Kitabın Yazarı: Komisyon

Yayınevi: Furkan Yayınları

Basım Tarihi: 2013

Sayfa Sayısı: 152

Ebat: 13,5 X 21,0 cm

Kitap Hakkında

İnsan tertemiz bir hâlde dünyaya gelir. Başta şirk olmakla beraber tüm kötülüklerden arındırılmış şekilde doğar. Rabbimiz (cc) yalnız kendisine kulluk edilmesini istediği için her bir ferdi İslam fıtratı üzerine yaratmıştır:

“Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar…”[1]

İnsan, pak fıtratı koruduğu müddetçe İslam üzere kalır. Ancak dış etkenlerin şeytani çağrılarına yöneldiği vakit fıtratını bozar ve bozulan fıtratı artık şirkle kirlenmeye daha meyyaldir. Bu yüzden aynı hadiste Allah Resûlü (sav), müşrikleşmenin sonradan olduğunu beyan etmiştir:

“Her doğan çocuk, fıtrat üzere doğar. Sonra ebeveyni onu ya Yahudileştirir ya Hristiyanlaştırır ya da Mecusileştirir…”[2]

Bu hakikati tıpkı bizler gibi çok iyi bilen tağutlar, hemen hemen dünyanın her yerinde, çocukları kendi şirk ideolojileri doğrultusunda yetiştirmek adına eğitim kurumları inşa ederek, buralarda belirledikleri müfredatla küfür inançlarını benimsetmeye çalışırlar. Amaçları bu temiz fıtratları bozup demokrat, faşist, seküler bireylere dönüştürmektir.

Bu durum ülkemizde de böyle olmuş, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra tüm eğitim kurumlarında derin bir değişikliğe gidilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk iktidara gelir gelmez Osmanlı’dan kalan eğitim sisteminin tümünü kaldırmış, yerine kendi ideolojisine uygun bir düzen getirmiştir. Bu düzenin temeli olan okullarda çocuklara aşılanmak isteneni anlamak için öncelikle bu ideolojinin sahibini tanıyalım:

Atatürk, Allah’ı (cc) inkâr eden biridir

“İnsanlar, kurtçuklar gibi sulardan çıktılar en önce… İlk ceddimiz balıktır. İşler daha daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. Biz maymunlarız, düşüncelerimiz insandır.”[3]

“Masum ve cahil insanları, yüzlerce Allah’a taptırmak veya Allah’ları muayyen gruplarda toplamak ve en nihayet bir Allah kabul ettirmek, siyasetin doğurduğu neticelerdir.”[4]

Atatürk, Allah Resûlü’nü (sav) inkâr eden biridir

“Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. Bunlar artık efsanelere karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. Kuran sureleri Muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. Muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. Muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir.”[5]

Atatürk, Kur’ân’ı Kerim’i ve diğer kitapları inkâr eden biridir

Atatürk, 1 Kasım 1937 tarihindeki Meclis açılış ko-nuşmasında şöyle demiştir:

“Aziz Millet Vekilleri,

Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”[6]

Atatürk, İslam’ı inkâr eden biridir

“Din birliğinin de bir millet teşkilinde tesirli olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz. Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din ne Arapların ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli bağlarını gevşetti milli hislerini milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabi idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin üzerinde kapsamlı bir Arap milliyeti siyasetine varıyordu. Bu Arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdurlar.”[7]

Muhafazakâr köstebekler her ne kadar görmese de Atatürk’ün nasıl biri olduğu, bu ve bunun gibi birçok belgeyle sabittir. Durum böyle olunca Kemalist sistem, eğitim kurumlarını tabii ki kendi inançları doğrultusunda yönlendirecektir. Bu hakikat, üstü örtülemez bir gerçektir.

Her peygamber kendi döneminin putlarına dikkat çekmiş, insanları, onlara tapınmaktan sakındırmıştır.[8] Peygamberlerden sonra bu ehemmiyetli görevi âlimler devralmış ve zamanlarındaki itikadi sapmaların temel sebeplerini anlatarak hakkı açığa çıkarmışlardır. İşte bu manada “Tağutlara Kulluğun Modern Mabedleri” kitabı, asrımızın en yaygın küfür amellerinden olan “okul” meselesine ışık tutmaktadır.

“Tağutlar insanların hayrını dilemezler. Onların tek amacı halkları zillet içerisinde kendilerine boyun eğdirmektir…”[9] Bunu sağladıkları ilk mekân ise okullardır, zira küçücük ve tertemiz olan çocukları zehirlemek bu yaşlarda daha etkilidir. Zehirlenen çocuklara -Allah’ın rahmet ettikleri müstesna- Kur’ân’ın şifa olan ayetleri etki etmez. Kitap bu durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyarken, vakıada yaşanan somut örneklerle ve kendi yönetmeliklerinde bulunan yazılı kanunlarla, on iki yıl boyunca okula giden bir çocuğun küfür ve şirkten uzak duramayacağını ispatlar.

Kitabın, Halis Bayancuk Hoca’mızın ve diğer yazarların metinlerinden oluşması kitaba ayrı bir güzellik katmıştır. Her biri kıymetli makaleleriyle farklı bir bakış açısından meseleyi ele almış ve böylelikle tüm yönlerden konuyu izah etmiştir. Okul konusunda kafası karışıp da samimi bir niyetle doğruyu arayanlara gerçek bir rehber olmuştur.

Kitaplarda buluşmak üzere, Allah’a ısmarladık…

 

[1]. Buhari, 1359; Müslim, 2658

[2]. Buhari, 1359; Müslim, 2658

[3]. Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, Ruşen Eşraf Ünaydın, Türk Tarih Kurumu Basımevi 1954, s. 53

[4]. Türk Tarihinin Ana Hatları, Devlet Matbaası, 1930, s. 220-221

[5]. Atatürk’ün El Yazmaları, Afet İnan, 2000’e Doğru Dergisi, S 8, s. 15-16

[6]. TBMM Zabıt Ceridesi, 20/8

[7]. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, 1929-1930, 23/20

[8]. “Lat ve Uzza’yı gördünüz mü? (Nerede kudreti sonsuz olan Allah, nerede kendisine dahi faydası olmayan bu putlar?) Ve üçüncüleri olan Menat’ı. Erkek (çocuklar) sizin, dişi (çocuklar) O’nun öyle mi? Öyleyse bu, adil olmayan insafsız bir paylaştırmadır. (Lat, Menat, Uzza gibi isimler) sizin ve babalarınızın koyduğu, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği isimlerdir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin arzusuna uyarlar. Oysa andolsun ki onlara, Rablerinden hidayet gelmiştir.” (53/Necm, 19-23)

“Ve dediler ki: ‘Sakın ha ilahlarınızı bırakmayın. Ved, Suva, Yeğus, Yauk ve Nesr’i de bırakmayın.’ Muhakkak ki çok kimseyi saptırdılar. O zalimlerin sapıklıklarından başka bir şeyini arttırma.” (71/Nûh, 23-24)

[9]. Tağutlara Kulluğun Modern Mabedleri, Furkan Basım Yayın, s. 15