Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

Rabbimden hepinizin iyi olmasını temenni ediyorum. Geçen ay ara verdiğimiz nöromotor gelişim yazılarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, Allah’ın izniyle.

12. ay

  • Yardımsız birkaç adım atabilir.
  • İki ila dört kelimeyi anlayarak söyler.
  • “Anne, baba” kelimelerini anlamlı söyler.
  • Giyinirken yardım etmek ister.

Önceki aylarda desteksiz ayakta duran ve onuncu ayda destekle adım atarak sıralama hareketi yapan çocuk, artık desteksiz birkaç adım atmaya başlar. Tam kapsamlı bir yürüme değil de birkaç adım atıp düşme/oturma şeklinde yürür.

Bu aydan itibaren çocuğun giyinip soyunmasına kendisini de dâhil etmeliyiz. Bir zaman sonra kendi başına bu eylemi gerçekleştirecek olan çocuğun bunu öğrenmesi ortalama on ikinci ayla başlar.

Kelimeler anlam kazanır. Bir yaşındaki bebek tabii ki kavramlar üzerine detaylı analizler yapamaz, ebeveyne cevap veremediği zamanlar çoğunluktadır. Fakat bu yaşlar, kavramların öğrenilmeye başlandığı dönemdir. Ebeveynler, “Çocuk anlamıyor. Nereden bilecek?” gibi yanlış algılara kapılıp kavram eğitimini ileriki aylara ertelememelidir.

Kelimeler ve kavramlar oluşur. Çocuk, kelimeleri anlamlarıyla bütünleştirmeye başlar. “Kalem” denildiğinde ne anlama geldiğini, neyi ifade ettiğini bilir. “Anne”nin ne olduğunu, neyi kapsadığını bilir. Bu zamanlarda “öğreniyorum kartları” çocuğun gelişimine destek olacaktır. Çevremizdeki cisimlerin tamamı, doğal öğreniyorum kartlarıdır, çocuğa öğretilebilir. Örneğin, hayvanları öğreniyorum kartlarını ele alalım. Fil resminin olduğu ve üzerinde fil yazan bir kart, çocuğa fili öğretmek ve bu konuda görsel bilgi sunmak üzerine tasarlanmıştır. Ebeveyn, çocuğa resimdeki fili gösterip özelliklerini anlattığında, çocuğun kafasında bir fil algısı oluşmaya başlar, oluşan algı zamanla şekillenecektir. Ebeveyn ne kadar detaylı bilgi verir, farklı fil resimleri gösterirse çocuğun zihnindeki fil algısı o kadar zenginleşecektir. Hatta çocuk gerçek bir fil görebilirse, çocuğun algısı daha da genişleyecektir. Algısı genişleyen çocuk, büyüyüp yetişkin olduğunda da hayata o kadar geniş bir pencereden bakabilir. Ebeveynler çocuklarına ne kadar çok kavramı anlatır, bu kavramları da ne kadar farklı şekillerde gösterirse o kadar zengin bir zihin elde edilebilir. Büyüdükçe çocuklarınızla “keşif turları” yapabilir; çevresine karşı farkındalık oluşturup Rabbimizin (cc) kevnî ayetlerini birlikte tefekkür edebilirsiniz. Üstelik bunun için çok uzaklara gitmenize de gerek yok. Çevrenizdeki parklardan yararlanabilir, çimlere uzanıp gökyüzüne bakabilirsiniz.

Soyut olan kavramlarsa çevremizdeki nesneler kadar basit değildir. Sevgi, adalet, dürüstlük, hoşgörü, özlem, mutluluk, yalan, öfke… gibi davranışa, düşünceye ve duyguya karşılık gelen soyut kavramlar daha farklıdır.

Soyut kavramların öğrenilmesinin tam olarak ne zaman başladığı üzerinde görüş ayrılığı olsa da çocuk soyut kavramları, bu kavramları yaşayan yetişkinlerle somutlaştırır; yani ebeveynleriyle. Örneğin, “Dürüstlük nedir?” Sorusunu cevaplayan bir kart yoktur. Çocuk belki kavramsal olarak öğrenebilir, fakat kafasında “dürüstlük” algısını oluşturmak için çevresine bakması ve etrafındaki yetişkinlerin “dürüstlük davranışlarını” gözlemlemesi gerekecektir. Kendisine örnek aldığı yetişkinlerin başında ise anne babası yahut varsa kendisinden büyük kardeşleri gelir. Dürüstlüğün anlamını öğrenmiş bir çocuk, ne yaptığında dürüst olacağını, ne yaptığında dürüst olmayacağını ebeveynleri üzerinde somutlaştıracaktır.

Dürüstlüğün ne anlama geldiğini sorduğumuzda herkes bilir. Kavramsal olarak tanımında sıkıntı yaşayacak bir yetişkin yoktur, ancak her yetişkin dürüst müdür? Dürüstlük tanımında olan davranışlar her yetişkinin hayatında aynı şekilde mi yaşanır?

Örneğin, fili ele alalım. Her yetişkin, filin ne anlama geldiğini tanım olarak bileceği gibi, bir fili gördüğünde “fil” yerine “elma” demez. Somut olan, gözle görülüp elle tutulan kavramlarda insanlar sıkıntı yaşamazken, soyut olan kavramlarda görülen bu çelişkinin bir sebebi de bu aylarda kavramları öğrenmeye başlayan çocuğa, çevresindeki yetişkinlerin sergilediği karmaşık -sözleriyle tutarsızlık içeren- davranışlardır.

Her ebeveyn, çocuğuna dürüstlüğün ne olduğunu kavram olarak anlatıp tanımını söyleyebilir. “Dürüstlük; doğru olmaktır, özü sözü bir olmaktır, gerçeği saklamamaktır.” şeklinde, bildiği tanımı çocuğuna öğretebilir. Ama komşu kapıyı çalıp da çocuğa, “Annen nerede?” dediğinde, çocuğuna “Evde yok.” dedirten bir ebeveyn, çocuğuna dürüstlüğü öğretebilmiş midir? İşte bu çocuk, dürüstlüğün ne demek olduğunu kelime anlamı olarak bilen, fakat ne ifade ettiğini algılamayan ve davranış olarak gereğini yapamayan bir insan hâline gelecektir. Ebeveyn olmak kolay bir şey değildir…

Öğretilen her kavramda ebeveyni takip eden ve naklen taklit eden bir çift göz, küçük bir insan vardır her ân. Çocuğa dürüstlüğü, adaleti, ahlakı, güzel sözü, erdemi, doğruluğu, sorumluluğu, sevgiyi, mutluluğu… her şeyi anlatabiliriz, hatta konuşurken mangalda kül de bırakmayabiliriz, fakat hayatımızda uygulamazsak o çocuğun da bilen, ama yapmayan yetişkinlerden olması muhtemeldir.

Dikkatli düşünüldüğünde ne kadar zor olduğu anlaşılabilir…

Peki, bu satırları okuyunca birden daralan içimize, ne kadar zor olduğunu anlayan aklımıza şunu diyebiliyor muyuz:

“Kalp, sen niçin bu kadar daraldın?! Allah (cc) seni her ân izlemiyor mu?”

“Akıl, sen bunun zor olduğunu şimdi mi idrak ettin? Oysa Allah (cc) seni her ân gözetlemiyor mu, hatta yaptıklarından ve yapmadıklarından dahi hesaba çekilmeyecek misin?”

İslam dininin en güzel noktalarından biri de her şeyden önce Allah’ın kulları olmamızdır. Evet, bir annesin, çocuğun seni takip ediyor, gözlemliyor ve taklit ediyor; fakat anne olmadan önce sen bir kulsun, Allah’ın kulu. Merkezine Rabbini koyarak yaşadığın bir hayat, çocuğuna örnek olman konusunda daha da kolaylık sağlıyor, değil mi? Rabbinin rızası doğrultusunda ıslah olduğun bir hayatta, evladının seni izleyip taklit etmesiyle evladın da ıslah oluyor, farkında mısın? Evet, bir babasın. Yaptığın işte, insan ilişkilerinde, hanımınla muamelende… evladın seni gözlemliyor ve taklit ediyor. Hangi birine dikkat edebilir insan… Fakat sen baba olmakla beraber bundan daha öncelikli olarak Allah’ın (cc) kulusun. Saydığımız soyut kavramlarda Allah’ın rızasını gözeterek yaşadığında hem sen hem neslin ıslah oluyor, ayrıca bu yaşam tarzında çocuğuna bir şeyleri anlatmak için çok çabalaman da gerekmiyor, zira çocuk bizzat davranışlarından ve sergilediğin örneklikten öğrenmiş oluyor. Evet, bir öğretmensin. Bir çift değil, bir sürü göz senin üzerinde. Üstelik bu gözlerin hepsinin tabiatı farklı, karakterleri birbirine benzemiyor, kültürleri çeşit çeşit. Önce Allah’ın kulu olan sayın öğretmenim, sayılan ve daha fazlası olan bu soyut kavramları hayatında hakkıyla uygulamaya başladığında, kavramları öğretmeye çalıştığından çok daha büyük izler bırakacaksın eğitimini üstlendiğin çocuklarda. Rabbim yardımcın olsun…

Çocukların gelişimi diye başladığımız her yazı, her sohbet, dönüp dolaşıp nasıl da yetişkinlerin eğitimi ve ıslahına geliyor… Çocuğun soyut olan kavramları öğrenerek, doğru davranışlar sergileyebilmesi için biz yetişkinler bu kavramları doğru bir şekilde yaşamalıyız, çocuk zaten öğrenecektir. Çünkü çocuklar en çok taklit ederek öğrenir. Çocukluk döneminde çok baskın olan beyindeki ayna nöronları, öğrenmeyle bire bir ilişkilidir; aynaya bakıyormuşsunuz izlenimi verirler. Yavru ördeklerin anne ördeği takip ettiği gibi çocuklar da her zaman ebeveyni takip eder ve gözlemler, sonra ayna misali taklit eder. Ebeveynin her davranışı, çocukta muhakkak bir karşılık bulur. Çocuğun ebeveyninde gördüğü her davranış önemlidir, farkında olmadan yapılacaklar listesine kaydedilir, böylece çevresindeki yetişkinlerin her yaptığını yapar, her davranışını kopyalar, her sözünü tekrarlar.

Ebeveyn neyi yapmıyorsa çocuk için önemsizleşir, onu beyinde geri plana iter. Öğrenmede aktif olan ayna nöronlarına ilgili davranış hiç gösterilmediği için çocuk bu davranışları, “öğrenilmesi ve yapılması gereken davranışlar” olarak değerlendirmez. Örneğin, ebeveynlerden birinin sürekli kitap okuduğunu görerek büyüyen çocukların, büyüdüğünde kitapları elinden bırakmayan bir yetişkin olacağı güçlü bir öngörüdür. Fakat evde kitap okunduğunu görmeyen çocuğun, büyüdüğünde kitaplara ilgi duyması pek beklenmez. Ebeveynler her ne kadar, “Kitap oku.” diyerek okumanın önemini anlatsalar da kendileri yapmadığı takdirde, çocuklarına bu alışkanlığı kazandırmaları pek mümkün olmaz. Kitap okumayan bir ebeveynin çocuğu da kitap okumayacaktır. Hatta çocuğun ayna nöronları, bu davranışı hiç görmediği ve kaydetmediği için büyüdüğünde o çocuk da kitap okumayan, ama kitabın faydasından bahseden, okumadığı hâlde çocuğuna kitap okumayı öğütleyen bir yetişkin olacaktır.

Örneğin, annenin yemek yaptığını gören çocuk yemek yapmaya çalışır, uzanır, katılmak ister. Anne bu eylem esnasında çocuğu da dâhil eder ve çocuk bu şekilde büyürse, ileride mutfağa ilgili olan bir yetişkin hâline gelir, kız çocuk veya erkek çocuk fark etmez. Ebeveynde neyi görüyorsa, çocukken ne yaparak büyümüşse ileride öyle bir yetişkin olur. Cinsiyet ayrımı yapmadan, çocukların becerilerine katkıda bulunmak gerekir. Tamir, temizlik, yemek, oyun şekilleri…

Somut ve soyut kavramların öğrenilmeye başlandığı bu dönemde olabildiğince görsel çeşitlilik sağlamaya çalışabilir, bir kavramı farklı noktalardan ve değişik özelliklerinden ele alabilirsiniz. Çocukları bir toprak olarak kabul edersek, yetişkinliğinde güzel bir orman olması için tohumlarını bu günlerinde ekmemiz ve bu doğrultuda bakımını yapmamız gerekir. Bireysel önerim; çocuklarınızla konuşma ve hitabet üzerinden ziyade, davranış ve aktivite üzerinden iletişiminizi arttırmanızdır. Aktiviteler esnasında çocuğun birçok nöromotor gelişimini de desteklediğiniz için duygusal açıdan doyurulmuş bir çocuğunuz olacaktır. Büyüdüğünde söylediklerinizden çok sizden gördüklerini, özellikle de beraber yaptıklarınızı, birlikte geçirdiğiniz zamanı hatırlayacaklar, yatırım yapmaya çalışın. Selametle kalın.

Rabbimiz nasip ederse bir sonraki yazımızda görüşmek ümidiyle…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.