çıkmamasına neden oluyor. Bu nedenle dünyada bizi biz yapan, insani birçok değer fesada uğruyor. Tekrardan dünya düzenini sağlamak, fesadı ıslah etmek, sorunları izale etmek için Rabbimize dönmeli, bağışlanma dilemeliyiz. Tevbe, Allah’ın rahmetini üzerimize indirir, bizleri bu sıkıntılardan kurtarır.

Nuh’u (as) hatırla. Kavmi yeryüzünü fesada uğrattığında bu hatırlatmayı yapıyor:

“Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü o (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğaffâr’dır.’ (İstiğfarınıza karşılık) üzerinize gökten bolca yağmur yağdırır. Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunur, sizin için bahçeler ve nehirler var eder.”[2]

“Rabbinizden bağışlanma dileyin sonra da O’na tevbe edin. (Buna karşılık) sizi belirlenmiş bir süreye kadar güzellikle faydalandırır ve her fazilet sahibine lütuf ve ihsanından verir. Şayet yüz çevirirseniz, şüphesiz ki sizin için büyük günün azabından korkmaktayım.”[3]

Kıymetli Kardeşim,

Hayata dair birçok isteğimiz oluyor. Ev, araba, iş, eş, evlat, arkadaş, sağlıklı ve huzur dolu bir yaşam, bilgi/ilim, başarı… gibi çeşitli arzularımız oluyor. Günahlarımız bu isteklerimize ulaşmanın önünde engeldir. Çünkü Rabbimiz, günahkâr kullarına nimetini vermez. Ancak tevbe eden, istiğfarla günahlarını paklayan insanların istediklerine icabet eder.

Bununla alakalı İmam Ahmed ibni Hanbel’in (rh) yaşadığı bir kıssayı aktarmak isterim:

Ahmed ibni Hanbel hadis âlimiydi. Hadis derlemek için çıktığı uzun bir yolculukta şiddetli yağmura yakalandı. Yağmurdan sığınmak için bir mescide girdi. İmam orada istirahate çekildi. Gece de orada kalma düşüncesi vardı, ancak mescid görevlisi müsaade etmedi. İmam Ahmed oradan ayrıldı, dışarıda yağmurda kaldı. Biraz yürüdüğü esnada onun hâlini gören bir fırıncı İmamı içeri aldı. İmam oturdu, fırıncıyı izlemeye başladı.

Fırıncı fırına her ekmek attığında, “Estağfirullah… Estağfirullah… Estağfirullah…” diyordu.

Bu zikir İmam Ahmed’in dikkatini çekti ve “İstiğfarının karşılığını aldın mı?” diye sordu.

Fırıncı, “İstiğfarım nedeniyle Rabbim bana her istediğimi verdi. Ancak bir tane duama icabet edilmedi.” dedi.

İmam Ahmed, “Nedir o icabet edilmeyen duan?” diye sordu.

Fırıncı, “Ben İmam Ahmed adında çok büyük bir âlim duydum. Görmeyi istedim, ama nasip olmadı.” dedi.

İmam Ahmed bu duruma çok şaşırdı ve “Allah, o görmeyi istediğin imamı ayağına getirdi. Ben İmam Ahmed ibni Hanbel…” dedi.

Tevbe sadece dünyada rahmeti, bereketi üzerimize indirmiyor. Rabbimiz (cc) tevbe eden kullarına ahirette de sayısız ikramlarda bulunacaktır. Görmediğimiz, hayal dahi edemediğimiz cennet nimetlerini mükâfat olarak verecektir:

“Ey iman edenler! Allah’a nasuh bir tevbeyle (günaha dönmeme azmiyle) tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz, kusurlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Nebi’yi ve beraberindeki müminleri rezil etmeyecektir. Onların nuru önlerinde koşup (parıldar). Sağlarından (amel defterlerini almışlardır). Derler ki: ‘Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, günahlarımızı bağışla. Çünkü sen, her şeye kadîr olansın.’ ”[4]

“Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır. (O) Adn Cennetleri ki; Er-Rahmân kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi yerine gelir. Orada boş söz işitmezler. (İşitecekleri) yalnızca ‘selam’dır. Ve onlara, orada sabah ve akşam rızıkları vardır. İşte bu, kullarımızdan takvalı olanları vâris kılacağımız cennettir.”[5]

“De ki: ‘Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi?’ Takva sahipleri için Rablerinin katında, altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Tertemiz eşler ve Allah’ın rızası da vardır. Allah, kullarını görendir. (Cenneti hak eden takva sahipleri) derler ki: ‘Rabbimiz! Şüphesiz ki bizler, iman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru. (Cenneti hak eden takva sahipleri) sabredenler, sadık olanlar, gönülden (Allah’a) itaat edenler, infak edenler ve seher vakitlerinde istiğfarda bulunanlardır.’ ”[6]

“Hep beraber topluca Allah’a tevbe edin ki, kurtuluşa eresiniz ey müminler!”[7]

Sonuç olarak, tevbe etmeyen veya tevbeyi erteleyen kişiler bu mükâfatlardan mahrum kaldığı gibi aynı zamanda zalimlerden de olur. Kendi nefsine, dünyasına ve ahiretine zulmetmiş olur. İki dünyasını da geçici heves için kaybeder. Bu insanlardan olmaktan Rabbimize sığınırız.

“Ey iman edenler! Bir erkek topluluğu, başka bir erkek topluluğuyla alay etmesin. Belki (alay ettikleri) kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınlarla alay etmesinler. Belki (alay ettikleri) kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi nefislerinizi ayıplamayın, birbirinize lakap takmayın. İmandan sonra fasıklık, ne kötü bir isimdir. Kim de tevbe etmezse bunlar zalimlerin ta kendileridir.”[8]

Rabbim bizleri tevbe eden, bağışlanmaya muvaffak olan kullarından eylesin. Allahumme âmin.

Davamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdetmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşmek ümidiyle…

 

[1]. Ebu Davud, 1518; İbni Mace, 3819

[2]. 71/Nûh, 10-12

[3]. 11/Hûd, 3

[4]. 66/Tahrîm, 8

[5]. 19/Meryem, 60-63

[6]. 3/Âl-i İmran, 15-17

[7]. 24/Nûr, 31

[8]. 49/Hucurât, 11