Allah’ın adıyla…

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam O’nun Resûl’üne olsun.

Motivasyon konusunu ana başlık olarak kullandığımız yazı dizimize “kaygı” konusuyla devam ediyoruz. Daha önceki sayılarımızda da belirttiğimiz gibi motivasyon seviyemiz birçok bileşen tarafından etkilenebiliyor. Başlıca etmenlerden olan kendini tanımak, hedef gibi başlıkları diğer yazılarımızda inceledik. Bu sayımızda ise kaygı ya da diğer adıyla anksiyete konusunu, motivasyona etkileri çerçevesinden incelemeye çalışacağız inşallah.

Kaygı ne demektir? Kaygı seviyemiz motivasyonel yapımızı nasıl etkiliyor? Hangi seviyedeki kaygı, psikolojik iyi oluşumuz ve motivasyonumuz için iyidir? Bu sayıdaki yazımızda bunlara değinmeye çalışacağız.

Kaygı kavramı zaman zaman farklı filozoflar ve psikoloji alanında çalışan profesyoneller tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Kavramın manası ve nedenleriyle alakalı birçok söylev geliştirilmiştir. Bu yazımızda yoğun psikopatolojik kavramlardan ziyade, “Gündelik hayatta kaygı deyince ne aklımıza gelmeli?” üzerinden ilerlemek istiyoruz. Kaygı; yoğun endişe, sıkıntılı ruh hâli, bunaltı, nedeninin belli olmadığını düşündüğünüz gerginlik hissi gibi hayatınıza yansıyan duygu durumlarının bütünü olarak belirtilebilir. Korkudan farklıdır, çünkü korkunun nedeni belli, somut bir şeydir ve sizi tehdit eden bu somut neden ortadan kalkınca hissedilen yoğun duygu da ortadan kalkar. Ancak kaygıda bu süreç daha farklıdır. Genellikle ortada somut bir kaygı nedeni yoktur. Daha çok soyut kavramlar üzerinden endişelenip kaygı hissederiz. Örneğin, gelecek için endişe duymanız, soyut bir kavram olan gelecek planlarınız için kaygı hissetmenizdir. Aslında geleceğin nasıl şekilleneceğine dair elinizde verileriniz olsa da bunların hiçbiri somut ve kesin sonuç gösteren deliller değildir.

Peki, neden kaygı hissediyoruz? Bu hissiyatın hayatımızdaki manası nedir?

Allah’ın her şeyi bir hikmetle yarattığına inanan biz Müslimler[1] elbette ki kaygının da hayatlarımızda bir işlevi olduğunu bilmeliyiz. Belli düzeyde hissedilen kaygı; hayatta harekete geçmemizi sağlayan, planlar yapıp hedefler belirlememize yardım eden bir itki rolünü üstlenir. Konuyla alakalı olarak serinin ilk yazısında bahsettiğimiz motivasyon süreçlerinde kaygının yerini hatırlamak faydalı olacaktır. Gereken kaygı ve stresi hissetmezseniz yetiştirmeniz gereken ödevinizi ya da teslim etmeniz gereken işinizi bitirme ihtiyacı da hissetmezsiniz. Kaygı aslında hayatımızın bir parçasıdır. Her insan, hayatında belli oranda kaygı hisseder. Bu gayet normaldir. Özellikle kadınlarda kaygı seviyesi biraz daha fazla olabilir. Bunun nedeni için farklı açıklamalar yapılsa da yoğun olarak tercih edilen neden; anne olma ve bebek bakımından sorumlu olmayı sağlayan hormonal ve fizyolojik alt yapı, kadınları daha fazla temkinli ve ihtiyatlı hâle getiriyor olduğudur.[2] Bu konuya Kur’ân-ı Kerim’den güzel bir örnek olarak şu pasajı verebiliriz: Allah (cc), Kasas Suresi’nde Musa’yı (as) suya bırakan annesinden bahsetmektedir. Anneye vahiyle güvence verilmesine rağmen bebeğini suya bıraktıktan sonraki durum için Rabbimiz şöyle buyurur: “Musa’nın annesi yüreği bomboş (endişeden dolayı aklı başında olmaksızın, yalnızca Musa’yı düşünerek) sabahı etti…”[3] Burada geçen “yüreğinin bomboş olması” tabiri, tam olarak kaygı kavramını açıklamaktadır. Zira vahiyle sabitlenmiş bir kalp olmasına rağmen, Musa’nın annesi hâlâ belli oranda kaygı hissetmektedir ve bu durum çok normaldir, çünkü bizler bu duygu durumuna meyilli olarak yaratılmışızdır.

Kaygı hissetmek tabiatımızın bir gereğidir. Kaygı hissetmeseydik gelecek planları yapamazdık, kendimizi kötü alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışmazdık ya da en basit şekliyle günahlarımız nedeniyle pişmanlık hissetmez, kendimizi düzeltmeye çalışmazdık.

Kaygı, belirttiğimiz gibi belli dozda hayatımız için elzemdir. Ancak o belli seviye aşıldığında her şeyin aşırısının zarar vermesi gibi bize zarar vermeye başlayabilir. Rahmân olan Allah (cc), bazı ayetlerde bizleri, bu konuda dikkatli olmamız için uyarmaktadır.

Örneğin, İsrâ Suresi’nin 31. ayetinde, “Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onların da sizin de rızkınızı biz veriyoruz…” buyurulmuştur. Aslında dikkatli incelediğimizde bu ayetin işaret ettiği nokta rızık ve gelecek kaygısının aşırı hâlidir. Bu kaygı o kadar yoğun seviyelere gelerek kişinin hayatına etki edebiliyor ki çocuğundan vazgeçmeye dahi neden olabiliyor. Kulağa hayret verici gelse de maddi yetersizliklerden dolayı, çocuğa iyi bir gelecek sunamayacağını düşünerek kürtaja başvuranları düşünmek bu konuya dair somut bir örnek olarak yeterli olacaktır.

Psikoloji alanında “Kaygı Bozuklukları” başlığı altında incelenen birçok farklı patolojik yapı mevcuttur. Ancak bu yazımız kaygının motivasyon üzerine etkileri başlığı altında ilerlediği için, bu konuya bu yazımızda değinmeyi uygun bulmuyoruz. Fakat konuyu daha iyi kavramak adına yaşanılan kaygının aşırı mı, yoksa gereken seviyede mi olduğunu anlamak için bakmamız gereken noktayı sizlerle paylaşmak istiyoruz:

Eğer vücudunuzda sürekli olarak bir gerginlik, zihninizde bir endişe hâli varsa; son zamanlarda sürekli sinirli, kolay parlayan, ne yapsa gevşeyemeyen bir yapı içerisindeyseniz ya da yaşam kaliteniz bu endişeli ruh hâlinizden dolayı artık olumsuz etkilenmeye başladıysa ve normalde konsantre olup yaptığınız rutin işlerinizi dahi yapmakta zorluk çekiyorsanız yoğun bir kaygı içinde olabilirsiniz. Bu tarz uzun vadeli kaygılar kişilerde dikkat dağınıklığına, yaşama dair isteksizliğe, hedef belirlemek ve ona uygun adımlar atmada güçlüklere neden olabiliyor. Çoğu kişi hayatında yoğun kaygıyla mücadele ettiğini fark etmeden uzun zaman dilimleri geçiriyor. Yazımızın devamında kaygıyla baş etme önerilerini bulabilirsiniz. Ancak tüm bunlara rağmen yoğun bir kaygının içinde olduğunuzu düşünüyorsanız lütfen destek almaktan çekinmeyin.

Bu noktada unutmamamız gereken husus ise yukarıda da belirtildiği gibi, kaygı herkesin hayatında belli düzeyde vardır, olması da gerekir. Yine Kur’ân’a başvuracak olursak, Taha Suresi’nin 67. ayetinde, sihirbazların asalarını attığında asaların hareket ettiğini gören Musa (as) için, “Musa, içinden bir korku duymaya başlamıştı.” buyurulmuştur. Daha sonrasında gelen ayette ise Musa’ya galip gelecek olanın kendisi olacağı hatırlatılmış, yani başarıp başarmayacağına dair hissettiği kaygı vahiyle giderilmiştir. Yine Peygamber’in (sav) Bedir Günü ettiği duayı hepimiz biliriz. Allah Resûlü, “Allah’ım, şu bir avuç Müslim ölürse yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz.”[4] şeklinde dua ederken aslında Müslimlerin ve İslam’ın akıbeti, yani geleceği hakkındaki kaygısını dile getirmekte, bunun için dua etmekteydi.

Konu başlığımız altında bakacak olursak, zor süreçler herkese kaygı uyandırır. Bir peygambere dahi… Önemli olan sizin yaşam kalitenizi, motivasyonel sürecinizi ya da hedefiniz için gerekli olan adımları atma noktasında sizi nasıl etkilediğidir. Örneğin, bir gruba ders anlatması gereken bir kişi, başkalarının önünde rezil olma düşüncesinden doğan kaygıdan dolayı hazırlığını yapamıyor ve ders anlatma görevinden kaçınarak vazgeçiyorsa bu aslında hissedilen kaygının o kişinin hayatına etki ettiğinin bir göstergesidir. Böyle durumlarda kaygı uyandıran durumdan kaçınmak ânlık olarak rahatlama getirebilir, ancak uzun vadede beyninize şu komutu vermiş olursunuz: “Kaygılarında o kadar haklısın ki bunu çözmenin başka mantıklı bir yolu yok. Gelecek seferde de bu kaçınma yolunu deneyelim.”

Peki, ne yapmalıyız ya da kaygı seviyemizi nasıl kontrol etmeliyiz?

Öncelik olarak kaygıyı kontrol etmeye çalışmayın. Kontrol etmeye çalıştıkça kaygınız daha çok artacaktır. Duygular, hisler onlarla cebelleşmemizi hoş karşılamazlar.[5] Bunun yerine kabul edilmek ve anlaşılmak isterler. Kaygılı hâlinizin bir sinyal olduğunu unutmayın. Ona merak ve şefkat duygusuyla yaklaşın. Hangi durumların sizde daha fazla kaygıya neden olduğunu araştırın. Yazı dizisinin “Kendinin ve ânın farkında olma” adlı ikinci yazısında önerilen tefekkür dakikaları bu konuda oldukça faydalı olabilir. Kendinize doğru soruları yöneltmek, kaygının nedenini görmenize yardımcı olacaktır. Adım atılan iş için yeterli donanıma sahip olup olmadığınıza dikkat edin. Beklentilerinizin hayalci mi, yoksa gerçekçi mi olduğunu tartın. Beyninizdeki kaygı mekanizmasının mantığını kendinize hatırlatın. Örneğin, yeni bir iş kurmaya karar veren bir kişi şunun farkında olarak yola çıkmalıdır; yeni başlangıçlar hangi konuda olursa olsun kaygı uyandırır. Çünkü beynin yeni atılacak adım için referans alarak kullanabileceği veri ya da deneyim sayısı kısıtlıdır. Bu, yeni bir deneyimdir ve bolca belirsizlik içerir. Beyin, kişiyi belirsizliğin getireceği kötü sonuçlardan korumak için kaygıyı devreye sokar. Yani kişinin dikkatli adım atması için sinyaller yollar. Belirsizlikler kaygının beslendiği yolaklardır. Bu yüzden yeni işler, yeni deneyimler her zaman daha ürkütücü ve endişe vericidir. Yeni bir işe adım atacak kişiler, kaygı hissetmenin normal olduğunu hatırlamalı ve işin arkasında yatan mantığı kendisine hatırlatmalıdır.

Bir sonraki adım olarak belirsizlikleri olabildiğince aza indirgemek, kaygıyla başa çıkmada yardımcı olacaktır. Kendine hedef belirlemiş bir kişi üzerinden açıklamaya çalışırsak; belirlediği hedefin net olması, atması gereken adımları sıralaması, yetersiz olduğu alanları tespit etmesi ve o alanlarda kendini geliştirmek için yardım alması gibi somut adımlar belirsizlikleri elimine edecektir. Bu da kaygı seviyesinde düşüşe neden olacağı için motivasyonel anlamda bireyin yararına olacaktır.

Kendimizi dinleyerek kaygı nedenimizi bulduk, ancak nasıl adımlar atacağımız noktasında emin değilsek aşağıdaki maddeler size yardımcı olabilir:

Düşüncelerinizi kâğıda dökmek, diğer yazılarımızda da belirtiğimiz gibi somut veri olacağı için sizi rahatlatacaktır.

Sizi yoran ve kaygı uyandıran hususlar şeklinde yazdığınız maddeleri bir başkasının gözünden bakıyormuşçasına hayal edin. Örneğin, yakın arkadaşınız size bu sorunlarla gelse ona ne önerirdiniz?

Yeni verilecek kararlar ve atılacak adımlar, kaygıyı en çok hissettiğimiz zamanlardır. Böyle zamanlarda muhakkak istişare yapın. Allah’ın da (cc) ayette buyurduğu gibi, “…işlerinde onlarla istişare et. (Bir konuda) karar verdiğin zaman Allah’a tevekkül et…”[6] istişare size faklı bakış açısı ve bilgi kazandıracağı için belirsizliğin ve bilgi eksikliğinin oluşturacağı kaygıyı azaltacaktır. Aynı zamanda, istişare yaparak hedefinize dair gereken adımlardan birini atmış olduğunuz, yani aksiyona geçtiğiniz için içsel motivasyonunuzu arttırmış olursunuz.

Düzenli spor yapmak, kaslarınızı germek ve gevşetmek kaygıyla baş etme noktasında size yardım edecektir. Düzenli yapılan günlük yarım saatlik yürüyüşün, hayatınızda neler değiştirebileceğine inanamayacaksınız.[7]

Kaygı duyduğumuz durumu mizah yoluyla düşünmek, içine düşmekten kaygı duyacağımız durumu komikleştirmek kaygımızı azaltacaktır. Sizi kaygılandıran düşüncelerinize bir de espriyle yaklaşın.

Kaygılı zamanlarda adım atmak zordur. Ancak kaçınmak, yani kaygıdan ötürü atılması gereken adımları atmamak ve vazgeçmek kaygıyı daha fazla besler. Yukarıda örnek olarak verilen iki peygamber de gereken adımları atmış, kaygı hissetmelerine rağmen yapmaları gerekenden vazgeçmemiştir. Olabildiğince kaygı hissettiğiniz durum için adım atmaya çalışın, ama bu aşamada kendinize nazik davranmayı da unutmayın.

Sürekli aynı kaygılı düşüncelerin kafanızdan geçtiğini fark ediyorsanız sesli olarak, “Şu ânda yine aynı yola girdim. Bunu durduruyorum ve saat … da kaygılarımı düşünmek için kendime randevu veriyorum.” demek, yani belirlediğiniz bir saat dilimine kaygılı düşüncelerinizi ertelemek, onları yok saymadan durumunuza sınır koymanızı sağlayacaktır. Bu alıştırmayı uyguladığınız hâlde kendinizi tekrar kaygılı düşüncelerle boğuşurken bulabilirsiniz. Tekniği alışkanlık hâline getirene kadar bu çok normaldir. Tekrar başa sardığınızı gördüğünüz her ân kendinizi nazikçe uyarın ve randevunuzu hatırlatın.

Yapacağınız işle ilgili yoğun kaygı duyuyorsanız bol pratik yapmanın sizi daha güvende hissettireceğini unutmayın. Ayrıca yapılacak iş için gerekli donanımları edinmek; örneğin, araştırma yapmak, ders almak gibi destekler belirsizlikleri ortadan kaldıracaktır.

Bu yazımızda motivasyon perspektifinden kaygıyı ele almaya çalıştık. Kaygı konusu hakkında daha fazla fikir sahibi olmak ve farklı yaklaşımları edinmek isteyenler, Kemal Sayar’ın, sitesinde kaleme aldığı “Varoluşçu psikoloji açısından anksiyete” adlı makaleye göz atabilir. Rabbimiz (cc), öğrendiğimiz ilimlerle amel etmede bizleri muvaffak kılsın. Allahumme âmin.

Selam ve dua ile…

 

[1]. “Onlar ki ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler ve (derler ki): ‘Rabbimiz! Sen bunu boşa yaratmadın. Seni eksikliklerden tenzih ederiz, bizi ateşin azabından koru.’ ” (3/Âl-i İmran, 191)

[2]. https://www.cam.ac.uk/research/discussion/opinion-women-are-far-more-anxious-than-men-heres-the-science

[3]. 28/Kasas, 10

[4]. Buhari, 2915; Müslim, 1763

[5]. https://kemalsayar.com/haftanin-yazisi/benimsenmemis-duygulariniz-sizi-nasil-incitiyor

[6]. 3/Âl-i İmran, 159

[7]. https://www.sportsandmerits.com/makale/226-her-gun-yarim-saat-yuruyus-ile-vucudumuzda-meydana-gelen-degisiklikler